Yan Odadan Filmler – All Stars S04E04: Boy Değil İşlev

Yan Odadan Filmler – All Stars S04E04: Boy Değil İşlev

Ayo sis! All Stars 4 gelmiş geçmiş en iyi sezon olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Kaymağın da kaymağı kadro görünürde dramalara bulaşmasa da çalışma odasında dönen shady yorumların iş elemeye geldiğinde epey sıkıntı yaratacağını tahmin edebiliyorum. Henüz o noktaya varamadık; ama eminim kibar davranarak en kötü skor kartına sahip yarışmayı gönderen birincilerin tavrından sıkılmış bir grup villainesque şansın yüzlerine güleceği günü bekliyordur. Neyse… Kollarımızı sıvadık ama henüz b*kla oynamaya başlamadık. O günler de gelecek. Bu sebeple biraz yoklama çekelim, tahminler çıkıyor mı kontrol edelim diyorum. Ne diyorsunuz beyler? Üçüncü bölümde lotoyu tutturan var mı?

Emre Thunderfvck: Ben Landscape in the Mist kazanır diyordum, tutturmuşum! İlk hafta da yaklaşmıştım, fakat ikinci haftayı bilemedim. Düşük puan alacak filmleri tahmin etmek daha zor.

Adem Flowers: Filmleri gördükten sonra ben ya da Onurcan kazanır diye düşündüm açıkçası. Ancak bottom 3 beni de şaşırttı…

Film hafızam genişledikçe beğenilerimde de ufak oynamalar olmaya başladı sanıyorum. Bu yaş almakla da alakalı tabii. Ama buruştuğumu kabul etmeyerek, Yan Odadan Filmler’in yaşatttığı bolluktan sebep bir hareketlenme olduğuna dair ısrarlarımı sürdüreceğim. Şimdi… Yavaştan bir geleneğe dönüşmeye başlayan kısa film görevi ile sınadım bu sefer taçsız efsaneleri. Artık kısalarda hedef çok belirsiz değil. Ne de olsa Tumult, We Can’t Live Without Cosmos ve Spoetnik’in aldığı görev birincilikleri örnek olarak önlerinde duruyor. Dolayısıyla da beklentim her zamankinden yüksek. Ve bir taraftan da kısalara gerçekten de araştırma gerektirdiği için kendi yarışmamın Snatch Game’i muamelesi yapmaya başladım. Cepten yenmesine izin vermeyen, tek kişilik dev jüri bunu beğenir mi değerlendirmesini yaparken eleştiri okumak yerine direkt film izlemeyi gerektiren muhteşem bir görev. Kendi başımı okşayarak bu harika buluşumu kutlamak ve direkt kritiklere atlamak istiyorum izninizle. Hanımlar beyler, motorlarınızı çalıştırın. Başlıyoruz!

Cemal Zamolodchikova, Emre Thunderfvck, Muzaffer Luzon ve OnurDeLaCreme… Bu haftayı “Safe” beyazıyla tamamlayan dörtlü sizler oldunuz. Sezon başladığından beri pek dillendirmedim ama artık Safe ile aşna fişne eden, High yeşili ya da Win mavisi ile tanışmamış yarışmacılarımın harekete geçme zamanı geldi. Bunu bir uyanın alarmı olarak düşünün. Bilhassa Cemal ile Emre’ye sesleniyorum. Lütfen, ama lütfen! Şimdi podyumu terk edebilirsiniz… Kalan yediliden dördü yüksek notları topladı. Bunlar kim? John Doe, Ali Edwards, Arenbee ve Oğuz McMichaels. Bu da Adem Flowers, Murat Michaels ve Onurcan Mattel‘in “Bottom 3″yi oluşturduğu anlamına geliyor. Filmleriniz gibi yorumlarımı da oldukça kısa tutmaya çalışacağım. Nick Davis’in kapsül yorumlarına selam ederek ağzımı açıyor ve gözlerimi de yumuyorum.

Nedimelikten kurtulup bir türlü gelinlik mertebesine erişemeyen John Doe‘nun gönderdiği Skhizein kolayca ucuz bir gimmick’e dönüşecek konseptten yalnızlık, aidiyet duygusundan yoksun kalmak ve pek altını çizmese de farklı olanın, kalıplara uymayanın dışlandığı dünya üzerine bolca cümle çıkarıyor. Süre olarak minimuma oynadığından farklı fikrini çabuk eskitmesi üzücü. Fakat finalde eksenden çıkmış ana karakterini yok ederek tüm dertlerini kendi çözümlüyor. Aynı bahçede volta atmasına değecek hüzünlü bir vedayla toparlıyor. Oğuz McMichaels‘ın önerisi I Like Girls‘ün de neredeyse benzer temalara oynadığını söylemek mümkün. Burada daha spesifik bir tekillik var tabii. Üstelik işin içerisine genç olmayı, ilk aşkı, ilk sevişmeyi de dahil ediyor. Dört farklı kadının yaşadıklarından oldukça evrensel bir his çıkarıyor yönetmen/senarist Diane Obomsawin. Biçim olarak BoJack’e benzemesine de kapılmış olabilirim. Hatta öyle ki tamamının anlatıcı destekli olmasına bile itiraz edemedim. Sırf bu sebepten elediğim yarışmacılar olduğunu düşününce bu büyük bir adım.

Geliyorum her daim yüksek performans göstermesine rağmen Yan Odadan Filmler tarihinde bir türlü aradığı görev birinciliği ile buluşamayan Ali Edwards‘a. The Confession da tıpkı Skhizein gibi finaldeki duygu patlaması için affettiğim bir kısa oldu. Esasında duygu patlamasını dışarıya değil direkt kendi yaşam alanında patladığım için affedip takdir etmemle alakalı. Çünkü klasik bir anlatıymış gibi tüm tercihlerini ana akım sinemasının normlarına göre yapmasına rağmen genç ana karakteri hayattaki ilk büyük tercihini yaparken birey olabilmek namına en büyük dersi başkalarından değil, kendi vicdanından alıyor. Oyunculuklar göz yormasa muntazam diyeceğim. Ve yüksek not alanlardan da son olarak Arenbee‘yi konuşacağız. Tune for Two, The Muppet Show’un meşhur şarkısını ölümle burun burunayken söylemeye başlayan karakterini alıp en masum anılara dönüş yapıyor. Hem kuzeyden miras bir komediye sahip, hem de oturup bu üç dakikanın sonunda bolca neden ve nasılla muhattap edecek kadar güçlü. Biraz da ağır temalarla haşır neşir, bariz metaforların hesabıyla yola çıkan kısaların karşısında izlemiş olmamın ekmeğini yedi.

Sinirlerimi bozacak kadar kötü üç öneriye gelecek olursak… Onurcan Mattel, yarışma tarihinde ilk kez benim neleri beğenmediğimi önemsemeden bir öneride bulunmuş ve tabii ki bu ona pahalıya patladı. Çocuk aşkı, Wes Anderson/Tim Burton karması özenti bir evren ve bolca dış ses. Dead Hearts‘ı da Tina Fey’in meşhur tanımlamasına uyan projeler arasına eklemek istiyorum: Hipster nonsense. Sözde göze hitap eden samimiyetsiz, ahmakça, kötü icra edilmiş bir iş. Diğer taraftan Adem Flowers‘ın araştırma yapmak istemeyerek gönderilmiş gibi duran Le ballon rouge‘u var. Yine görsel anlamda bir dikiş tutturulmaya çalışılmış ama daha açılışında ne olacağını az çok kestirebiliyorsunuz. Tam bir kör parmağım gözüne metafor şöleni. Bu tür üsluba ne geçmişte tahammülüm var, ne de gelecekte. Dolayısıyla öve öve bitirilemeyen Le ballon rouge’u da üstüne basa basa “vasat” bulduğumu söylemeden edemeyeceğim. Murat Michaels‘ın Kung Fury tercihini de eşit oranda tembel işi buldum açıkçası. Belli bir konsept çerçevesinde olabildiğince eğlenmeye gayret eden bir kısa bu. Sanıyorum uzun metrajlı bir devamı da düşünülüyormuş, aman ne güzel. Ama çizgi roman evrenleri gibi içine girmediğiniz takdirde tam bir eziyete dönüşebilir. Kung Fury’i izlerken ben de 30 dakikalık bir işin insanı ne derece yorabileceğini öğrenmiş oldum. Mavinin tüm tonlarıyla oynarken atılan her adım bana yorucu geldi. Sanki ufak bir çocuğun durmaksızın çığlık atarak yatağın üzerinde zıplayışını izlemiş gibi hissediyorum.

Verdiğim notlar görev birincisini epeyce açık ediyor bence. İlk görevdeki grup değerlendirmesi olmasa üç hafta üst üste High yeşili ile buralara gelmiş olma ihtimali yüksek Arenbee‘ye sesleniyorum: You’re a winner baby! You’ve earned a cash tip of 10,000 dollars.

Şimdi yarışmanın benden çıktığı epey mutlu olduğum karar anına geldik. İpi göğüslediğin için Adem, Murat ve Onurcan arasından birini elemek üzere seçmen gerek Aren. Çember daralıyor, tercihler giderek zorlaşıyor. Ama bu da oyunun kuralı. Hadi bakalım, meydan senindir. With great power comes great responsibility. Which queen have you chosen to get the chop?

Arenbee: Bu benim için çok zor bir karar diyemem. Onurcan’ın finale gidecek kapasitede bir yarışmacı olduğunun farkındayım. Ama en iyilerle çarpışmak istediğimden onu elemeyeceğim. Adem’in önerilerinin hayranı değilim ama jüri belli ki benim göremediğim bir şeyler görüyor. Geriye tek bir seçenek kalıyor: Murat. Geriye kalanlar arasında en zayıf halkalardan biri zaten. Bir film öneri yarışmasında Natural Born Killers gönderen birinin yeri yok. Bye Felicia!

As it is written, so shall it be done. Murat Michaels, you’re an All Star. Now sashay away…

Adem Güneş
LE BALLON ROUGE
1956 | Albert Lamorisse
C+
John Doe
SKHIZEIN
2008 | Jérémy Clapin
A-
Ali Kavas
THE CONFESSION
2010 | Tanel Toom
A-
Aren Hamparyan
TUNE FOR TWO
2011 | Gunnar Järvstad
A
Cemal Akçiçek
MATCHMAKER GOES TO PARIS
2006 | Brian McCook & Emily Geanacopoulos
B+
Emre Küçükenez
THE OLD MAN AND THE SEA
1999 | Aleksandr Petrov
C+
Murat Karakuş
KUNG FURY
2015 | David Sandberg
C+
Muzaffer Çınar
MINDENKI
2016 | Kristóf Deák
B
Oğuz Kayır
I LIKE GIRLS
2016 | Diane Obomsawin
A-
Onur Coşkun
MORE
1998 | Mark Osborne
B
Onurcan Güden
DEAD HEARTS
2014 | Stephen W. Martin
C

Yarışmacı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12
Adem Güneş SAFE WIN HIGH BTM3                
John Doe HIGH HIGH BTM3 HIGH                
Ali Kavas SAFE HIGH BTM3 HIGH                
Aren Hamparyan SAFE HIGH HIGH WIN                
Cemal Akçiçek SAFE SAFE SAFE SAFE                
Emre Küçükenez SAFE SAFE SAFE SAFE                
Muzaffer Çınar HIGH SAFE WIN SAFE                
Oğuz Kayır SAFE BTM3 SAFE HIGH                
Onur Coşkun BTM3 SAFE SAFE SAFE                
Onurcan Güden WIN SAFE HIGH BTM3                
Murat Karakuş SAFE BTM3 SAFE ELIM                
Çağatay Kalyoncu BTM3 SAFE ELIM                  
Faruk Songur SAFE ELIM                    
M. Ferhan Meraler ELIM                      
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
LOW: Düşük not, BTM2/3: En düşük notu alan yarışmacılar, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.