Yan Odadan Filmler – All Stars S04E05: Al, Hepsini Kırdın

Yan Odadan Filmler – All Stars S04E05: Al, Hepsini Kırdın

Ayo sis! Kim birinci olacak, kimi eleyecek, acaba adil mi davranacak yoksa en büyük rakibini mi sepetleyecek heyecanıyla dolu dolu geçen All Stars 4’ün kilit görevlerinden birine daha geldik. Criterion dolaplarında gezinen yarışmacılarımı IMDb notu 7’nin altında olan filmler önermelerini isteyerek hazırlıksız yakalamaya bayılıyorum! Bu sefer aynı konsepti romantik yapımlarla buluşturup sulu Hollywood aşklarına mecbur kalsınlar diye zorladım; ama öyle bir yıldızlar karması var ki hiçbiri bu tuzağa düşmedi. Ana sahneye dönüp haftanın en iyileri ve en kötülerini konuşacağız elbet. Yalnız ben biraz ortalık kızışsın, kim kimi rakip olarak görüyor belli olsun diye finale kim kalır sorusunu yönelttim bizimkilere. Hadi tırnaklarımızı birbirine sürterek gelen cevaplara bir göz atalım:

Cemal Zamolodchikova: Adem’in performansı iyi ama filmlerinin fazla safe olduğunu düşünüyorum. Not giving good TV! Ondan finale çıkmazsa üzülmem. Finalde yanımda Emre ve Onur’u kesin görmek isterim, power rankinglerimiz benzediği için sonuç sürpriz olabilir.

Muzaffer Luzon: Ben açıkçası Onurcan ve Adem’in finale tırmanacağına kesin gözle bakıyorum. Epey iddialılar, nabza göre şerbet vermekte de ustalar. Kalan iki koltuk için de 4 aday var; John Doe, Aren, Emre ve ben. İçimizden en çok sempati toplayan 2 kişi final biletini kapacak, geri kalan ikili de münasip vakitlerde çukuru boylayacaktır diye tahmin ediyorum. Diğer dört arkadaşımın ise isimlerini hatırlamıyorum.

John Doe: Finale kadar Muzaffer, Oğuz, Onurcan ve Ali Kavas ile yürümek istiyorum. Artık top 4 nasıl bir kombinasyon olur onu UPaul’e bilumum espri ve kritik karar suflesi veren kulaklık düşünsün.

Adem Flowers: Finalde görmek istediğim kişiler John Doe, Onurcan Güden ve Emre Küçükenez ya da Aren Hamparyan (Beni elemediği için kendisine teşekkür ediyorum ayrıca.). 🙂

Emre Thunderfvck: Bu yarışma uzun bir maraton ve stres dolu haftalar yeni başlıyor. Ben finalde yerimi alacağıma inanıyorum ve şu anda yanıma istediğim üçlü: Adem, Muzaffer ve Aren.

Ali Edwards: Beşinci göreve kadarki performanslara bakarsak Aren ve Muzaffer’in finale doğru emin adımlarla yüründüğünü söyleyebiliriz. Eğer bundan sonra da çok büyük bir düşüş yaşamazlarsa final hak ediyorlar diye düşünüyorum. Aynı şekilde rakip olarak atadığım Onurcan ve herkesi her daim en güçlü rakibi John Doe da final için iddialı. Ha, yarıştığım diğer sezonlarda finale bir nefes kala elenmekten kurtulamadığım için bence, artık, lütfen, ben çıkmalıyım finale; fakat nispeten daha risksiz yarıştığım bu sezon o WIN’i alamazsam ELIM yemem çok da uzun değildir. Kısmet.

Onurcan Mattel: Final koltuklarında Arenbee, Adem Flowers ve John Doe’yu kesin olarak görebiliyorum. Dördüncü koltuk eğer benim olmazsa, Muzaffer Luzon’un veya safe batağından kurtulması halinde Emre Thunderfvck’ın olabilir (Benden erken davrandığı önerisiyle high alarak karnesini de renklendirecek sonunda.). Ancak bu mevcut skorlara göre bir öngörü. Üç bölüm sonra tekrar konuşalım.

Arenbee: Finale gerçekten yakışacağımı düşünüyorum. Adem ve Muzaffer zaten jüri tarafından çok seviliyor. Muhtemelen ikisi bana eşlik eder. Ama benim favorilerim Ali Kavas ile Emre Küçükenez. Böyle Top 5’e çıkalım, gerisi UPaul’a kalsın.

Oğuz McMichaels: Yarışmadaki performansını iyi bulduğum ve risk aldıklarını düşündüğüm iki isim Cemal ve Emre. Bu ikilinin finali görmesini kendimden çok istiyorum sanırım. Onurcancığım’a gelecek olursak, kendisinden pek haz etmesem de finali görmesi gerek, bitch deserves it. 4. kişi için de kendimi istiyorum but bish it’s a fucking massacare! Sağ çıkamazsam da Aren veya Adem’in kalmasını isterim.

Şöyle bir toparlayacak olursak Top 4 için en iddialı görülen isimler Aren, Adem ve Muzaffer. Bakalım bu iddiaları göze çarpıp rakiplerinin onları elemesine sebep olacak mı? Çünkü oyunu biraz kirletmek, en büyük rakibini elemek için WIN mavisiyle buluşmayı bekleyen bir kalabalık mevcut. Bekleyelim, görelim… İzninizle artık harekete geçmek, ah kalbim dedirten filmlerin podyumdaki savaşına şahit olmak istiyorum. Bayanlar, baylar ve kötü espri arayanlar, kemerlerinizi sıkı bağlayın. Başlıyoruz!

Beşinci haftada yavaştan şampiyonluk yarışı için önerilenlere ekstra dikkat etmeye başladım. Neticede kimlerin risk aldığı, kimlerin kesin olana oynadığı da taç yarışında büyük önem taşıyor benim için. Dolayısıyla yarışın üçte biri tamamlanmışken “Safe” seviyesinde kalanlara tek kaşım kalkık bir bakış attığım bilinsin istiyorum. Adem, Flowers, John Doe, Arenbee ve Onurcan Mattel. Skorlarınız sizi bir sonraki aşamaya taşımaya yetti. Yalnız karnelerde gördüğüm “Safe” saydamlığının Oscar Boy’un sıradaki filmkolik starını seçerken, Hall of Fame’de yerini alacak efsaneyi belirlerken pek de işinize yaramayacağını hatırlatmak isterim. Şimdi çekilebilirsiniz. Muhafızlar!!!

Hazır Nicole Kidman daha dün 51. yaşına basmışken, Ali Edwards‘ın üzerimde beklemediğim bir etki yaratan önerisi Birth ile açalım podyumu. Daha bir önceki sezonda Kidman’ın çok övülmüş, ama benim ilelebet nefret ettiğim The Others performansıyla tanıştığımdan yeni bir hayal kırıklığına sevk edilmeye epey hazırdım. Fakat Birth’te Kidman’ın muazzam performansından da öte (bilhassa opera sahnesini uzun bir süre aklımdan silemeyeceğim) harika bir keşife çıkıyor Jonathan Glazer. Yasaklı sularda hazine ararken gimmick formuna rahatlıkla girebilecek reenkarnasyon hikâyesinden karakter tahlili yapmaya başlıyor birer birer. Hem Paul Thomas Anderson’ın Magnolia’sı, hem de Charlie Kaufman’ın Adaptation’ı tadında kelli felli bir zaaflar gösterisi. Ve hepsinin ilham kaynağı da aynı aslında: Stanley Kubrick. Büyük ustanın filmleriyle mukayese edecek kadar aymazlık yapmayacağım. Lakin korkusuzluğunun en azından aynı cümle içinde anılmayı hak ettiğine inanıyorum.

Yarışmanın başından beri radarın altında gezinen Emre ThunderfvckMy Summer of Love ile en nihayetinde özüne döndü. Nefret etmekten kendimi alıkoymadığım Ida’nın arkasındaki beyin Pawel Pawlikowski’nin imzasını taşıyor bu büyüme öyküsü. Başrollerden birinde de er ya da geç Oscar sahnesine ödül almak için çıkacak Emily Blunt var. İtiraf etmeliyim, cinsel kimliğini yeni yeni keşfeden genç kadınlarla ilgili anlatıların erkeklere emanet edilmesinden pek hazzetmiyorum. Çünkü ne yaparsanız yapın, eril bir fantezinin parçası hâline dönüşüyorlar ister istemez. My Summer of Love’da neyse ki bu softcore erotizm dikkati pek dağıtmıyor. Yalnız dikkatli davranacağım derken de tekdüze olmaktan kurtulamamış sanki Pawlikowski. Ama ne var? Finalindeki sen bir amaç değil, araçsın diyerek sırtını dönerek uzaklaşan, suratına da kendinden emin bir tebessüm iliştiren toy cesaret tüm noksanları affettiriyor. Bir de mümkünse bu filmi Blunt’la değil, Natalie Press’in şahane performansıyla analım.

Görevin yüksek not alan son yarışmacısı Oğuz McMichaels, yarışmacı arkadaşlarından epeyce farklı bir yaklaşımda bulunmuş ve risk alarak The Night Porter‘ı önermiş. Romantizm konusunda çok farklı bir kaynaktan, Naziler’den yararlanıyor bu erotik, psikolojik, sadist ve hatta mazoşist drama. Her şeyden evvel hem yanlış, hem de bir o kadar doğru bir tat bıraktı ağzımda, ki sanıyorum ben tam olarak burada vuruldum The Night Porter’a. İnanılmaz bir suçluluk duygusuyla hiç de fena eskimemiş kösnüllüğüne kükredim. Hele bir de Charlotte Rampling dahil olduktan sonra inkar edilemeyecek ekran karizmasıyla bu keşmekeşe, karanlık bir viraj alıyor iyice film. Ah o kavanozun peşinde ben de olsaydım, açık denizlere yol alsaydım diye yaptım finali. Müthiş bir fetişizmin, hastalığını üretimi çünkü o mizansen. Liliana Cavani tereddütsüz hafızalara unutulmayacak bir an armağan ediyor. Muhtemelen iyi yaşlanacak kafamda, düşündükçe büyüyecek tesiri.

Bottom 3 kırmızısıyla tanışacak ilk isim Cemal Zamolodchikova. En iyilerin yarıştığı BOTS’a katılmış tek üçüncü olarak tacı ucundan kaçırmasına rağmen Cemal bu sezonu düşük bir performans vermekte. Matchmaker Goes to Paris harici her önerisine negatif bir reaksiyon verdim. The Best Little Whorehouse in Texas da içlerinde en kötüsü olmaya aday. Dolly Parton ve Burt Reynolds gibi iki alakasız starı bir araya getirip, birbirinden alakasız parçalarla iki saat boyunca kafa ütüleyen, Türkçe karşılığını bulamadığım bir hot mess var karşımda. Hani bazı filmler o kadar kötü olur ki, bu kasıtlı berbatlığın başarısına inandırıp kült ilan edilir. Ama The Best Little Whorehouse in Texas ciddi ciddi iyi bir şeyler çıkabileceğinin inancıyla çıkıyor yola. Yaklaşık 10 filmlik materyali tek mizansende eritiyor. Yetmiyor, hiç ummadığınız yerde müzikal bir numara ile kafa karıştırıyor. Salt kötü. Biraz zorlarsanız yarışma tarihinde önerilmişlerin son sırasına bile yerleştirebilirim.

Muzaffer Luzon ise Bernardo Bertolucci’nin tren enkazı The Sheltering Sky‘ı yollamış. Hayatımda hiç bu kadar yapmacık bir film izlememiştim diyeceğim; fakat Terrence Malick’in filmografisini erittiğimden böyle bir iddiada bulunamıyorum. Optik illüzyonlarla seyircisini büyülemeye çalışan bu tür yapımları ben direkt sinefil kapanı olarak tanımlıyorum. Burada sinefil kelimesini aşağılayıcı bir anlamda kullandığımı da hatırlatmak isterim. Hedefim Muzaffer değil, iyi çekilmiş orman, gökyüzü, çöl, perde, deniz, ova manzaralarıyla senaryosunun ne kadar boş olduğunu unutturmaya çalışan yönetmenler ve bunların tuzağına düşürdüğü güruh. The Sheltering Sky da sayısız gevelemenin arasına epeyce oryantalist bir Afrika kartpostalı ekliyor. Amerikalılar’ın kendi sınırları haricinde her yere sığ ve egzotik yaklaşmasına alışığım. Ama bunu Bertolucci gibi, The Last Emperor’a imza atmış bir yönetmenden görünce sinirleniyorum.

OnurDeLaCreme‘in önerisi az evvel My Summer of Love’da bahsettiğim problemlerle sınanıyor. Kuzey’den Kyss mig, inanılmaz hetero bir bakış açısıyla yine iki kadın karakterin cinsel kimliğini keşfedişine odaklanmakta. Yalnız hareket noktasının hedef kitlesi lezbiyenleri iş üstünde izlemeyi seven cis erkekler gibi hissetme ihtimaliniz çok yüksek. Çünkü bir tarafta alımlı, seksi, gizemli bir kadın var. Diğer tarafta da hetero ilişkisine hapsolmuş, can simidi arayan, sessiz yardım çığlıkları atan bir başka fâni. Tek bir saniyesine dahi inanmadım bu anlatının. Erotizmi eser miktarda olsa bile tüm fiziksel imaları, mânâlı bakışları, dudak ısırışları çok güzel gözükmüyor muyuz kafasında. Bir taraftan da acaba Onur, yok ben yapamayacağım galiba diye intihar mı etti diyorum. Kyss mig izlemeden bile ne olduğunu ele veriyordu çünkü.

Görev birinciliği için kafamda iki isim var; biri Ali Kavas, diğeri de Oğuz. Fakat duygusal anlamda kendimi daha bir kaptırdığımı taçlandırmak istiyorum. Çünkü yarışmada kritik anlamda baş tacı edilmiş filmler izlemekten sıkıldığım bir döneme girdik. İkizler damarım atmak üzere. Ne kadar beğenirsem beğeneyim, kalbim daha pasaklı olana gidiyor. Dolayısıyla Ali Edwards, you’re a winner baby! You’ve earned a cash tip of 10,000 dollars.

Bu görevin bottom 3 kırmızını alan üçlüsü CemalMuzaffer ve Onur oldu. Yine ciddi bir karar verilmesi gerekiyor. Üçüncü sezonunda yarışmadaki ilk görev birinciliğini alan Ali’nin omuzlarına yükü bırakıp kenara çekiliyorum. With great power comes great responsibility. Which queen have you chosen to get the chop?

Ali Edwards: Muzaffer’i elemeyi düşünmüyorum; çünkü hem yarışma performansı henüz hiç HIGH ya da WIN alamamış diğer ikiliye göre çok daha başarılı hem de önerdiği filmleri oldukça beğeniyorum. Cemal ve Onur’un yarışma performansları ise kısmen eşit sayılabilir; fakat Cemal’in hem bu hafta gönderdiği Whorehouse müzikalinin daha riskli bir iş olması hem de benim gönlümü kazanan Matchmaker Goes to Paris önerisi sebebiyle yarışa devam etmesini istiyorum. Hoşça kal Onur.

As it is written, so shall it be done. OnurDeLaCreme, you’re an All Star. Now sashay away…

Adem Güneş
ALL THE REAL GIRLS
2003 | David Gordon Green
B-
John Doe
THE HEARTBREAK KID
1972 | Elaine May
B
Ali Kavas
BIRTH
2004 | Jonathan Glazer
A-
Aren Hamparyan
THE FABULOUS BAKER BOYS
1989 | Steve Kloves
B-
Cemal Akçiçek
THE BEST LITTLE WHOREHOUSE IN TEXAS
1982 | Colin Higgins
F
Emre Küçükenez
MY SUMMER OF LOVE
2004 | Pawel Pawlikowski
B+
Muzaffer Çınar
THE SHELTERING SKY
1990 | Bernardo Bertolucci
C
Oğuz Kayır
THE NIGHT PORTER
1974 | Liliana Cavani
A-
Onur Coşkun
KISS ME
2011 | Alexandra-Therese Keining
C-
Onurcan Güden
SOMERSAULT
2004 | Cate Shortland
C

Yarışmacı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12
Adem Güneş SAFE WIN HIGH BTM3 SAFE              
John Doe HIGH HIGH BTM3 HIGH SAFE              
Ali Kavas SAFE HIGH BTM3 HIGH WIN              
Aren Hamparyan SAFE HIGH HIGH WIN SAFE              
Cemal Akçiçek SAFE SAFE SAFE SAFE BTM3              
Emre Küçükenez SAFE SAFE SAFE SAFE HIGH              
Muzaffer Çınar HIGH SAFE WIN SAFE BTM3              
Oğuz Kayır SAFE BTM3 SAFE HIGH HIGH              
Onurcan Güden WIN SAFE HIGH BTM3 SAFE              
Onur Coşkun BTM3 SAFE SAFE SAFE ELIM              
Murat Karakuş SAFE BTM3 SAFE ELIM                
Çağatay Kalyoncu BTM3 SAFE ELIM                  
Faruk Songur SAFE ELIM                    
M. Ferhan Meraler ELIM                      
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
BTM2/3: En düşük notu alan yarışmacılar, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.