Yan Odadan Filmler – All Stars S04E07: Hallmark Divas Live

Yan Odadan Filmler – All Stars S04E07: Hallmark Divas Live

All Stars 4’ün nihayet ilk yarısı tamamlandı ve cream of the crop ile kalan görevler için kıyasıya rekabetin startını verebiliriz artık. Tabii çember daralınca kimin kimi eleyeceği de daha fazla önem teşkil etmeye başladı. Bu yüzden biraz dengeler değişsin diye sorular sorup, herkesin tüm incilerini dökmesi için eylemlerde bulunmaya devam ediyorum. Kalan Top 8 filmkolik starıma da şu soruyu yönelttim: Bu sezon içerisinde önerildiğini görünce gözlerinizi devirdiğiniz, devirirken sandalyelerden düştüğünüz bir film oldu mu?

Adem Flowers: Cemal’in kısa film önerisi dışında herşeye göz devirdim. Ayrıca özellikle Ali Edwards aşırı overrated diye düşünüyorum. Aren son seçimiyle hayalkırıklığı yarattı ve kazanan önerisine göz devirmekten baş ağrısı yaşadım. Ama tek kişilik dev jüri UPaul’a saygım sonsuz!

John Doe: Önerilen filmler içinde seçimine en fazla göz devirdiğim film The Tale oldu. Güncel sinema takipçisi sıkı bir film bloggerına önerilecek film mi bu? Hakaret gibi. Adamın yarın sezon için açıp izleyeceği filmi önermekte çirkin bir tembellik var bence. Ama neredeyse kazanacağını düşününce de görl, more power to you demekten başka bir şey düşünemiyorum. Byeeee.

Ali Edwards: Afişte Criterion simgesini görünce gözlerim kendiliğinden devriliyor zaten; fakat sezon boyunca Le balloon rouge’daki kadar şiddetli bir rolling eyes vakası yaşamadık sanırım. Kısa metraj gibi bir deryada Google 1. sayfa ilk başlık filmini gönderip yarışa devam etmek de, ne bileyim…

Arenbee: Aslında ekrana yumruk atmak istediğim öneri çok fazla ama The Boys in the Band nefretim bir başka. Beni biraz zorlarsan Landscape in the Mist kolaycılığına da sataşabilirim.

Cemal Zamolodchikova: En çok göz devirdiğim film YOL oldu tabiki de. Why bitch why!! Düşündükçe cringe yeminlen.

Emre Thunderfvck: Bence finale en yakışmayan öneri Natural Born Killers olmuştu. Zaten bu hatasının cezasını da çabuk çekti Murat. Önerilmesine bir tepki koymadığım fakat izleyince en sevmediğim tercih ise Grey Gardens isimli deneysel video kaydı oldu şu ana kadar 🙂

Muzaffer Luzon: Valla önerildiğinde değil de, Aren’in gönderdiği 3 dakikalık anlamsız kamu spotunun WIN aldığını öğrendiğimde epey göz devirmiştim.

Onurcan Mattel: That Obscure Object of Desire, Natural Born Killers, Straw Dogs, The Best Little Whorehouse and Shit… Hepsine koca bir NO!

Biri pencereleri açabilir mi, içeri güneş girsin! Toprağı sıksan shade fışkıracak, maşallah. Öhöm… Tırnaklarımı daha fazla birbirine sürtersem keratinsizlikten düşüp bayılacağım. İyisi mi entrikaları tüm pasaklılığımla yarışmacılarıma devredeyim. Bundan sonra kan gövdeyi götürecekmiş gibi duruyor zaten. Arriba arriba, andale andale! Gentlemen, start your engines…

İşimi kolaylaştırmak adına her zamanki gibi yine birilerini duvarlarında “Safe” yazan o saydam odaya yollayacağım. Artık oturup çekirdek mi çitlerler, ben niye risk almadım diye mi ağlarlar bilmiyorum. Eleme potasına da bundan böyle 3 değil sadece 2 kişiyi çıkaracağımı hatırlatarak bir sonraki göreve geçmek için yeterli puanı alan isimleri duyuruyorum: ArenbeeMuzaffer Luzon ve Onurcan Mattel. Hollywood’un altın çağından filmler göndermeniz ve pek risksiz davranmanız sonucu üçünüzü birlikte anıyor olmam bir tesadüf değil bana sorarsanız. Neyse, siz mesajı aldınız. Şimdi sahneden çekilebilirsiniz.

Karışık gidelim artık ne dersiniz? Highlar bir tarafta, bottomlar bir tarafta olmasın. Ayrımcı diyorlar sonra. Adem Flowers ile başlıyorum bu yüzden. Her şeyden evvel ekran divaları görevine Julie Walters/Joely Richardson ikilisinin uyduğundan pek emin değilim. Sister My Sister zaten kağıt üzerinde de kaşlarımı çatmama sebep olacak bir öneriydi. Çocukluklarından beri bir araya gelmeyen iki kız kardeş aynı evde hizmetçi olarak göreve başlar, sonra da ensestten makas alan bir tansiyonun fitili ateşlenirse ne olur? KİMİN UMRUNDA? Çok pasaklı ve bayat geliyor bana bu seksenlerin sonundan miras erotizm. İşin kötüsü filmin yönetmeninden senaristine kadar herkes kadın! Kamera arkasında bu kadar çok kadın varken de insan hetero erkek bakış açısının ürünü tensel düşlerin nereden geldiğini merak ediyor. Belki de uyarlandığı materyal daha derli topludur, bilemedim. Ama Sister My Sister bu formuyla tam bir enkaz. Hepsini o gıcırdayan merdivenlerden yuvarlayasım geldi.

John Doe, drag mother’ı Meryl Streep’in filmografisinden hareketle The Bridges of Madison County‘i yollamış. Büyük lokma ye, büyük söz konuşma derler ama yok ben kendimi tutamayacağım; Clint Eastwood’un hem yönetip hem de başrolünü üstlendiği bu Hollywood harikası, endüstrinin elinin değdiği gelmiş geçmiş en iyi romantik film olabilir mi? Kabul, melodramının ait olduğu topraklara, 40 yaş üstü kadın fantezilerine dair bir külüstürlüğü mevcut. Fakat, yine abartmaktan kaçınmayarak konuşacağım, bildiğin Amerikan Selvi Boylum Al Yazmalım bu. O yağmurda, pikapın içerisinde umutsuzca kocasını beklerken üç günlüğüne de olsa hayatına dokunan adamı gördüğündeki o bakış, kapının koluna giden eli, yanan sinyal lambaları… Gözlerim doluyor, boğazıma bir şeyler takılıyor. Peki bu kimin başarısı? Tabii ki de iki usta oyuncunun, Meryl Streep ve Clint Eastwood’un. Oscar Boy sayfalarında altın heykelcik kezbanlığı yaptığı için Meryl’ı sıkça eleştirdim; ama yiğidi öldürüp hakkını vermek gerek. Kadının 2000 öncesindeki kariyerinde tek bir fire yok!

Ali Edwards çok güzel bir yerden saza girmiş ve kült olmaya aday, Hithcock vari film noir Sudden Fear‘ı yollamış. John Doe ile ya yüksek, ya düşük skor alarak neredeyse her hafta kritikler için sahneye çıkan Ali’ye Joan Crawford da şans getirdi kısacası. Sinema tarihinde sessiz sedasız beğenilmeyi bekleyen bir gerilim filmi bu. Bugüne kadar önerilmemiş olmasına şaşırdım açıkçası. Elindeki aktif varlığa çok iyi oynayan yönetmeni de sağolsun Jack Palance’ın sıradışı yüz hatları ile Crawford’ın “Al sana Bette Davis!” diyen gözleri sayesinde sayısız ikonik kareye imza atılıyor. Bittiği yerin de özgürleştirici bir havası var bence kadın – erkek ilişkileri, evlilik üzerinden okuma yapıldığında. Tamam, kadını direkt mükafatlandırmıyor o ferahlatıcı tekillik ile fakat buraya giden taşları teker teker iyi döşediğini düşünüyorum açıkçası. Gloria Grahame’ı formunun zirvesinde izletmesi bir diğer önemli artısı oldu benim için.

Some Came Running‘i yollarken görev birinciliği alacağından pek emin olan Cemal Zamolodchikova var sırada. Vincente Minnelli sinemasından dem vurmak istiyorum öncelikle. Gigi ve An American in Paris gibi iki adet En İyi Film ödüllü, deli kızın çeyizi tadında filme verdiğim tepki ortadayken Cemal neden böyle bir hamlede bulunmuş bilmiyorum. Ama şu bir gerçek, ben hayal kırıklığına uğramadım. Yani Some Came Running’in çorbadan hâllice bir uğultu olmasını bekliyordum, karşılığını da aldım. İnsanın kulaklarını sağır edecek kadar çok fikri tek bir projeye sığdırmayı, ve hatta tabir-i caizse abanmayı seven Minnelli cephesinde değişen bir şey yok. Küçük şehre dönen sözde büyük, görmüş geçirmiş, tüm travmalarını peşinde sürüklemiş adamın debdebeleri… Zzzzzz. Aklıma gelmişken sorayım, bu birebir hesaplaşma, anlaşma, ortak bir paydaya varma matematiği sizi de sıkmıyor mu? Liste yapmış da sırayla tik atıyor gibi.

Ve son olarak Emre Thunderfvck‘ın gönderdiği Two for the Road‘u konuşacağız. Albert Finney gibi bir üstatla karşı karşıya olduğundan mıdır bilinmez daha açık oynayan Audrey Hepburn saklı burada. Kariyerinde ekonomik performanslar gösterdiğine sıkça denk geldik; fakat Two for the Road için kamera karşısına geçerken karakteriyle ilgili tüm detayların çetelesini çıkarmış sanki bu sefer efsanevi aktris. Fransa’nın güneyinde evlilikleri için cenaze marşı mı söyleseler, yoksa uçurumun kenarından koparıp alsalar mı diye yollara düşmüş bir karı koca var öykünün merkezinde. Bana biraz, benzetmek gibi olmasın, By the Sea’yi hatırlattı geçtiği çevre ve filmin temellerini attığı temaları göz önünde bulundurduğumda. Ancak Two for the Road’da tahmin edilebileceği üzere çok daha yetkin bir sinema dili var ve cinsiyet politikasını çözümlerken risk almaktan korkmadığı gibi epey de eğleniyor hem kadın, hem de erkek tarafıyla. İzleyip de hadi kalk gidelim hemen şu anda demeyecek biri yoktur, onu da ekleyeyim.

Görevin birincisini seçtiğim, Film Gibi’den miras Gülpembe arka fonlu kader anına geldik… Seçkide duygusal bir yerden beni yakalamış, göz pınarlarımı harekete geçirmiş bir film olduğunda gerisini gözüm kati surette görmüyor. Bir de 8 filmi izlerken ilk bu bahsettiğim yapımdan başlayınca rakipleri için bir dezavantaja dönüştü. O yüzden çok uzatmayacağım, adresimiz belli: John Doeyou’re a winner baby! You’ve earned a cash tip of 10,000 dollars.

Daha geçtiğimiz haftadan haberini vermiştim, artık bottom 2’ya geçiyoruz diye. Eleme potasında bu yüzden iki kişi var. Biri Adem, diğeri de Cemal. John Doe karar vermek her zamankinden daha zor biliyorum. Ama oyunu kurallarına göre oynamamız gerekiyor. Hazırsan, soracağım… With great power comes great responsibility. Which queen have you chosen to get the chop?

John Doe: They are all bottoms. Ama bu ikisi özelinde kararsız kaldım. O yüzden de adı konulmamış olsa da kız kardeşlerimin geçmiş performans değerlendirmeleri üzerine kurdukları eliminasyon paktını bozmamayı tercih edeceğim. Bu durumda elenmesi için, babalarımızın dillerine pelesenk olmuş ismiyle şu Rus aşüfteyi işaret etmem gerekiyor: Cemal.

As it is written, so shall it be done. Cemal Zamolodchikova, you’re an All Star. Now sashay away…

Adem Güneş
SISTER MY SISTER
1994 | Nancy Meckler
C+
John Doe
THE BRIDGES OF MADISON COUNTY
1995 | Clint Eastwood
A
Ali Kavas
SUDDEN FEAR
1952 | David Miller
A-
Aren Hamparyan
THE LITTLE FOXES
1941 | William Wyler
B-
Cemal Akçiçek
SOME CAME RUNNING
1958 | Vincent Minnelli
B-
Emre Küçükenez
TWO FOR THE ROAD
1967 | Stanley Donen
B+
Muzaffer Çınar
CAT ON A HOT TIN ROOF
1958 | Richard Brooks
B
Onurcan Güden
HOLIDAY
1938 | George Cukor
B-

Yarışmacı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12
Adem Güneş SAFE WIN HIGH BTM3 SAFE SAFE BTM2          
John Doe HIGH HIGH BTM3 HIGH SAFE BTM3 WIN          
Ali Kavas SAFE HIGH BTM3 HIGH WIN BTM3 HIGH          
Aren Hamparyan SAFE HIGH HIGH WIN SAFE WIN SAFE          
Emre Küçükenez SAFE SAFE SAFE SAFE HIGH HIGH HIGH          
Muzaffer Çınar HIGH SAFE WIN SAFE BTM3 SAFE SAFE          
Onurcan Güden WIN SAFE HIGH BTM3 SAFE SAFE SAFE          
Cemal Akçiçek SAFE SAFE SAFE SAFE BTM3 HIGH ELIM          
Oğuz Kayır SAFE BTM3 SAFE HIGH HIGH ELIM            
Onur Coşkun BTM3 SAFE SAFE SAFE ELIM              
Murat Karakuş SAFE BTM3 SAFE ELIM                
Çağatay Kalyoncu BTM3 SAFE ELIM                  
Faruk Songur SAFE ELIM                    
M. Ferhan Meraler ELIM                      
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
BTM2/3: En düşük notu alan yarışmacılar, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.