Yan Odadan Filmler – All Stars S04E11: Aykırı Balo

Yan Odadan Filmler – All Stars S04E11: Aykırı Balo

Yan Odadan Filmler’in RuPaul’s Drag Race sevdam sayesinde ortaya çıkmış bir yarışma olduğunu üç yıllık süreçte defalarca tekrarladım. Yani karne benzerliğine göre dağıttığım drag personalar, kullandığım klasik Drag Race twistleri, eşsiz queer lügatı ve nice özellik bu esinlenmeyi açığa çıkarıyor zaten. Yalnız bir de şu var; yıllar içerisinde ben de yarışma konsepti oluşturma, görev başlığı yaratma konusunda iyice kaşarlandığım için lokomotif gibi işleyen, kendi içerisinde bir dengesi olan sezonlar ortaya çıkardığıma inanıyorum. Hem All Stars 3, hem de Taçsız Efsaneler açıkça nirvanam. Ve bu araştırma geliştirme vetiresinde çaktırmadan stratejik davranıp tıpkı RPDR’da olduğu gibi üç majör vazifeyle süsledim All Stars 4’ü. Amaç da tabii ki finale geldiğimde şampiyonun kim olduğuna karar verebilmeme yardımcı olacak ipuçları üretmekti.

Bahsini ettiğim üç ana görevden ilkini Rudemption/Makeover misali filmkolik starlarıma epeyce hareket alanı tanıyan, geçmişte başarısız oldukları bir alana tekrar dönme fırsatı tanıyan Rövanş Çanları bölümünde kullandım. Aramızdan iki bölüm önce ayrılmış Adem’in birinciliğiyle tamamlamıştık o epizotu. Ali Fuat, Ali Kavas ve Aren de High sarısının tadına bakarak devam etmişti yoluna. İkinci bombam ise hiç şüphesiz, daha evvel iki sezonda daha yer alan kısa filmlerdi. Neredeyse hiçbirimizin yetkin olmadığı bir alanda, komfor bölgesinden çıkmaya zorlayan öneriler yapılması içindi bu başlık elbette. Snatch Game vari bir geleneğe dönüştü zaten fark ettiyseniz. Sonuç? Aren birinciliği, Ali Fuat ve Ali Kavas yüksek notları kaptı. Şimdi final öncesi son sınavlarını vermek üzere karşımdalar ve yine Drag Race’in çok ama çok önemli gördüğüm bir görevinden, balodan ilham alarak oluşturduğum bir haftaya giriş yapıyorlar.

Aykırı Balo, eğer ki Yan Odadan Filmler’e ilerleyen senelerde devam edecek olursam mutlak surette kullanacağım bir konsept bu arada. Çünkü belli kaynaklara bel bağlayan yarışmacıların ecel terleri dökmesine sebep olacak bir kısıtlamayla renklendirebiliyorum baloyu. İlk denemeyi de epeyce sağlam bir yerde gerçekleştirdim: Ağlatacak bir drama ve güldürecek bir komedi. Verilen puanlardan bağımsız, önerdikleri yapımın bana yaşattırdığı saf duygular üzerinden yapılacak bir değerlendirmeden bahsediyorum yani. Ve işin daha da güzel tarafı, bu sezonun öneri aldığım son görevi olma özelliğini taşıyor balo. Bir sonraki aşamada elenenler final dörtlüsü için oy kullanacak ve en yüksek oyu alan ikiliden biri de şampiyon ilan edilecek. Nasıl ama? Çok güzel tasarlamamış mıyım? İçimdeki Alexis Michelle’i alkışlamak istiyorum izninizle. Harcadığım mesainin hakkını vermiş gibi hissediyorum çünkü. Ama tabii bizim bu yıkama yağlama seansından çok daha önemli bir toplaşma sebebimiz var bugün. Son kritikler…

Eveeeet, dediğim gibi önümüzdeki bölümde çok önemli bir zaman zarfının startını verip o büyük karara yelken açacağız. Yalnız dört kişinin dahil olacağı final çatışmasından evvel son bir arkadaşımıza daha veda etmemiz gerekiyor. Podyumun tozunu ağlatması gereken dramalar ve güldürmesi gereken “haha funny” komedilerle attırmasını istediğim starlarımı bu sefer yüksek ve düşük puanlar olarak ikiye ayırmayıp topluca konuşacağım. Hatta önce istenileni becerenlerle, ardından da bunu başaramayanlara dönelim diyorum. Hem görev birincisi de son ana kadar açık edilmemiş olur, heyecan yaparız hep beraber. Hazır mıyız? Gentlemen, start your engines and may the best movie buff win!

Sohbeti hemen Muzaffer Luzon‘un Make Way for Tomorrow‘uyla açmak istiyorum. Bana filmi gönderirken Orson Welles’ın bu film taşı bile ağlatır cümlesini yollayıp, harika bir shade ile taş sen oluyorsun galiba demiş. Haklı da çıktı sanıyorum. Gerçi bayrakları indirip muslukları açmak konusunda bugüne kadar pek sıkıntı yaşadığım olmadı; fakat bizden önceki jenerasyonların yavaş yavaş yittiğini izlediğimiz, ölümle tanıştığımız yaşlarda iken “Bir çocuk beş babaya bakarmış da, beş çocuk bir babaya bakamazmış.” lafını hatırlatan bir klasikle karşı karşıya gelince iyice saldım kendimi. Bebekler gibi ağladım finalinde, boğazımdaki yumru temizlensin diye çılgınca çaba sarf ederek. Varsın ajitasyon desinler, klasik Hollywood’un aile kurumunu pazarlayan ve sarıp sarmalayan bu tavrına tamamım ben. Hele ki böyle bir damardan saza girilecekse…

Seçkide beni gerçekten ağlatabilmeyi başarmış bir diğer film de Ali Edwards‘ın tüm AIDS dramalarının babası sayılabilecek Longtime Companion önerisiydi. The Normal Heart’ın “olmuş” versiyonu desek abartı mı kaçar? Hem de ağdalı diyaloglardan uzak, karakterlerini anlamaya hevesli bir versiyonu. Öyle ki ortasına henüz düşülmüş bir cehennemde, en savunmasız hâlleriyle gözlemliyor evrenin pek acımasız davrandığı insanlarını. O banal kalbe dokunma gayreti burada da hakim tabii; ama samimiyetiyle yürüyor. Ali bu turda tek çinkoyla yetinmeyip ikinci çinko diye bağırabilmek için de Death at the Funeral yollamış. Katıksız bir İngiliz komedisi. Tüm Britanya stereotipleri bir cenaze için tek bir mekanda toplanıyor. Sonrası artık ezber ettiğimiz aile kavramlarıyla dalga geçen, hatta neredeyse sınıf mizahı yapan bir Frank Oz masalı. Kabul, çok iyi bir forma sahip değil bu film. Yalnız kendi temposunu tutturup buna ayak uydurabilmesi sayesinde istediği reaksiyonu alıyor. Bana I Give it a Year hatırlattı. Janrında zayıf, öz potansiyeli içerisinde kusursuz bir deneyim.

Buradan Arenbee‘nin komedisi Dead Alive‘a atlamak istiyorum izninizle. Peter Jackson’ın Hobbit ile lekelenmiş anlı şanlı kariyerinin bilmediğim, korku öğeleri barındıran bir üyesi bu. Kuzey’le pek benzer bulduğum Okyanusya üretimi absürt mizah anlayışı filmin her saniyesinde sonuna kadar hissediliyor. Beklemediğiniz yerde hoparlörlerin sesini açan bir matematiği var senaryonun. Ama tüm bu aşırılığına öyle güzel kapıldım ki sormayın. Gözüme de hitap eden ucuz gore hâlleriyle bir bütün oluşturdu, bolca kahkaha biriktirdi bünyesinde. Benzer bir tepkiyi de Ali Fuat Belli önerisi Team America: World Police isimli maskaralığa verdim. Birisi, sağ kanatla ilgili bugüne kadar yapılmış en iyi yapım olduğunu iddia etmiş. Katılmamak mümkün mü? Kendinden büyük bir mirası var aslında bu kukla oyununun. Çünkü üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, her yüzyılda Amerika’nın bugününü yansıtacak kadar ileri görüşlü şakalarla donatılmış. Ha bu arada kusma sahnesinden aldığım gifi bir ömür boyu kullanmaya ant içtim, şimdiden haberini vereyim.

Görevin çuvallayan, istenileni veremeyen önerilerinde, ikide iki duvara toslamayı başaran Onurcan Mattel başı çekiyor. Muhtemelen Children of Heaven sevdama bakarak önerdiği The Color of Paradise, Majid Majidi’nin sinemasıyla ilgili yapılan kötü eleştirilerin bütününü tek bir sahnede görmemi sağladı. Koca bir baştan savmalık meyvesi bu besbelli. Kemalettin Tuğcu romanı alınmış, Ay Yapım tarafından sinemaya uyarlanmış sanırsınız. İkinci yarıda oluşturduğu görsel istikrarı takdir etmeden duramadım. Fakat kalanı koca bir çorba. Değil ağlatmak, bana duygusunu bile geçiremedi kör oğlan acındırmalarıyla. Bu vazifenin komedili yarısına uygun gördüğü Black Dynamite da tam anlamıyla yarışma bünyesinde görmek istemediğim film türünün kanlı canlı bir örneği gibi. Kendini çok zeki zanneden, kimsenin umursamadığı seksenlerden kalma bir janra freni patlamış bir kamyon gibi durmaksızın atıflar yapan iki saatlik kuru gürültü. Sezon boyunca sonunu getirmekte zorlandığım filmler arasında yerini alsın. Notum sadece filme fazla gelen müzik kullanımına.

Benzer bir çemkirme için Ali Fuat Belli beyefendiyi de haşlamak istiyorum izninizle. Dear Zachary, belgesel türünün en sevmediğim anahtar kelimelerinden birine sahip ne yazık ki: Kişisel. Bu öykünün hangi kısmında bir seyirci olarak karakterler için kötü hissetmem gerektiğine dair sinyal alamamam benim sorunummuş gibi davranabiliriz isterseniz. Yalnız bu kuru reaksiyonumun tek sebebi hikâyenin oldukça şahsi bir hatıradan ibaret olması değil. Aynı zamanda formu da bozuk, tabir-i caizse iyi cilalanmamış ve hikâye anlatma sanatının en temel öğelerinden habersiz bir pasaklılık mevcut. Bu hengame arasında Muzaffer Luzon‘un Güeros önerisinin de komedi olmadığını görmezden geldiğim sanılmasın. Dünya Sineması’nı bir noktada kendi hâline bırakıp yollarını kaybeden İspanyollar son birkaç senedir küllerinden doğmak için üstün çaba sarf ediyor. Fakat Güeros ezber ettiğimiz yollarda papağan gibi aynı şeyleri tekrarlayan çok basit bir yol filmi. Öyküsünün samimiyetine inansam da daha fazlasına ulaşamadım.

Ve finali de Arenbee‘den Imitation of Life ile yapıyoruz. Yerdiğim yapımlardan farklı olarak ciddi anlamda keyif alarak izledim bu Douglas Sirk şölenini. Ekrandan taşan abartılı performansları, göz dolduran technicolor paleti ve dönemin politik iklimiyle ilgili sinemasında görmeye alışık olmadığımız söylemleri alkışlamalık. Ancak hangi noktada ağlamam gerektiğini anlayamadım açıkçası. Biz Yeşilçam’da kör, topal, sağır ve dilsiz kızcağızın aşık olup cadaloz kızkardeşi için sevdasından vazgeçmesini izleyerek büyümüş bir nesiliz. O yüzden Hollywood’un altın çağından miras naif duyarlılıklar vız geliyor. Belki bambaşka bir görev başlığı altında tebrik edilebilecek yetileri mevcut; ama bu kontekst içerisinde Arenbee’nin de sınıfta kaldığını söylemek zorundayım.

Kritiklerim bitti, görev birincisini seçip bir arkadaşımıza daha veda etmemiz gerekiyor. Fakat bunu gerçekleştirmeden evvel gönül dostlarına son bir sorum var. Ama bu sefer dürüst olmalarını ve içlerindeki her şeyi ortaya dökerek soruma cevap vermelerini istiyorum: Kim elenmeli ve neden?

Ali Fuat Belli: Yarışmanın cool cadıları olarak Ali, Muzaffer, Onurcan ve ben finalde loveable weirdo Aren’i istemiyoruz. Aren’cim lütfen alınma ama yani durum bu. Watch your pussy.

Ali Edwards: En büyük rakibim… HERKES! Önerdiği filmlere burun kıvırdığım kişiler de birer birer yolunu aldı zaten; fakat sanırım bu noktada Onurcan Mattel diyeceğim (I luv you honey). Kendisiyle oturup saatlerce workroom dedikodusu yapabilirim ve önerdiği iyi filmlerle hak ettiği puanları da aldı zaten. Fakat dibe battığı görevlerdeki film seçme stratejisini riskli olmaktan ziyade riskli gözüküp kendini garantiye almacı bir şövenistlik olarak görüyorum.

Arenbee: Muzaffer ya da Onurcan. Aynı koleksiyondan beslenen iki yarışmacı. Karizma, benzersizlik ve yetenekleri olduğu şüphesiz. Ancak risk almaya cesaretleri yok.

Muzaffer Luzon: Yani kalan beşli arasındaki en kötü karnenin sahibi olduğum için bu soruya vereceğim cevap küstahlık olarak algılanabilir fakat ben Aren gitsin diyeceğim. Onun sanıldığı kadar başarılı bir yarışmacı olduğunu düşünmüyorum. Aldığı galibiyetlerden birinde takım halinde yarışıyorduk, Splendor in the Grass gibi safe bir film bunun etkisiyle WIN kaptı. Kısa film haftasındaki galibiyetine ise hala göz devirmeye devam ediyorum. Ayrıca önerileri arasında Let’s Get Lost haricinde kalbimi hızlandıran herhangi bir tercih de yok.

Onurcan Mattel: A B C, It’s easy as, 1 2 3 as simple as, do re mi, I want you to leave Arenbee! Bir ipte iki drag queen oynamaz Aren. Önerilerin dağ deniz olduğu birinci sezonda ulaşamadığın taca bu sezon şans eseri tutturduğun güzel track record ile ulaşabileceğini sandığını biliyorum. Oh honey! Over my dead booty!

Sonunda istediğim türde cevaplar aldım. 11 bölüm süründürdünüz beni shady yanınızı görebilmem için, tebrikler! Ama tabii ne düşündüğünüzün pek umrumda olmadığını biliyorsunuz. Ben en iyi önerileri yapanı ödüllendirmekten vazgeçmeyeceğim. Ve bugün de puanlar haricinde, kim beni ağlattı/güldürdü sorusunu sorarak bir karara vardım. Balomuzun her iki kanadında da istediği sonuca ulaşabilen tek bir yarışmacı var. Dolayısıyla net bir şekilde win mavisini hediye ettiğim bilinsin istiyorum. Ali Edwards, you’re a winner baby! You’ve earned a cash tip of 10,000 dollars.

Bottom 2 için bir seçim yapmak çok zor oldu. Her iki kanatta da çuvallamış tek bir yarışmacım var, Onurcan Mattel. Bu direkt eleme potasına girdiği anlamına geliyor. Kalan üçlü ise sadece tek bir alanda başarılı olduğundan ulaştıkları total puana bakarak bir karar aldım. Bu sebeple, Onurcan’a potada eşlik eden isim Ali Fuat Belli oldu. Şimdi sezonun belki de en zor kararını vermesi için Ali Edwards’a dönüyorum: With great power comes great responsibility. Which queen have you chosen to get the chop?

Ali Kavas: Yarışmanın başından beri beraber finale yürümek istediğim 2 kişiden birini elemem isteniyor. Sophie’s Choice! Hem sister power’ın hem de track record‘ın işlemediği bir noktadayım. Aslında son kez film önerdiğimiz için bir nevi final yaşadık. Bundan sonrasında elenenlerin oyları da etki edeceği ve ben de buraya tacı takmaya geldiğim için tamamen oylama sürecinde daha büyük bir rakip olacağını hissettiğimden Onurcan diyorum. Bu bahaneyle kendisini bir başka yarışmada da izleyebiliriz belki. You’re and will always be an All Star baby, forgive me.

Whoa, Nelly. Bu Top 5’dan çıkan herhangi bir sonucun beni yaralayacağını, kalbimi kıracağını biliyordum; ama buna rağmen gerçeği hayalinden daha çok acıtıyor. Dört sezonluk harika maceran için binlerce kez teşekkürler skinny legend. Oscar Boy’un tek kişilik dev ailesi seni hep hatırlayacak. As it is written, so shall it be done. Onurcan Mattel, you’re and always will be an All Star. Now sashay away…


E artık Top 4 belli oldu. Tarafınızı belli etme zamanınız geldi. #TeamAliFuat mısınız, #TeamAliKavas mı, #TeamAren mi, yoksa #TeamMuzaffer mi? Yan Odadan Filmler tarihinde ilk kez sizin de fikirlerinizi almak istiyorum. Tweetleyin, Facebook’ta yorum yazın, Instagram’ın altını üstüne getirin, blogun sayfalarını arşınlayın, annenizi arayın, uçak ile havada yazı yazdırın, iş yerinizdeki tuvaletin aynasına rujla mesaj bırakın! Bana nasıl ulaştığınız hiç fark etmez. Çarşamba günü de büyük final için Oscar Boy’a uğramayı sakın ama sakın unutmayın. Gelin, Hall of Fame’de Cihan Ünsal, Beril Demircioğlu ve Edanur Yıldız’dan sonra yerini alacak dördüncü efsanevi All Starımızın taç giyme törenini izleyin. Now… Can I get amen up in here? Alright, now let the music play!

YARIŞMACIDramaKomedi
Ali Fuat
Kısakürek
DEAR ZACHARY: A LETTER TO A SON ABOUT HIS FATHER
2008 | Kurt Kuenne
C+
TEAM AMERICA: WORLD POLICE
2004 | Trey Parker
B+
Ali KavasLONGTIME COMPANION
1989 | Norman René
A-
DEATH AT A FUNERAL
2007 | Frank Oz
B
Aren
Hamparyan
IMITATION OF LIFE
1959 | Douglas Sirk
B+
DEAD ALIVE
1992 | Peter Jackson
B+
Muzaffer
Çınar
MAKE WAY FOR TOMORROW
1937 | Leo McCarey
A
GÜEROS
2014 | Alonso Ruizpalacios
B-
Onurcan GüdenTHE COLOR OF PARADISE
1999 | Majid Majidi
B
BLACK DYNAMITE
2009 | Scott Sanders
C

Yarışmacı123456789101112
Ali Fuat KısakürekHIGHHIGHBTM3HIGHSAFEBTM3WINBTM2SAFEHIGHBTM2 
Ali KavasSAFEHIGHBTM3HIGHWINBTM3HIGHSAFEWINBTM2WIN 
Aren HamparyanSAFEHIGHHIGHWINSAFEWINSAFEHIGHBTM2WINHIGH 
Muzaffer ÇınarHIGHSAFEWINSAFEBTM3SAFESAFEHIGHSAVESAFEHIGH 
Onurcan GüdenWINSAFEHIGHBTM3SAFESAFESAFEWINSAFEHIGHELIM 
Emre KüçükenezSAFESAFESAFESAFEHIGHHIGHHIGHSAFEHIGHELIM  
Adem GüneşSAFEWINHIGHBTM3SAFESAFEBTM2ELIM    
Cemal AkçiçekSAFESAFESAFESAFEBTM3HIGHELIM     
Oğuz KayırSAFEBTM3SAFEHIGHHIGHELIM      
Onur CoşkunBTM3SAFESAFESAFEELIM       
Murat KarakuşSAFEBTM3SAFEELIM        
Çağatay KalyoncuBTM3SAFEELIM         
Faruk SongurSAFEELIM          
M. Ferhan MeralerELIM           
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende, SAVE: Jüri tarafından kurtarıldı
BTM2/3: En düşük notu alan yarışmacılar, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.