Harlots (2. Sezon)

Harlots (2. Sezon)

Yaratıcılar: Alison Newman, Moira Buffini | Oyuncular: Samantha Morton, Lesley Manville, Jessica Brown Findlay, Eloise Smyth, Liv Tyler, Sebastian Armesto, Dorothy Atkinson, Kate Fleetwood, Holli Dempsey, Bronwyn James, Douggie McMeekin, Jordon Stevens, Rosalind Eleazar, Ellie Heydon, Pippa Bennett-Warner, Danny Sapani, Roy Beck, Ben Lambert, Josef Altin, Lottie Tolhurst, Steven Robertson | 45 dakika | Hulu

Tüm fikirlerini tek sezonda tüketen diziler köşemizin bugünkü konuğu Harlots. ABD’de yavaş yavaş yedinci göbekten kuzeni Netflix’in hızına yetişmeye çalışan ama globalleşmekte sıkıntı yaşayan Hulu, geçtiğimiz sene seyirci karşısına çıkarmıştı bu 18. yüzyıl dolaylarında gezinen yapımı. Londra’nın suyunun çıktığı tarihten bir sayfada pek çok sebepten çarpışan iki genelevi merkezine alıp, tüm şehrin fuhuşla olan münasebetini ve bunun üzerinden renkli karakterlerini anlatıyor Harlots. İlk sezonunda başına oturanlar kadrodan haberdardır zaten. Samanta Morton ve Lesley Manville gibi duayenlerin yanı sıra Downton Abbey ile hayatımıza giren Jessica Brown Findlay, bu sene üzerindeki acemiliği atan Eloise Smyth ve yeni transferimiz Liv Tyler. Kulağa hoş geliyor değil mi? Bir de bu kadınların salt erkek bakışıyla teşhir edildiğini düşünün… Yalnız dizinin bu bağlamdaki çağa ayak uyduramayan edepsizliğine kızsam da estetik kaygılarıyla salındığını da inkâr edemiyorum. Uzatmalı sevgilimin (öhöm, Londra) çamur rengi kollarında çarşafları kirletirken bir genelevi mesken edinmesine rağmen asap bozucu bir şekilde grafik “Seks satar.” mesajını elinin tersiyle itmeye gayret ediyor. Tüm bu ahlaksızlığın orta yerinde ulaşmaya çalıştığı tek yer var: Kim olursa olsun, hangi durumla karşı karşıya kalırsa kalsın kadınlar güçlüdür. Tabii bu süreçte kadını kadına düşman ediyor mu? Evet. Kardeşi kardeşe kırıyor mu? Ona da evet. Bu da İngilizliğin şanından herhalde. Dünya yanıp kül olsa Birleşik Krallık oturur saçlarını tarar, aman da ne güzeliz bize kimseler dokunmasın diyerek. İkinci sezon özelinde konuşacak olursak… Harlots’ın ne yazık ki hırs ve şehvet savaşları erkenden kabak tadı verdi. Yüzde yüz konsantreyle sonunu getirebildiğim tek bir bölümü olmadı bu yıl. Çünkü her bölümde yerini ezberlediğimiz kuyruğu kovalayıp hep aynı sonuca ulaşmasına rağmen başa sarıyor. Tekerrür hissini yeni karakterleri ve yeni cepheleriyle de aşamadı ne yazık ki. Bir tarafta tüm disfonksiyonelliğiyle işlemeye devam eden Wells hanesi, diğer tarafta da atla eşek arasında geziye çıkan Lydia Quigley ve kızları. İşin kötüsü, verilecek bir tavsiye de yok. Harlots’ın tutunduğu mizah destekli üslubun en “olmuş” versiyonu bu. Tencereye ne koyarsa koysun aynı tadı vermeye devam edecek. Ama seneye Harlots’ın yanına erkek çalışanlar ekler de işi büyütürse bir sezon daha izleyeceğime söz verebilirim galiba. Aksi takdirde aramızdaki “Of keşke bir sorun yaratsa da ayrılık konuşması yapsam.” dinamiği varlığını devam ettirecek.
MVP: Lesley Manville (Lydia Quigley)

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.