Yan Odadan Filmler S10E01: Onlar, Onlar, Her Yerde Onlar

Yan Odadan Filmler S10E01: Onlar, Onlar, Her Yerde Onlar

Geri döndük, amanını! Oscar Boy ailesini büyüten Yan Odadan Filmler’de All Stars sezonlarıyla tutmuş franchise’ın cılkını senelerce çıkarmış ve izlemediğim filmler havuzunun kökünü kurutmaktaydım, evet. Genel bir seri, taçsız efsaneler, 10. yıl özel, Pride serisi derken Nisan 2018’den beri ilk kez tamamı yeni yarışmacılardan oluşan normal bir sezonla sahalara geri dönüyorum. Makyajımı yapan Raven, kostümlerimi hazırlayan Zaldy, hayali arkadaşım Michelle ve ağzının ortasına bir tane patlatmak istediğim Carson ile Ross şaşkın. Döne dolana aynı kızları değerlendirmeye almaya o kadar alışmışlar ki şaşkınlıktan bir karış açılmış ağızlarını kapatamıyoruz. Tamam kızçelerim tamam, sakin olun. Başlıyoruz. 10. sezonla Yan Odadan Filmler’e dönüyoruz. Hadi toparlanıp en güzel cicilerinizle geçin yerlerinize. Now gentlemen, start your engines and may the best sinekoli win!

Neredeyse hepsini sosyal medyadan, bazısını whatsapp, bazısını kimin eli kimin cebinde oyunlarından tanıdığım 10. sezon kadromdan ilk bölümde çok ama çok basit bir şey istedim, 90 dakikanın altında filmler önermelerini. Ortaya da neredeyse hiç kimsenin kolaya kaçmadığı güzel bir seçki çıktı. Ben yine yarışma moduna girdiğimden aylardır bir film bile izlememiş olmama karşın 10 yapımı dört güne sığdırmayı başardım. Çalışkanlığıma ufaktan bir huzzah çekip değerlendirmemin sonuçlarına geçelim dilerseniz. BerkayDenizMehmet ve Özge… You’re all safe. You may leave the stage. Now it’s time for “The Judge”s critiques…

Burak Ar! 10. serinin en genç yarışmacısı olarak çok iyi bir başlangıç yaptı sezona. But I’m a Cheerleader varlığından haberimin olduğu ancak bir türlü izleme listemde kendine yer bulamamış o campy klasiklerden biri. Natasha Lyonne, Melanie Lynskey, Clea DuVall ve Michelle Williams’ın gençliklerinin baharında bir araya toplanmasının yanı sıra eşcinselliğin kıyısından dönebildiğini iddia eden bir RuPaul da barındırmakta bünyesinde. Aileleri tarafından eşcinsel dönüşüm terapisine gönderilen bir grup kuir gencin hormonlarına, kimliklerine yenik düşüşü ve onları olduğu gibi sevemeyenlere karşı galibiyetleri olarak da özetlenebilir. Ama en absürt, en çiğ ve bir o kadar da eğlenceli yollardan geçe geçe, her bir sahnesiyle kült külliyatına hizmet eden dört başı mamur bir iş işte. Ba-yıl-dım!

Duru Ezgi ise daha ilk bölümden risk risktir diyerek bir televizyon filmi atıvermiş seçkinin ortasında. Bu kadar TV öven birinin sanki sinemadan daha aşağıda bir mecraymış iması yapmasa da tezatın en âlâsı oluyor herhâlde ama Hollanda çıkışlı olduğu için bu söylemlerim. Boys, orijinal adıyla Jogtens, özetlemek gerekirse dümdüz bir eşcinsel büyüme hikâyesi. Yine heteroseksüel olanın toksik masküliniteye batırıldığı bir çevrede kendiyle hesaplaşmasını daha özgür olan esas karakteri üzerinden incelemeye alıp günlüğe ağlanıyor. Ancak sinemada böylesine hep acı finaller yazıldığı için mutlu sona sahip olması sebebiyle türünün örneklerinden ayrılmakta. Bir tek bunu kutsuyor, erkek bedenini kameraya alışını da tebrik ediyor, kalan klişeler denizini Hollanda kanallarına bırakıyorum.

Geçiyorum Hazal Açma‘nın önerisi Me, Myself and Mum‘a. Oscar Boy sayfalarında Cesarlık Fransız komedilerini defalarca yerin dibine batırdığım için daha ilk bölümden böyle bir filmle karşılaşmak tadımı kaçırmadı değil. Ancak etrafı tarafından “erkeklik” şanına yaraşır şekilde hareket etmediği için içerisine eşcinsel miyim acaba şüphesi düşürülen esas karakterli öykü Cannes’ın Directors’ Fortnight bölümünde de ödül aldığı için şaşırmaya hazırlamıştım kendimi. Amaca ulaşıldı mı peki? Hayır. Hatta ben heteroseksüel izleyicisinin hazmı kolaylaşsın diye hafifleştirilmesini epey bayağı buldum. Kuir bireylerin kimliğiyle yaşadığı savaşın hiçbir yerinde tutamayanlara laboratuvar ortamında hazırlanmış, dünyada olup bitene sağır, en klişesinden frankofon güldürü işte.

Sohbete Murat Uzunkaya‘nın yolladığı John Waters harikası Cecil B. Demented ile devam edelim… Yan Odadan Filmler mezunlarından Mert Miller’ın yol arkadaşı (!) But I’m a Cheerleader ile duble seyir olarak eritilebilecek bir film koymuş önüme. O kadar kötü ki o kadar iyi ile camp‘in reel olan her şeyi ışıltısız bıraktığı bir aralıkta film sevdalısı olanların kalbini çalacak bir macera koyuyor ortaya. Patch Adamslar, Forrest Gumplar teker teker kılıçtan geçerken John Waters bütün deliliklerini sığdırmış filmine. Mesele sadece popüler sinema da değil, sanatta üretimin üslubuyla da alıp veremediği çok. Ki zaten Waters bütün kariyerini kalıplaşmış heteronormatif ve kapitalist zihniyetle bozarak inşa etmedi mi? Cecil B. Demented da artık bu alıştırdığı potpurinin tavan noktası.

Buradan hemen Oğuzhan Kürşat Güler‘in seçimi Silent Wedding‘e uzanalım… Usta yönetmen Emir Kusturica’nin izinden giden bu Rumen filmi küçük bir kasabada gerçekleşen düğün üzerinden ülkenin hâlini, devlet – halk ilişkisini tipik bir Orta Avrupa filminde olduğu üzere eleştiriyor da eleştiriyor. Yalnız paketi epey renklendirmiş ve oyuncularına da cümbüş gibi bir olaylar zinciri emanet etmiş. Tempo asla düşmediği gibi yutması zor cümleler hep bir kahkaha eşliğinde servis ediliyor. Ama kurduğu görsel dünya o kadar tanıdık ki, artık ilham alma işini askıya alıp direkt kopyalamaya geçmiş sanki. Yan Odadan Filmler dahilinde de izlediğim bütün Kusturica filmlerinden parçalar gördüm. Bilhassa ilk yarım saatinin yönetmen adı verilmesi filmografiler arasında yatay geçiş yapması mümkün.

Sohbetin kapanışını da Uygar Ege Baran‘dan gelen Oscar adayı The Secret of Kells ile yapalım. İrlanda’nın tarihinden bir sayfayı açıp Kelt kültürünün erken dönemini oldukça masalsı bir dille perdeye (benim durumumda ekrana) taşıyor. Uçuş uçuş bir rüyanın içerisinde, eteklerinden pırıltılar savrulan karakterleriyle her sayfasında ayrı bir heyecan yaratan, dolu dolu bir kitabı okuyormuşsunuz hissi vermekte Tomm Moore’un filmi. Biraz tempo problemleri olması sebebiyle yetişkinlere daha çok hitap eden bir tavrı var animasyon olarak, ki bu da Avrupa’dan çıkmasına karşın türün ana akım öncüllerinden ayırıyor The Secret of Kells’i. Bilemiyorum, aynısının anime karşılıklarına bu kadar tavırlıyken beni içine düşürenin ne olduğunu. İrlandalı cazibesi? Paul Mescal, orada mısın?

Kararlarımı verdim sinekoliler… Burak Ar, tebrikler Bay 10. Sezonun En Genç Yarışmacısı! Sezon prömiyerinin kazananı sen oldun. You’ve won a seven-night stay in Paris, including a luxury apartment and airfare, courtesy of Mister B&B, the world’s largest gay vacation rental service. Murat Uzunkaya ve Uygar Ege Baranyou’re safeYou can leave the stage. Açıkçası kalan üçlü arasında net bir ayrım yapmak ve bottom 2 belirlemek çok zor. O yüzden hâlet-i ruhiyemi de dinleyerek bu hafta kimseyi lip sync’e çıkarmama kararı aldım. Evet, doğru duydunuz eleme yok. Nobody is going home tonight! Minnoş ve yufka yüreğimi buradan saygıyla selamlıyor sizi bir sonraki göreve ışınlıyorum. Kendinizi ispat etme kısmı tamamlandı. Artık yarışı gerçekten başlatabiliriz!

Berkay Benet Tüysüzoğlu
THE EVIL DEAD
1981 | Sam Raimi
7
Burak Ar
BUT I’M A CHEERLEADER
1999 | Jamie Babbit
8
Deniz Genç
MEDICINE FOR MELANCHOLY
2008 | Barry Jenkins
6
Duru Ezgi
BOYS
2014 | Mischa Kamp
6
Hazal Açma
ME, MYSELF AND MUM
2013 | Guillaume Galliene
5
Mehmet Sarı
I STILL HIDE TO SMOKE
2016 | Rayhana Obermeyer
7
Murat Uzunkaya
CECIL B. DEMENTED
2000 | John Waters
7
Oğuzhan Kürşat Güler
SILENT WEDDING
2008 | Horațiu Mălăele
6
Özge Tipieser
LA COLLECTIONNEUSE
1967 | Éric Rohmer
7
Uygar Ege Baran
THE SECRET OF KELLS
2009 | Tomm Moore
7

Yarışmacı Yaş Şehir 1 2 3 4 5 6 7 8
Berkay Benet Tüysüzoğlu 21 Ankara SAFE              
Burak Ar 19 Sivas WIN              
Deniz Genç 23 İstanbul SAFE              
Duru Ezgi 27 İstanbul LOW              
Hazal Açma 21 Eskişehir LOW              
Mehmet Sarı 28 Kütahya SAFE              
Murat Uzunkaya 26 İstanbul HIGH              
Oğuzhan Kürşat Güler 28 İstanbul LOW              
Özge Tipieser 23 İstanbul SAFE              
Uygar Ege Baran 25 İstanbul HIGH              
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
LOW: Düşük not, BTM2: En düşük notu alan iki yarışmacı, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.