Yan Odadan Filmler S10E02: Asıl Yarış Yeni Başlıyor!

Yan Odadan Filmler S10E02: Asıl Yarış Yeni Başlıyor!

Hello, hello, hello! Yan Odadan Filmler’in on yarışmacılı onuncu sezonuna bir kez daha hoşgeldiniz. Kimseyi elemediğim ilk haftanın ardından sezon içerisinde başka bir twist kalmadığını fark eden ve her bölüm birinin gideceğine ikna olan yarışmacılarım epey gerginler. Ama umurumda mı? ASLA. Yarışmanın özünde acı, gözyaşı, entrika, tutku, hasret, nefret, özlem, tantuni ve Manisa var zaten. O yüzden yeni bölümü ellerimi ovuşturarak açtığımı not düşmek istiyorum. Nihayet kanın gövdeyi götüreceği kısımlara gelebildik! Leydiz end centılmını, start your engines and may the best sinekoli win!

Birleşik Krallık ve İrlanda yapımı filmlerin konsept olduğu yeni bölümde yine oldukça kalburüstü bir seçkiyle muhattap oldum. Hatta ilk bölüme göre yıldızı parlayanların sayıca fazla olduğunu bile söyleyebilirim. Ancak realite şovumuzun zamanı kısıtlı olduğundan sadece en yüksek ve düşük notları olanların filmlerini konuşacağım. Dilerseniz öncelikle safe olarak paçayı kurtaranları Interior Illusions Untucked Lounge‘a sepetleyelim: HazalMurat ve Uygar EgeYou’re all safe. You may leave the stage. Now it’s time for “The Judge”s critiques…

İlk hafta görev birinciliğini kapan Burak Ar‘la yüksek notların açılışını yapalım. Akıllılık edip zaaflarımın en büyüğü Mike Leigh’nin filmografisini karıştırmış ve Career Girls önermiş. Tüm dünyadan nefret ediyormuş gibi gözükmesine karşın insana dair olan her şeyin aşkıyla yanıp tutuşan usta yönetmen, burada da birkaç sıra dışı karakterin yollarını kesiştirip yeni bir büyüme güncesi tutturmuş. Üstelik yolculuğun bitmiş, çok da uzak bir noktasından geçmişe dönüp bakmalı, hesaplaşmaların yapıldığı bir yerde bu sefer. Zamanı aşındırmıyor, aşınmış olandan pirincin taşını ayıklıyor. Bir de bu hem sevip hem de bir o kadar kızgın olduğumuz birkaç dekatlık dostlukların en sahici tasviri gibiydi sanki merkezdeki bağ. Dolmuş gözlerimle ekrana bakıp kendi şanlı tarihimden isimler saydım.

Yarışa pek de iyi başlangıç yaptığını iddia edemeyeceğim Duru Ezgi, ikinci görevde hayır ben bunu hak etmiyorum diye bağırmış ve keşif sineması köşelerinde adı paralanması gereken For Those in Peril‘i yollamış. Esasında aynı notu verdiğim birkaç film daha var seçkide; fakat George Mackay’in başrolünde olduğu bu post travmatik stres bozukluğunun gölgesinde, kuzeyin balıkçılıkla ayakta duran minik bir kasabasında geçen, karanlık bir masal olmaya ant içmiş filmin üzerimde yarattığı etkiyi henüz aşamadım. Biraz finalinin tesiri olabilir tabii. Bilinmezlik kuyusundan tam çıkacak olduğu anda tozu dumana katıp o ana kadar anlattığı her şeyi bir bulamaca çevirmesi ve finale sakladığı şok edici karenin müptelası olmam normal karşılanır diye umuyorum.

Geldim Oğuzhan Kürşat Güler‘in yolladığı Night and the City‘e. Sosyal medyada da söyledim bunu, gözümüze girmek için biçimsel olarak üstün çaba sarf eden günümüz filmlerinin içi çok boşaltıldığı için bu film noir zirvesine âşık olmam doğal karşılanmalı bence. Jules Dassin’in ustalığını konuşturduğu uyarlama baştan aşağı ezber edilmiş formülleri kullanıyor olsa da olay örgüsünü siyah beyaz illüzyonunun detaylarına öyle yediriyor ki bu hikâyeyi ilk kez dinliyormuşuz gibi hissediyoruz. Hadsizce olsa da bir sinema dersi tadında diğer taraftan da. Garip bir şekilde Oğuzhan’ı geçen bölümde Kusturica’ya saygı duruşunda bulunmayı abartmış bir film gönderdiği için eleştirmiştim. Bu bölümde ise Hollywood’un altın çağından herkesin izini taşıyan bir taşyapıtı koyduğu için önüme alkışlıyorum.

Ve bir de Özge Tipieser‘den The Hunger‘a değineceğim yüksek not alanlarda son olarak. Interview with a Vampire’la aynı haftada tüketmemden sebep, keyfimin sivri köpek dişi görünce keyiflenmesinin ekmeğini yedi sanki biraz. İkisi de fazlasıyla stilize, ancak biçemlemenin zıt noktalarından yararlanan işler. Burada seksenler varlığını fazlasıyla hissettiriyor ve tıpkı vampirler gibi Tony Scott da kamerasını karanlık köşelere gömüp tekinsiz bir atmosferde ümüğümüze yapışıyor. Susan Sarandon, Catherine Deneuve ve David Bowie gibi üç ikonu buluşturmasının haricinde kuir tansiyonuyla da yakaladı tabii beni. Biraz dağınık olduğunu kabul etmekle birlikte, bu izini kaybetmiş senaryoyu böylesine leziz kılan şeyin başı buyrukluğu olduğunu düşünüyorum. Sanki görsel ahlakı her şeyi kaldırabiliyormuş gibi.

Yan Odadan Filmler sokaklarında eskittiğim Servant’ın yönetmeni Joseph Losey’nin filmografisinden Accident‘ı tercih etmiş Berkay Benet Tüysüzoğlu. İki filmi yan yana koyunca Losey nerede izini kaybetmiş diye merak ediyor insan. Aristokrasinin ve dönemin üst sınıfının bütün meşgalelerini paramparça eden metinde bir türlü yerine oturmayan bir şeyler var. Losey’nin kadın karakter yazma konusunda çektiği sıkıntı mı midemi bulandıran, yoksa Servant’ta eşeledikçe çoğalan diyalogların yerini burada kolay anlaşılsın diye baştan savma satırlara bırakması mı emin olamıyorum. Belki de tüm öykünün herkesin tek bir kadını arzulaması etrafında dönmesi ve ahlak kodlarının bunu belli etmemek için hem işitsel hem de görsel olarak çalışmasına da takılmışımdır.

Normal People’ı kutsamamızın birkaç ay sonrasında karşıma Lenny Abrahamson’dan Adam & Paul‘u getirdi Deniz Genç. Sefalet pornolarının her türlüsünü izlediğimiz için artık aman canım bu hayatı seçmeselerdi, uyuşturucu kullanmasalardı diye kafamı çeviremiyorum. Neyse ki onları bu tercihlere itenin ne olduğunu, hangi sistemin altında ezildiklerini sorgulamayı öğrendim. Ancak Adam & Paul’un aksilikler trajedisi dev bir şaka gibi hissettiriyor bilhassa ikinci yarıda. Kapanışa da sözde şaşırtıcı bir son kondurmuş ki en çok burada kaybettim galiba izimi. En azından sefaletin kaldığı yerden devam ettiğine dair bir açık kapı bırakarak hikâyesini yeni yarınlara ve dinamiklere bırakmasaydı engebeli bir yolun en sıradan kısımlarını takiplemiş olmasını affedebilirdim.

Ve kritiklerin sonuncusu da Mehmet Sarı‘dan The Good Liar için. Russell Tovey’i izletmiş olması haricinde bu filmle ilgili söyleyecek iyi bir şeyim yok galiba. Letterboxd’ta birisi yaşlılar için Gone Girl demiş. Evet. Ama çok yaşlılar için. Hallmark jenerasyonu için. Bill Condon’ın Ian McKellen’ı emekliliğinden alıkoyup böyle vasat altı senaryolarla uğraştırmasına artık sinirlenmeye başladım. Anla işte Bay Condon, yapamıyorsun. Bu her stüdyonun storyboard’undan bir şekilde geçmiş hikâyeyi The Old Man & the Gun görünce mi harekete geçirdi acaba. Keşke hiç özenmeseymiş. Tovey görünce bayram eden gözlerimize sağlık diyerek bu faslı da kapatıyorum.

Dört yüksek not alan yarışmacıma da filmleri için ayrı ayrı teşekkür etmekle birlikte mutlak bir favorim oldu açıkçası bu bölümde. O yüzden lafı daha fazla uzatmadan görev birinciliğini Oğuzhan‘a verdiğimi söylemek istiyorum. Condragulations, you are the winner of this week’s challenge. You’ve won a cash tip of $5.000! Burak, Duru ve Özge; you’re all safe. Kalan üçlü için de trikotajla hiç alakası olmamasına karşın kader ağlarını ördü. Berkay, Deniz, Mehmet… aranızdan ikisi ne yazık ki lip sync’e çıkıp kısa film önermek ve kısası daha zayıf olan elenmek zorunda. Deniz, you’re safe. Berkay ve MehmetI’m sorry my dears but you’re up for elimination. 

Two queens stand before me. Ladies, this is your last chance to impress me and save yourself from elimination. The time has come to lip sync for you life! Good luck and don’t fuck it up!

– Önerilen kısalar: Berkay Benet’ten The Fall (2019), Mehmet’ten Staccato (2016) –

Berkay, shantay you stay. You may join the other girls.
Mehmet, thank you for the joy you bring to everything you do. Now sashay away.


Berkay Benet Tüysüzoğlu
ACCIDENT
1967 | Joseph Losey
6
Burak Ar
CAREER GIRLS
1997 | Mike Leigh
8
Deniz Genç
ADAM & PAUL
2004 | Lenny Abrahamson
6
Duru Ezgi
FOR THOSE IN PERIL
2013 | Paul Wright
7
Hazal Açma
BOY A
2007 | John Crowley
7
Mehmet Sarı
THE GOOD LIAR
2019 | Bill Condon
5
Murat Uzunkaya
DISTANT VOICES, STILL LIVES
1988 | Terence Davies
7
Oğuzhan Kürşat Güler
NIGHT AND THE CITY
1950 | Jules Dassin
9
Özge Tipieser
THE HUNGER
1983 | Tony Scott
8
Uygar Ege Baran
LAST RESORT
2000 | Pawel Pawlikowski
6

Yarışmacı Yaş Şehir 1 2 3 4 5 6 7 8
Berkay Benet Tüysüzoğlu 21 Ankara SAFE BTM2            
Burak Ar 19 Sivas WIN HIGH            
Deniz Genç 23 İstanbul SAFE LOW            
Duru Ezgi 27 İstanbul LOW HIGH            
Hazal Açma 21 Eskişehir LOW SAFE            
Murat Uzunkaya 26 İstanbul HIGH SAFE            
Oğuzhan Kürşat Güler 28 İstanbul LOW WIN            
Özge Tipieser 23 İstanbul SAFE HIGH            
Uygar Ege Baran 25 İstanbul HIGH SAFE            
Mehmet Sarı 28 Kütahya SAFE ELIM            
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
LOW: Düşük not, BTM2: En düşük notu alan iki yarışmacı, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.