Yan Odadan Filmler S10E03: Escandalo

Yan Odadan Filmler S10E03: Escandalo

Stüdyonun Adele ve İbrahim Tatlıses mashupıyla yankılandığı bir günden herkese merhaba! Çekimleri erkenden tamamlanmasına karşın yayımlanmak için bir süre rafta beklemek zorunda kalan yeni Yan Odadan Filmler bölümüne hoşgeldiniz. Sinekolilerin elemesiz geçirdiği 90 dakika haftası ve Mehmet’i uğurladığımız Birleşik Krallık yapımı filmlerden sonra şimdi üç büyük festivali kura yoluyla gruplara böldüğüm yeni görevle buluşacağız. Yine gözyaşı, entrika, hasret ve konserve fasulye dolu bir bölüm için hazırsanız motorlarını çalıştırınız sayın seyirciler ve bırakınız da en iyi sinekoli kazansın!

Berlin, Venedik ve Cannes’ı grup grup bölmemin ardından herkes önerilerini yaptı, filmleri izledim, nihayetinde de bir karara vardım. O yüzden yine safe bebeklerimizi sahne arkasına yollayıp kalan sağlarla kritiğe gireceğim. Ama o da ne? Bir dakika, bir dakika, bir dakika! Yarışmacılardan biri anonim bir mektup yollamış bana. Okumam için müsaade istiyorum… Hmm… Hömm… Hımm… Burada Murat Uzunkaya tarafından önerilmiş Phoenix’in Berlin’de gösterilmediği ve dolayısıyla kurallara uygun olmadığı söylenmiş. Ben ve yapımcılarımın yaptığı kontrol sonrası da ortaya atılan iddianın doğru olduğunu görüyorum. Dolayısıyla Murat’ın önerisini değiştirmesi gerekiyor.

Sessizlik! Tamam, böyle şeyler yaşanabilir. Gerilmiyoruz, lütfen! Biz safe zatları sahne arkasına yollayıp meselemize girelim, kritiklere itirazı olan kalmadıysa tabii. Ya da yeni bir mektup düşmeyecekse önüme… Burak, Oğuzhan ve Özge, you’re all safe. You may leave the stage. Now it’s time for “The Judge”s critiques…

Geçtiğimiz hafta bottom 2 semalarına uğrayan Berkay Benet Tüysüzoğlu makus talihini değiştirecek bir film yollamış: Alle Anderen. Toni Erdmann’ını hiç sevmediğim Maren Ade, sevginin alışkanlığa dönüştüğü bir çifti incelemeye koyuluyor. Tarafların birbirleri hakkındaki tereddütleri ve olmazlarını hep askıya aldığı, büyük patlaması hep ertelenmiş birliktelik dış etkenler ilişkinin damarlarına enjekte edilince adı konulmamış bir sınavın startı veriliyor. Öyle güzel nüanslara saklamış ki Ade, uzun süreli beraberliğin kaçınılmazlarını, içine girdikçe kasvetlerden kasvet beğendim kendime. Muazzam bir senaryo olmasının esas sebebi de bu zaten. Ade’nin gözlemini yaptığı yer merkezdeki çift acaba birbirine âşık mı yoksa birbirlerinden nefret mi ediyorlar sorusunu sordururken evrenselliğini de asla kaybetmiyor.

Yine tatsız bir hafta geçiren Deniz Genç ise yakın tarihte gösterime girmiş Emin Alper filmi Kız Kardeşler‘i göndermiş. Nuri Bilge Ceylan’ın Anadolu’su, ana akım sinemanın görsel ahlakıyla buluşuyor, oradan da küçük kasabalarda geçen yerli dizilere indirgeniyor. Bu kadar düz ve özelliksiz film bulmak, suya sabuna elini sürmeden bildiklerimizi sadece daha şatafatlı bir arka planla sunanına hiç denk gelmemiştim. Kız kardeşlik müessessesine atanmış nankör hayallerinin gerçek dünyada bir karşılığı olsa da ilk yarım saatin ardından vuku bulan herhangi bir olayın anlatıda yeni bir toprağa adım bastığını düşünmüyorum. Kendi cehennemini terk etmekteki döngü nasıl nesilden nesile aktarılmış bir miras gibi yorumlanmışsa, bence Emin Alper’in senaryosunda da döngü aynı olaylar zincirine sıkışıp kalmış bir hâlde ve hatta kötü oyunculuklar eşliğinde kendi kuyruğunu kovalıyor.

Duru Ezgi‘nin önerisi El Sur biraz sürprizli oldu benim için. Çünkü yönetmeni Victor Erice’den daha evvel The Spirit of the Beehive’ı, hem de Yan Odadan Filmler çatısı altında izlediğimi bütünüyle unutmuştum. Yine çocukluğun ağrılı dönemlerine ışınlanan Erice, daha önce o küçük bedenlerin ölüm kavramıyla tanışması üzerine bir ağıt yakmıştı. El Sur’da ise aynı ev içerisinde geçmişlerini öğrendikçe yabancılaştığımız ebeveynlerimizle ilgili, yine çocuk perspektifinden bir hikâye anlatmaya koyulmuş. Biçimsel olarak hep zirveye oynayan Erice’nin yapım aşamasında türlü aksaklıklara uğrayan ve hatta yarıda kalan uzun metrajlısının bu hâliyle bile keşfedebildiklerinin, dokunabildiklerinin büyüsü büyük. En çok da sözlerin değil sessizliğin ağırlığı tesir ediyor.

Geldik Hazal Açma‘nın yolladığı Sivas‘a. Haziran ayında yapmayı planlayıp tembelliğim yüzünden ertelediğim Kürt sineması seçkisinin bir parçası olacaktı Sivas; ama kısmet Yan Odadan Filmler konseptineymiş. Venedik’ten ödüllü Kaan Müjdeci mucizesinin Kız Kardeşler ile aynı haftaya denk gelmiş olması çok manidar. Çünkü bir tarafta reeli masallaştırarak rotasından saptıran bir film, diğer tarafta da masalın reel tarafına gözünü açan bir alamet-i farika var. Ufacık meselelerin, cümlelerin arasına sığdırılmış sınıfı, coğrafyayı alakadar eden bir takım olaylar zinciriyle çıkmış ortaya bu yarı taşyapıt. En çok da erkeklik hâlini, Anadolu’ya atanmış o kartondan kimliği küçücük bir çocukla yıkışını izlemek büyük bir haz yaşattı.

Phoenix görevin koşullarını sağlayamadığı ve tabii şikayet edildiği için hayal kırıklığına uğrayan Murat Uzunkaya‘dan da System Crasher gelmiş. Yaşadığı travmalar sebebiyle herhangi biriyle iletişim kurmakta güçlük çeken bir kız çocuğunun sistem içerisinde nasıl da hiçleştirildiği üzerinden mesafeli Alman trajedisi formunda bir film bu karşımızdaki. Esasında görünürde bir kusuru yok, bütün ajitasyonlarını doğru yerlere yerleştirip önüne bakıyor. Batı Avrupa’ya ait dramatizeden kaçış hâli de cabası. Ama bir izleyici olarak filmin bir türlü final yapamamasıyla öyle büyük sorun yaşadım ki final olduğuna kendimle bahse girdiğim sekizinci sahneden sonra bütünüyle ilgimi yitirip, o ana kadar dizlerimi dövüşümünün bile bir anlamı kalmadı. Keşke Almanya değil de Orta Doğu yapımı deselermiş, daha rahat sindirirdik.

Ve son olarak Uygar Ege Baran‘dan A Room with a View… James Ivory üretimi her şeyi seveceğini düşünen benim için büyük bir şok oldu bu herkesin büyük büyük oynadığı E.M. Forster uyarlaması. Dönemin İngilteresi’nde feminist olarak kabul görmüş ana karakterini perdeye aktarırken neredeyse ehlileştirmesinden mi sebep artık bu mesafeli duruşum bilemiyorum. Ancak seçimsizliğin yalnızca kendisinden buyurulandan ibaret olduğu ve nihayetin yine uygun görülen kadere vardığı kadın hikâyelerini biraz bayat buluyorum ben artık. Helena Bonham Carter haricinde hiç kimsenin işimi kolaylaştırmadığı performanslar da eklenince üstüne ilk kez bir James Ivory filminde kendimi boğuluyor gibi hissetmeyi başardım.

Gelelim bu haftanın görev birincisine… Berkaycondragulations! You’re the winner of this week’s challenge. You’ve won a $2.000 gift card from Casper Sleep and $3.000 gift card from Catherine D’Lish. Duru ve Hazal, you’re safe. Haftanın düşük notlarını toplayanlar arasında bir seçim yapmak beni zorlamış olsa da nihai kararımı verdim sanırım. Deniz, Murat ve Uygar… Üçünüze de önerileriniz için teşekkür ediyorum aranızdan ancak birinizi kurtarabileceğim. O kişi de…. Uygaryou’re safe. Deniz ve MuratI’m sorry my dears but you’re up for elimination. 

Two queens stand before me. Ladies, this is your last chance to impress me and save yourself from elimination. The time has come to lip sync for you life! Good luck and don’t fuck it up!

– Önerilen kısalar: Deniz’den Two Cars, One Night (2004), Murat’tan Buhar (2012) –

Deniz, shantay you stay. You may join the other girls.
Murat, you’ll always be a part of the family and I’m gonna miss you. Now sashay away.


Berkay Benet Tüysüzoğlu
ALLE ANDEREN
2009 | Maren Ade
8
Burak Ar
VAGABOND
1985 | Agnès Varda
8
Deniz Genç
KIZ KARDEŞLER
2019 | Emin Alper
5
Duru Ezgi
EL SUR
1983 | Victor Erice
8
Hazal Açma
SİVAS
2014 | Kaan Müjdeci
8
Murat Uzunkaya
SYSTEM CRASHER
2019 | Nora Fingscheidt
6
Oğuzhan Kürşat Güler
KONTROLL
2003 | Nimród Antal
7
Özge Tipieser
UMBERTO D.
1952 | Vittoria De Sica
7
Uygar Ege Baran
A ROOM WITH A VIEW
1985 | James Ivory
6

Yarışmacı Yaş Şehir 1 2 3 4 5 6 7 8
Berkay Benet Tüysüzoğlu 21 Ankara SAFE BTM2 WIN          
Burak Ar 19 Sivas WIN HIGH SAFE          
Deniz Genç 23 İstanbul SAFE LOW BTM2          
Duru Ezgi 27 İstanbul LOW HIGH HIGH          
Hazal Açma 21 Eskişehir LOW SAFE HIGH          
Oğuzhan Kürşat Güler 28 İstanbul LOW WIN SAFE          
Özge Tipieser 23 İstanbul SAFE HIGH SAFE          
Uygar Ege Baran 25 İstanbul HIGH SAFE LOW          
Murat Uzunkaya 26 İstanbul HIGH SAFE ELIM          
Mehmet Sarı 28 Kütahya SAFE ELIM            
WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
LOW: Düşük not, BTM2: En düşük notu alan iki yarışmacı, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.