Yan Odadan Filmler – All Stars S06E01: Variety Show

Yan Odadan Filmler – All Stars S06E01: Variety Show

Bitti sandınız, değil mi? Geri dönmem sandınız! Elindeki franchise’ın suyunu RuPaul bile bu kadar çıkarmadı diye düşündünüz. Zaten sezon başlıyor, festivaller var, Oscar yarışı var, tonla yazılacak dizi var dediniz. Havuz kurudu, bu insanlar ne önerecek insaf yakınmalarıyla Yan Odadan Filmler’i zihninizden sildiniz. Ama işte yine karşınızdayım! Korkulu rüyanız, yeter artık yeni bir filme daha log alma Letterboxd adam dediğiniz bloggerınız, bir All Stars serisiyle daha reyting rekorları kırmaya geliyor. Eski ve yeni mezunların toplaştığı şahane mi şahane bir ekiple tekrardan YOF macerasının kollarına atlıyoruz bugün.

Kurallarımız onuncu yıl özel serimizde olduğu gibi klasik serilerden biraz farklı. Film önerileri üzerinden değerlendirmeler devam edecek olsa da haftanın en iyi iki önerisini yapan sinekoliler cenk eylemek üzere kısalarını öneriyor ve kazanan benim seçtiğim bottom queenlerden birisini eleme hakkı kazanıyor. Kaçınılmaz ufak tefek cinayetlere yelken açıyoruz kısacası. Tabii twistsiz sezon olmaz diyerek birkaç mayın daha bırakacağım All Stars 6’nın ilerleyen aşamalarına. Kan kokusunu almayınca rahat edemiyorum. Zaten taç için epey aç, kaymak tabaka yarışırken elimi korkak alıştırmak olmazdı. Şeytani kahkahalarım oradan duyuluyor mu? Kulaklarınız çınlıyorsa açılışı yapalım o zaman: Ladies and gentlemen, start your engines and may the best All Star win!

Madem meydana çıktık, herkes zeytinyağını orasına burasına sürüp kozlarını paylaşsın diyerek bir ilkle başlayalım istedim bu sezon. Kuralsız, sınırsız, sanki final podyumuna çıkıyorlarmışçasına bir öneri! Çıkan seçki tatmin edici olmasa da pranga vurulmamış seçimleriyle kendi kaderlerini kendileri belirliyor All Starlar. E başlayalım o zaman değerlendirmenin sonuçlarını paylaşmaya. Now, when I call your name please step forward. Akınmint, Egemen Doll, Miss Emre Fame, Murat Hamasaki ve Uygar Goode… You’re all safe. You can leave the stage. The rest of you represent the tops and bottoms of the week. Now it’s time for “The Judge”s critiques…

Yüksek not alanlarla açalım sezonu bence ve Deniz Von’Du ilk durağımız olsun. Bir belgesel olduğunu filmi seyretmeye başlayınca öğrendiğim Tarnation her anlamda hazırlıksız yakaladı beni. Şizofren bir annenin oğlu olarak büyüyen yönetmen Jonathan Caouette biriktirdiği videoları, resimleri, röpörtajları, mesajları anı defterine benzeyen bir filmde buluşturarak biçimsel olarak eşi benzeri bulunmayan büyülü bir şey çıkarmış. Oldukça kişisel dökümantasyonlarla olan mesafeme karşın sanıyorum ki çok samimi bir yerden beslendiği için kamerasını konuşlandırdığı yer yelkenleri anında suya indirdim. Bu hafta daha çok beğendiğim filmler var ama içlerinden en çok önereceğim Tarnation olacak sanırım.

İbrahim Paris Balenciaga bu bölümün “bence” risk alan yarışmacılarından biri; çünkü kritik başarısını her anlamda sağlamış yapımlarla hele ki birkaç dekat öncesinden ise, mutlaka bir anlaşmazlığım çıkıyor. Ama Carl Theodor Dreyer’in eski Hollywood’a öykünen Ordet isimli harikası asla eskimeyecek, hakikatli bir roman tadında. Tiyatro sahnesini andıran bir rejiyle inanç savaşının en tazesi veriliyor Dreyer’in filminde. İşin enteresan kısmı raf ömrünün dolduğunu düşündüğümüz tartışmaların bugün bile geçerliliğini koruması. İlham olduğu bütün çürüyüşleri görüp, çağdaş sinema üzerindeki etkisini hissetmek de ayrı bir cila oldu.

Geliyorum Okan Methyd‘a… Bir Chantal Akerman filmi seveceğime emin miyiz derken yine hazırlıksız yakalandım. Frances Ha’nın anneciği The Meetings of Anna, konuşmaktan çok eylemlerin ifade gücüne inanan yönetmenin bugüne kadar izlediğim ana akıma en yakın işi. Akerman bir anlatıcı olarak kendi yetileriyle egzersiz yaparken ana karakterini de hayatın alelade savaşımlarından birinin içerisinde kısıtlı bir zaman aralığına tıkayarak hem kadın, hem de birey olmak üzerine dört başı mamur bir inceleme çıkartıyor ortaya. Boşa söylenmiş tek bir kelimeyi geçtim, ufacık bir nida bile yok. Aşkmış, sevgiymiş, hakikatmış, hepsi ucu kör bir kılıcın ucunda.

Ve Salih Erdal Hydrangea‘dan gelen Torch Song Trilogy de yüksek not alan grubumuzun son halkası. Camp üstü camp, drag allah drag, kuir mı kuir bir delilik bu. Harvey Fierstein’in aynı adlı oyunundan beyazperdeye taşıdığı, üç perdede hayatındaki üç farklı adamı/dönemi konu alan tatlı bir dramedi. Kadroda Anne Bancroft, Matthew Broderick gibi sürpriz isimler de mevcut. Ama tabii esas marifeti bu yıldızlar geçidi değil. Fierstein herhangi bir eşcinselin kolaylıkla ilişki kurabileceği çıkmazların en abartılı hâlinden evrensel bir hikâye sağmış. Başından sonuna seyircisini omuzlarda taşıyıp elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyor. Bir ustalık eseri değil belki ama iyi niyetli her hâlinden belli bir mainstream şöleni.

Geçiyorum canımızı sıkan, eleme potasında gerim gerim gerilen üçlüye… Burak O’Hara, kakafoniden hâllice bir screwball komediyle, What’s Up Doc ile açmayı tercih etmiş sezonu. Barbra Streisand sevdamız pazara kadar değil mezara kadar. Ancak Peter Bogdanovich’in filminde ne takip etmeye değer bir güldürü var, ne de kalbimizi ısıtacak bir romantizm. Paldır küldür, tamamen dönemin formüllerine uygun bir şamata kopuyor ve ucundan yakalayamadığınız müddetçe de bu koşuşturmaya dahil olamıyorsunuz. Hayır bari espri anlayışı bu kadar küflenmemiş olsaydı da bağrıma bassaydım dedim; ama yok işte, olmayınca olmuyor.

Ekin Sofia ise Keiner Liebt Mich adında ortalama mı ortalama bir Alman filmiyle çıkmış podyuma. Hollywood’a öykünen Avrupa usulü komedilerden biri bu. Kadın merkezli olması haricinde ne tür bir esprisi var inanın bilmiyorum. Çünkü şu aralar bizde sıklıkla üretilen, Netflix damgalı diziden bozma yerli filmleri andırıyor. Bütün u dönüşleri, o gimmickler, sözde eksantrik karakterleri hep kartondan. Tek bir mizansenin içine dahi girebilmeyi başaramadım, ki ilk 15 dakikası haricinde herhangi bir eğlencelik çıkarabildiğini de düşünmüyorum zaten. Talihsiz bir başlangıç olmuş yani Ekin için de, üzgünüm.

Ve son olarak Emir Moan‘dan The White Meadows… Orta Doğu sinemasının bir parodisi, Mahsun Kırmızıgül eli değmiş istemsiz bir komedi diyebilir miyiz acaba bu filme? O kadar kendine hayran, anlattıklarının değerinin olduğundan bilmem kaç kat büyük olduğu düşüncesine saplantılı bir iş var ki karşımızda ciddiye almak çok zor. Mohammad Rasoulof çok beğendiği sinemacıları örnek almak yerine direkt kopyalamaya geçtiği için de iyice çekilmez bir hâl alıyor finale doğru. Seyircisini ağlatma mücadelesi verirken bu kadar küçük duruma düşene de ilk kez rastlıyorum. Neyse emeğinize sağlık diyelim, olan olmuş bir kere.

Kararlar kararlar… İbrahim Paris Balenciaga ve Salih Erdal Hydrangeayou’re the Top 2 All Stars of the week. Condragulations! You’ve each won a seven night’s stay for two at the Sand Castle on the Beach Hotel in St. Croix, U.S. Virgin Islands. Deniz Von’DuOkan Methyd… You’re both safe. That means Burak O’Hara, Ekin Sofia and Emir Moan, you are in the bottom three. İbrahim and Salih Erdal, each of you needs to decide which of the bottom three you will eliminate if you win the lip sync.

Two top All Stars stand before me.
Ladies, this is your chance to impress me, $10.000 and earn the power to give one of the bottom queens the chop.
The time has come…
to lip sync…
for your legacy!
Good luck, and don’t fuck it up.

Önerilen kısalar: İbrahim’den What Did Jack Do? (2017), Salih Erdal’dan Over Time (2005).

Ladies, I’ve made my decision.
Salih Erdal, condragulations. You’re a winner baby!
You’ve earned a cash tip of $10.000.
İbrahim, you’re safe.

Will the bottom three please step forward?
Salih Erdal, with great power comes great responsibility.
Which queen have you chosen to get the chop?

Salih Erdal: Zayıf halkaları elemeyi düşünüyordum genel strateji olarak ancak daha sezonda ilerlemedik o yüzden net bir fikrim yok yarışmacılar hakkında. Kimin filminin daha düşük puan aldığını bile bilmiyorum bu üçlü arasından. Yani elimde sadece önceki sezonlarından önerileri var değerlendirme yapmak için. Burak ve Ekin Top 3ye girmiș, Burak BTM2yu görmeden tamamlamış yarışmayı. But... This is All Stars and drama is everything here! Bu sezon villainsız geçmez diyerek Emir'i tutuyorum. Kalan ikili arasından da Burak'ı gönderiyorum.

Burak, as it is written, so it shall be done. You are and will always be an All Star. Now sashay away.

[in the werkroom]

Burak abla görl, all is not lost. Stay thirsty, ’cause it ain’t over yet. You still have a chance to return for your revenge. *evil laugh

Akın Memişoğlu
SILVIA PRIETO
1999 | Martín Rejtman
6
Burak Ar
WHAT’S UP, DOC?
1972 | Peter Bogdanovich
5
Deniz Erkaradağ
TARNATION
2003 | Jonathan Caouette
8
Egemen Doğan
VERONIKA VOSS
1982 | Rainer Werner Fassbinder
7
Ekin Bilge
KEINER LIEBT MICH
1994 | Doris Dorrie
4
Emir Tektaş
THE WHITE MEADOWS
2009 | Mohammad Rasoulof
4
Emre Eminoğlu
AUTHOR: THE JT LEROY STORY
2016 | Jeff Feuerzeig
6
İbrahim Bars
ORDET
1955 | Carl Theodor Dreyer
8
Murat Uzunkaya
THE NUN
1966 | Jacques Rivette
6
Okan
THE MEETINGS OF ANNA
1978 | Chantal Akerman
8
Salih Erdal Arslan
TORCH SONG TRILOGY
1988 | Paul Bogart
8
Uygar Ege Baran
THE ROSE
1979 | Mark Rydell
7

Yarışmacı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Akın Memişoğlu SAFE
Deniz Erkaradağ HIGH
Egemen Doğan SAFE
Ekin Bilge BTM3
Emir Tektaş BTM3
Emre Eminoğlu SAFE
İbrahim Bars WIN
Murat Uzunkaya SAFE
Okan HIGH
Salih Erdal Arslan WIN
Uygar Ege Baran SAFE
Burak Ar ELIM
WIN: Kazanan*, WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
BTM2/3: En düşük notu alan yarışmacılar, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da macerasına devam ediyor. Varı yoğu ödül sezonu. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara. And he is... you know...

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.