Yan Odadan Filmler – All Stars S06E05: Artık Türler

Yan Odadan Filmler – All Stars S06E05: Artık Türler

Yan Odadan Filmler: All Stars 6’da yolu yarıladığımız beşinci bölüme gelmiş bulunmaktayız. Elenenler birer ikişer attayı boylarken gerilim ve drama da giderek artıyor. Geçtiğimiz bölüm lip sync’i kazanan Uygar’ın Emre’yi göndermesi üzerine artık sekiz kişi kaldık. Gerçi Salih Erdal’ın sütyen balenlerine tutturduğu rujun üzerinde Okan yazıyordu ama henüz kan çıkmış değil. Neyse, biz beklemeye koyulalım. Esas kargaşanın pek çok sürpriz sığdırdığım ilerleyen bölümlerden birinde yaşanacağına zaten neredeyse emin gibiyim. O yüzden sahte tebessümler suratlara yerleştirilsin ve herkes önüne baksın!

Evet… Ne diyorduk? Benim çok tüketmediğim türlerden çeşitli eşleşmeler oldu bu hafta. Son lip sync kazananı Uygar grupları ve grupların film önereceği türleri seçti. Deniz ve Okan’ın bahtına bilimkurgu, Emir ve Salih Erdal’a savaş, İbrahim’le Murat ikilisine korku, Uygar ve kendine seçtiği yol arkadaşı Akın’a da western janrı düştü. Artık sayılarımız azaldığı için ve grupça bir değerlendirme olacağından bu sefer herkes hakkında 1-2 cümle kurmak istiyorum açıkçası. Topuklularınız biraz taban ağrısı yapacak, kusura bakmayın sinekolilerim. Now it’s time for “The Judge”s critiques…

Uygar Ege Goode‘un kendine özellikle western seçmesinin ardında meğerse türler arasında vals yapan Bacurau önerme motivasyonu varmış. Sinemasını ilgi çekici bulduğum kadar sevemediğim Kleber Mendonça Filho, yine aynı ipin üzerinde yapıyor cambazlığını. Sanki yıllarca tek bir deftere çiziktirdiği notları tek bir filmde eritmeye çalışmış gibi. Nerede başladı, nereye gitti, tam olarak nerede sonlandı gibi soruları cevapsız bırakma yeteneği haricinde pek bir cazibesini göremedim. Onun aksine takım arkadaşı Akınmint ise western görevini daha bir kelime anlamına uygun olarak almış ve Christian Bale ile Russell Crowe’un öttürdüğü 3:10 to Yuma‘nın orijinalini önermiş. Elmore Leonard’ın ellerinden çıkma her şeyin beyazperdeye çok yakıştığını düşünmeme karşın bu 1957 versiyonunda hiç karakter yokmuş gibi hissettim ben açıkçası. Klasik western hikâye elementlerine kullanmasın karşın heyecan verici olmayı başarmış bir metni ne yapıyor ediyor, janrın canı çıkarılmış yöntemleriyle monotonlaştırıyor.

Bilimkurgu grubunda da durum pek parlak diyemem. Deniz Von’Du yine risk alarak, Michael Winterbottom’ın ya sev ya terk et filmografisinden Code 46‘i yollamış. 2000’li yılların başından doksanlar film ahlakını prensip edinmiş, yirmiden fazla finali bulunan bir iş. Fütüristik Brief Encounter olarak pazarlanmasına mı gülsem, Tim Robbins ve Samantha Morton’ın varlıklarından ebediyen soğuyacağınız performanslarına mı… Plastik duyguları o setlere çok yakışmış, orası ayrı tabii. Ne yazık ki takım arkadaşı Okan Methyd için de durum o kadar parlak değil. Je t’aime, Je t’aime bir kere Alain Resnais filmi olması sebebiyle bana önerilmemesi gerekenler listesinin başında gelmesine rağmen yine kumar oynanmak istenmiş belli ki. Zaman, mekan ve zihnimizin bizi duvardan duvara vuran hatıra kıvrımlarıyla olan derdini daha ne kadar yavaş bir tempoda anlatabilirdi çok merak ediyorum. Fikirlerinin üzerinden milyonlarca defa, hem de çok daha iyi yaklaşımlarla geçildiği için de mesafeli kalmış olabilirim.

Savaş grubu şu listede en mesafeli durduğum tür olduğundan zaten 1-0 mağlup başladı yarışa. Emir Moan ne varsa eleştirmen favorilerinde var diyerek altmışların Çekoslovakya’sına ışınlamış bizi The Shop on Main Street ile. O coğrafyanın anlamakta güçlük çektiğim duygusuzluk bütünlüğünün resmi geçidi gibi bir iş. Bir noktada Kemalettin Tuğcu romanlarından bir karakterin sahneye çıkmasını da bekledim ama neyse ki sözde realizmi, ajitasyonun kameraya bakılarak yapılan hâlinde yalnızca mesaj kaygısını ön planda tutuyor. Salih Erdal Hydrangea‘nın seçimiyle alakalı ise pek parlak bir cümlem yok. Europa Europa sinemaya dair sevmediğim her şeyi bir araya toplamış o filmlerden biri. Agnieszka Holland’ın filmografisi zaten biraz da bunun üzerine kurulu. Cilalı fakat yedinci sanat klişelerini mutlaka ziyaret etmeyi seviyor. Burada da alıştırdığı trajedi pornosunun dik âlâsı mevcut. Forrest Gump’ın Avrupa versiyonu da denebilir hatta.

Son grup ise korku türüydü ve benim bu janr ile yıldızım asla barışmamasına rağmen garip bir şekilde en başarılı ikili buradan çıktı. İbrahim Paris Balenciaga daha önce izlemeyi deneyip yarıda bıraktığım The Love Witch‘e ikinci bir şans vermemi sağladı. Bu sefer algılarımı mı açtım, yeni okudum postfeminizm kitaplarının etkisi mi artık bilemeyeceğim tüm o deliliklerinin içerisinden meselesinin sadece farklı görünmek olmadığını idrak edebildim neyse ki. Ataerkilliğe dair her şeyi teker teker toprağa gömerken yağlarım da bir güzel eridi. Yalnız esas favorim Murat Hamasaki‘den gelen Invasion of the Body Snatchers. Bir gün mutlaka önerilir diye beklediğim klasik asla yaşlanmayacak, ekonomik ve gösterişsiz bir üslup ile masaya serilmiş. Öyle güzel gerildim, kapı arasından, anahtar deliğinden, camdaki yansımadan korka korka öyle keyifle vardım ki finale evdeki bitkilerle ilişkim değişti. Sanırım ilerleyen tarihlerde tekrar ziyaret edeceğim tek film bu olacak seçkiden.

Bu hafta bir grup değerlendirmesi alacağımı, toplam puanların çok önemli olduğunu çalışma odasında görevi anlatırken de belirtmiştim. Ve açık ara farkla bölümün galibi olmuş bir çiftimiz var: Team Horror! İbrahim Paris Balenciaga ve Murat Hamasaki, condragulations my dears. You are the top 2 All Stars of the week. You’ve each won a $2,000 prize package from Klein, Epstein and Parker. Team Western and Team War, you are safe. Team Sci-Fi… Deniz Von’Du and Okan Methyd, this means you’re in the bottom two. İbrahim and Murat, each of you needs to decide which of the bottom two you will eliminate if you win the lip sync.

Two top All Stars stand before me.
Ladies, this is your chance to impress me, $10.000 and earn the power to give one of the bottom queens the chop.
The time has come…to lip sync… for-your-LEGACY!
Good luck, and don’t fuck it up.

Önerilen kısalar: İbrahim’den Balance (1989), Murat’tan X2000 (1998).

Ladies, I’ve made my decision.
Murat, condragulations. You’re a winner baby!
You’ve earned a cash tip of $10.000.
İbrahim, you’re safe.

Will the bottom two please step forward?
Murat, with great power comes great responsibility.
Which queen have you chosen to get the chop?

Murat: Okan'ı eliyorum. Önceki sezondan dolayı Okan'ın güçlü bir rakip olabileceğini düşünüyorum. Deniz'in uğraştığını görüyorum ve henüz terk etmemesi gerektiği kanaatindeyim.

Okan, as it is written, so it shall be done. You are and will always be an All Star. Now sashay away.

[in the werkroom]

Okan abla görl, all is not lost. Stay thirsty, ’cause it ain’t over yet. You still have a chance to return for your revenge…

Akın Memişoğlu
3:10 TO YUMA
1957 | Delmer Daves
6
Uygar Ege Baran
BACURAU
2019 | Kleber Mendonça Filho, Juliano Dornelles
6
Deniz Erkaradağ
CODE 46
2003 | Michael Winterbottom
4
Okan
JE T’AIME, JE T’AIME
1968 | Alain Resnais
6
Emir Tektaş
THE SHOP ON MAIN STREET
1965 | Elmar Klos, Ján Kadár
6
Salih Erdal Arslan
EUROPA EUROPA
1990 | Agnieszka Holland
5
İbrahim Bars
THE LOVE WITCH
2016 | Anna Biller
7
Murat Uzunkaya
INVASION OF THE BODY SNATCHERS
1978 | Philip Kaufman
8

Yarışmacı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Akın Memişoğlu SAFE HIGH WIN BTM3 SAFE
Deniz Erkaradağ HIGH BTM3 HIGH SAFE BTM2
Emir Tektaş BTM3 WIN SAFE HIGH SAFE
İbrahim Bars WIN SAFE SAFE SAFE WIN
Murat Uzunkaya SAFE BTM3 BTM3 SAFE WIN
Salih Erdal Arslan WIN SAFE WIN WIN SAFE
Uygar Ege Baran SAFE WIN SAFE WIN SAFE
Okan HIGH SAFE SAFE BTM3 ELIM
Emre Eminoğlu SAFE SAFE BTM3 ELIM
Ekin Bilge BTM3 SAFE ELIM
Egemen Doğan SAFE ELIM
Burak Ar ELIM
WIN: Kazanan*, WIN: Kazanan, HIGH: Yüksek not, SAFE: Güvende
BTM2/3: En düşük notu alan yarışmacılar, ELIM: Elenen

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.