P.S.

Burası tek yazarlı bir blog ve kendi çöplüğümde istediğim gibi öterim diyerek on senenin sonunda aklım başıma geldi, “Ne dinliyorum/okuyorum?” sorularına cevap veren bir sayfa yapma kararı aldım. Esasında uzunca bir süredir hayatımda büyük bir yeri olan müzikle alakalı listeler çıkarmak istiyordum ama bir türlü kafamda konsepti oturtamamıştım. Bu iyi bir başlangıç olacak. Hiç ilginizi çekememesi olası, farkındayım. Ancak esas amacım biraz kendimi tatmin etmek ve sinema haricinde de varlık gösterdiğim ilgi alanlarımla eğlenebilmek. Tabii arada kitap ve müzik alışverişi yapabileceğimiz birileri çıkarsa da pek şahane olur. Neyse, yolu buraya düşenlere şimdiden hoşgeldin diyelim. Bundan böyle her Cuma güncelleyeceğim P.S. köşesinde görüşmek üzere!


Ne dinliyorum?


BEŞİ BİR YERDE

1. Lights Up
Harry Styles

One Direction dağıldıktan sonra grup içerisindeki en heyecan verici solo kariyere yelken açan Harry, biseksüel marşı olmaya aday “Lights Up” ile bodrum katlarımıza sel bastırdı. Zirvede daha orijinal bir isim olsun isterdim AMA O KLİBİ İZLEDİKTEN SONRA başka bir şeye yükselmek mümkün mü?

2.Prom QueenCatie Turner
3.Hold My Breath Until I DieTegan and Sara
4.HeroMichael Kiwanuka
5.ShelterFinneas

BİT PAZARI 101

MAGGIE ROGERS
Heard It In a Past Life

2019’un en iyi albümü demekten asla çekinmediğim Maggie Rogers harikası da çok “Bit Pazarı” konseptinde sayılmaz. Ancak ana akım medyanın farkında olmadığı, muhtemelen Grammy listelerinde çıkınca da kim bu yeni Kacey Musgraves/Brandi Carlile kontenjanındaki kızcağız denecek biri. Henüz öğrenciyken Pharrell’e şarkısını dinletmesi ve ünlü prodüktörü büyülemesiyle meşhur hanımefendinin albümü çıkalı 9 ay olmuş bakın ve hâlâ eskimiyor!


Ne okuyorum?


BİTTİ!
The Nickel Boys

Colson Whitehead

Uzun zamandır içerisinde bu kadar twist olan bir kitap okumamıştım. 2019’un en iyilerinden biri olarak gösterilen The Nickel Boys’un dili temiz, trajedisi sağlam ama sanki “Bunu film yapalım biz en iyisi.” mantığıyla kalame alınmış. Nick Hornby okumaya mı geldik yahu? En acıklısından 11 dalda Oscar’a aday etmelik hikâye sığmış içine. Sağolun, ben almayayım.

⭐️⭐️⭐️

BİTECEK!
Mama’s Boy

Dustin Lance Black

Milk’le aldığı Oscar’dan sonra partneri Tom Daley’nin Youtube kanalında da gördükçe hakkında daha çok şey öğrenmek istediğim, gittiği okullardaki konuşmalarını sıklıklıka tükettiğim Dustin Lance Black’in biyografisine başladım nihayet. Hayatımın en out and about yılına yaraşacak kitap fena da başlamadı. Zaten okurken Lance’in (Tom’un telaffuzuyla Lağğğnns) sesiyle okuyorum. Hayallerimdeki canım arkadaşım! <3

BİTSİN!
Lie with Me

Philippe Besson

Call Me by Your Name’in Fransız versiyonu muamelesi gösterilen Lie with Me’yi de fazlasıyla merak ediyorum. İngilizce’ye garip bir şekilde aktris Molly Ringwald tarafından çevirilen bu roman, kendi klanım hakkında daha fazla şey öğrenmek, okumak, görmek istiyorum dediğim bir dönemde beni epey besleyecek. Aciman’ın Call Me by Your Name’in devamı niteliğindeki Find Me‘sinden önce bir nefeslenelim.


Anlayamazsınız…


Adını “Anlayamazsınız…” olarak değiştirdiğim Bonus köşesinde, bu sefer Youtube’tan değil direkt torrent bağlarından bir önerim olacak. Britanya televizyonlarının BBC’den Channel 4’a transfer olunca Paul Hollywood haricinde bütün kadrosu değişen fenomen yarışması The Great British Bake Off onuncu sezonunu neredeyse tamamlamak üzere. Ben de henüz finale iki hafta var iken bu her tarafından Britlik akan reality şov nirvanasını izlemeyenlerin önüne atmak istedim. Neden topluca Birleşik Krallık’a iltica etmek istiyoruz sorusuna cevap veren bir done olarak da ele alabilirsiniz. Çünkü herkes çok kibar, çok sevecen, çok içten… Deliriyorum yahu! Kekler, bisküviler sizin olsun, bana o insanları verin.