Yan Odadan Filmler S02E05: Hayatımın En Zorlu Günü

Yan Odadan Filmler S02E05: Hayatımın En Zorlu Günü

ep5

Başlığı görüp de final öncesi Umur zorlanmış demek ki diye düşünecek birisi var mı çok merak ediyorum. Çünkü olaylar hiç de bu yönde gelişmedi. Biraz yarım akıllılık yapayım derken neredeyse akıl sağlığımı yarışmacılarıma emanet ediyordum bu görevde. İzleyicisini rahatsız eden, zorlayıcı ya da kafa karıştırıcı bir film önermelerini istedim. Hepsi de farklı yaklaşımlarda bulunmuş. Birisi vücudu terk eden dışkıyı, birisi canice önüne geleni öldüren bir adamı tercih etmiş. Birisi kendini arthouse sinemanın tekinsiz kollarına atmış, birisi ise görevin cevabını klasiklerin arasında aramış. Bir diğeri de olaya tamamen farklı bir yaklaşımda bulunup insanı rahatsız eden, zorlayıcı bir ailenin ibretlik öyküsünü uygun görmüş. Tabii final öncesi son görev olduğu için eleme sistemim de epey farklı oldu bu bölüm. Görevin birincisini seçip geri kalanları yarışmadaki genel performansları üzerinden değerlendirdim. Hadi başlayalım sohbete…

Görev Birincisi/İlk Finalist: Capturing the Friedmans (Ergin Kaytan)

Diğer yarışmacıların hiçbiri kusura bakmasın, belki biraz Su’yun önerisine de iltimas geçebilirim, benim neyi seveceğimi gerçekten bilmediklerini düşündüm önerdiklerini izledikten sonra. Ergin’in seçimi ise tam anlamıyla aradığım, ifade etmeye çalışıp da beceremediğim film aslında. Sürdükleri mükemmele yakın sade hayat aile bireylerinin sırları ortaya çıkmaya başlayınca aniden sarsılan Friedmanlar anlatılıyor bu belgeselde. Filmin dur şuraya dehşet verecek bir müzik koyayım, yok ya da sırtımı hikayeyi anlatanların gözyaşlarına dayayım gibi bir derdi yok. Tek yaptığı bu yaşananlarla bir şekilde alakası olan insanları karşısına alıp doğru mu yanlış mı diye sormadan konuşturması. Olaya tüm açılardan bakabilmeniz için çaba sarf eden bir göz var kameranın arkasında. Tabii materyali de rahatsız edici olduğu kadar leziz. Bir gün bu yaşanan olayları birileri senaryolaştırır mı diye merak etmedim değil. Neyse, demem o ki Ergin’in finaldeki yeri hazır. Tebrik ediyorum Kaytan’ımı.

İkinci Finalist: Salô, or the 120 Days of Sodom (Su Yılmaz)

Next! Bu hafta Ergin’in filmi olmasaydı birinci yapacağım film Pasolini’in Salô’su olacaktı. Ben ve İtalyan sineması, ne garip değil mi? Yalnız burada da hem görevi anlamış, hem de benim beğenilerimi çözmüş birisi var ve Su bunu yarışın başından beri başarıyor. İlk bir buçuk saati 21. yüzyılda sinemaya sevdalanmış bizler için Lanthimos sinemasının atası kıvamında. Son yarım saatte ise ellerinizle gözlerinizi kapadığınız eziyetleri beyazperdedeki provokasyon kurallarının sınırlarını zorluyor. Bunu 1975’de yapmış olmalarına rağmen hâlâ aynı etkiyi göstermesi de cabası. İkinci sezonda beni Fellini, Godard ve Bunuel ile tanıştıran yarışmacılarım mahşere Pasolini’yi de atıyla birlikte ilave ettiler. Su’yu da tebrik ediyorum. Yarışmanın final görmüş en genç yarışmacısı şimdilik. İlerleyen sezonlarda ne olur tabii bilemem.

Üçüncü Finalist: ?

İşte burada uzun bir muhasebe yaptım. Öncelikle geri kalan üçlüden birini eleyerek başladım işe ve o elediğim isim de Ali Kavas oldu. Ali’nin seçimlerini de başından beri takdir ediyorum açıkçası. Neden? Çünkü risk almaktan çekinmedi. Rear Windowlar, City of Godlar havada uçuşurken o bana Maniac’ı seçti. O yetmedi, bu sefer The Solitude of Prime Numbers izletti. Biraz anaakıma dön uyarısını verdiğimde Hitchcock’a başvurdu, ama yine çok bilinen filmlerinden birini değil de Rope’u tercih etti. Fakat son önerisi The Strange Color of Your Body’s Tear sinemada sevmediğim ne varsa bir araya topluyor. Rahatsız olmak istemiştim, ama bu kadarını da istememiştim galiba. Uzun bir halüsinasyon izlemişsiniz gibi. Ama pek hoşlaştığım stoner dramalara değil ekstazinin doruklarında gezen zihinlerin yakıt ikmali adeta. Bu sefer olmadı Kavas. Katıldığın ve sonuna kadar da tarzından ödün vermediğin için teşekkür ederim.

Kaldı geriye bu haftanın en “iğrenç” iki filmi. Bunu bu filmlerden nefret ettiğim için ya da kötü çekildiklerinden dolayı söylemiyorum. Aksine zaten ikisi de seyircisini diken üzerinde oturtmak için bu sıradışı yöntemlere başvuruyor. Bir yanda Murat Karakuş’dan Man Bites Dog, diğer yanda John Doe’dan Pink Flamingos var. Birbirlerinden çok ayırabildiğimi söyleyemem. John Doe’nun filmi bana göre sinema değil, sanat da değil ve muhtemelen bir daha John Waters adını duyduğumda olumlu tepki vermeme engel olacak bir iş. Fakat bittikten sonra düşünmeye, bana neden tavukla birine tecavüz edildi diye düşündürtmeye devam etti. O yüzden amacına ulaşıyor mu diye kafa yoruyorum. Murat’ın filmi ise tam bir kaos. Açık mekanda dahi bu kadar daraldığım, bu kadar gerildiğim bir başka film olmamıştır. Sürekli diken üstündesiniz ve ekranda yüzünü gösterip de empati kurabileceğiniz tek bir karakter yok. Ama kartondan oldukları için değil, aksine gereğinden fazla “gerçek” hissettirdikleri için. E tabii görev filmlerini birbirinden ayıramayınca ben de ne yaptım, yarışmacıların geçmişlerine şöyle bir göz attım.

Ve sonuç… Drumrolls, please. Jim Jarmusch ile zafer sarhoşluğu yaşayan Murat’ın yarıştaki genel performansı John Doe’nun gerisinde kaldığı için onu finale taşıyamadım. John Doe aldığı bir zaferin yanında ayrıca ilk hafta da neredeyse tacı çalıyordu. O yüzden Ergin ve Su’yun yanına John Doe’yu da ekleyerek finale doğru yol alıyorum. Murat’a da teşekkürlerimi ileteyim. Bekleneni verip her görevde beni saklı kalmış hazinelerle tanıştırmaya çalıştı. Belki anime kurası olna gelmemiş olsaydı şu an finalde bile olabilirdi.

John Doe yarışmadan çekildiği için final koltuklarından birini son dakikada elenen Murat Karakuş’a veriyorum.

Evet yarışmada artık sona yaklaştık. O yüzden size aktarmak istediğim birkaç şey var.

  1. Üçüncü sezon kadrosunu oluşturdum. Sayfası da açıldı, haberiniz olsun. Hatta hepsiyle iletişime geçip ilk görevlerini yolladım bile. Asıl müjde şu; üçüncü sezondan sonra bir All Stars yapacağım. İlk üç sezonun birinciliği tadamamış başarılı yarışmacıları bir araya gelerek ufak kural değişiklikleriyle tekrardan mücadele verecek. Kadroya henüz karar vermedim. Ama her sezonun Mansiyon Ödülü alan yarışmacıları kesinlikle listede olacak. Bu da beni ikinci duyuruya yönlendiriyor.
  2. Evet, bugün itibariyle Mansiyon Ödülü oylaması başladı. Ben final filmlerini izleyene kadar seçim yapabilirsiniz. Peki ne bu ödül? Finale kalamayanlar arasında bir teselli ikramiyesi adeta. “Umur bu filmleri tavsiye eden birini nasıl elersin?” paylaması yapmak isterseniz adres belli:

Ali Kavas: Maniac, The Solitude of Prime Numbers, Rope, Vavien, The Strange Color of Your Body’s Tears
Alp Turgut: Ip Man, Rear Window, The Manchurian Candidate
Faruk Songur: City of God, Nights of Cabiria
Tarık Kılıç: The Tribe, Ladies in Lavender

[poll id=”502″]

Yarışmacı Film Yıl Ülke Not
John Doe Pink Flamingos 1972 ABD C-
Ali Kavas The Strange Color of Your Body’s Tears 2013 Belçika, Fransa & Lüksemburg C-
Ergin Kaytan Capturing the Friedmans 2003 ABD A
Murat Karakuş Man Bites Dog 1992 Belçika C
Su Yılmaz Salò, or the 120 Days of Sodom 1975 İtalya & Fransa B

Yan Odadan Filmler – 2. Sezon sayfasını ziyaret ettiniz mi?

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

Bir Cevap Yazın