Yan Odadan Filmler S08E01: Karışık Kaset

Yan Odadan Filmler S08E01: Karışık Kaset

Yan Odadan Filmler’den bıkacağımı, yedinci sezon sonrasında ara vereceğimi, Oscar sezonundan kalan boşluğu yatarak geçireceğimi mi sandınız? Buyrun size sekizinci sezon! Yine sosyal medyadan tanıdığım birkaç isim, blog sayfalarına bıraktıkları yorumlarla katkıda bulunmuş yüzler ve başvurular sayesinde tanıştığım okuyucularla yepyeni bir maceranın startını veriyoruz. Daha önce de söylemiştim, bundan böyle daha kolay görev başlıklarıyla yarışmacılarıma ecel terleri döktürmeden devam ettireceğim müsabakamı. Çünkü tek kişilik dev jüri bu uzun serüvende önerilebilecek film havuzunu epey kuruttu. Dolayısıyla eğlence eziyete dönüşmesin diye görevleri basite indirgemek mecburiyetinde hissediyorum. Neyse efendim, ben sezon öncesi sekiz filmkolik star adayıma başarılar diliyorum. İyi olan kazansın!

Podyumun açılışını doksanlı yıllardan 120 dakikanın altında filmlerle yapıyoruz bu sefer. Amacım önerebilecekleri yapımlara dair ufak bir izlenim edinebilmek. Geçtiğimiz sezona da böyle start vermiş ve üç aşağı beş yukarı kimin gelecek vaat ettiğini öngörmüştük. Sıra yeni ekipte. Eveeet… İzledim, puanladım ve kararımı verdim. Bu hafta sıralamanın orta kısmına düşüp, sadece “Safe” ibaresi alarak yorumsuz sahneyi terk edecek iki isim var: Akın Memişoğlu ve Edanur Yıldız. Skorlarınız sizi ikinci göreve taşımaya yetti. Ama hep belirttiğim gibi “Safe is not a word I associate with Oscar Boy’s next movie buff star.”. Şimdi çekilebilirsiniz.

  • once were warriors
  • clerks
  • central station

Çeneye yüksek not alanlardan başlayalım madem… Sezonun en genci Emre YılmazOnce Were Warriors önerisinde bulunmuş. Adını görünce mırın kırın ettiğim, dolayısıyla oluşturduğum düşük beklentinin de beğenime etki ettiği vakalara bayılıyorum. Emre şanslıymış ki böyle bir tepkiyle ilk üçe yerleşti daha ilk bölümden. Yeni Zelanda yapımı Once Were Warriors, ayan beyan patriyarka dil çıkarıp sağ baştan üçüncü parmağını uygun gören bir drama. Hikâyesi ekrandan taşan bir enerjiyle başlayıp ait olduğu coğrafyanın bir şekilde azınlığı olarak nitelendirilmiş kesimine ses oluyor. Su yolunu bulduktan sonra ağdalı bir aile trajedisine dönüşmüyor değil. Feminist mesajı filmin ümit ettiği kadar temiz geçmiyor seyirciye. Ama yaşanan travmalar, aile içi çatışmalar sonrası gücü bir başkasının kanatlarının altında değil de kendinde bulan her karaktere tavım. Once Were Warriors da en direkt yoldan dolambaçsız hayat mücadelesini koyuyor zaten önümüze.

Harun Özçelik eksik kaldığım kült filmlerden birini, Clerks‘ü uygun görmüş bana. Esasında popüler seçimler yapılmasına karşı çıksam da söz konusu bağımsız sinemanın uçarı yapımları olunca yelkenleri suya indiriyorum. Kevin Smith’in küçük öyküler buketinde bir yere varmayan muhabbetlerin popülasyonu oldukça fazla. Fakat bir taraftan da absürt ve gündelik hâli satıyor zaten bu filmi. Siyah beyaz tercihinin koyduğu mesafe bile o vurdumduymazlık sayesinde aşılıyor. Biraz da kucak açmış olmanızı istiyor aslında Clerks sizden. Hani arada “herkese hitap edecek bir film değil” diye tembellik ediyor ve sebeplerini açıklamaktan kaçıyoruz ya, işte Clerks tam olarak bu etiket için yaratılmış. Çünkü tutturduğu mizahi ritmin içine giremediğiniz müddetçe ağzında bir şeyler geveleyip duran karakterleriyle ufak bir eziyete dönüşebileceği inkar edilemez. Ne mutlu ki bana, daha ilk sahnedeki “wigga”sıyla eriyip bittim bir güzel.

Bu görevde yüksek not alan üçüncü ve son yarışmacım ise Ozan Aytaş. Oscar tarihinde Gwyneth Paltrow ile Cate Blanchett’in çarpıştığı o meşhur senede oyların bölünme ihtimalini düşünerek ellerini ovuşturan Fernando Montenegro’nun dört başı mamur performansıyla kutsadığı Central Station‘ı önermiş. Ozan’ın bu tercihi yaparken nasıl bir motivasyona sahip olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok. Fakat blogun sayfalarında The Maid, The Second Mother ve Gloria gibi yapımları övmüş birine yapılabilecek en doğru önerilerden biri olmuş bu bana kalırsa. Biraz Çağan Irmak hesapçılığı, Latin Amerika duygusallığı ile ana akım lineerliğinin buluşması falan var ama beni ağlatan film karnımı doyurandır felsefeme de cuk oturuyor. Tabii ki de bir yollara düşmeden mütevellit kimliğini keşif etrafına örülmüş tüm öykü. Dolayısıyla iç hesaplaşması, çatışması ve bittim gözünaydını çok. Ama olsun, arada böyle kalbe dokunacak nostalji de lazım. Bencilliği bir kenara bırakıp arkasına bakmadan çekip gidecek bilinçte karakterler Yeşilçam’da kaldı diyenlere inat, bağrıma bastım ben Central Station’ı. Oh olsun!

Bu üçlü içerisinde öne çıkan iki isim var aslında benim için ama burun farkıyla görev birinciliğini Harun Özçelik‘e veriyorum. Bu ilk izlenimlerin yarışma süresince çok büyük önem taşıdığını söylememe gerek yoktur. Geçtiğimiz sezonlara baktığınızda da iyi start alan pek çok filmkolik star adayının finali gördüğünü fark edeceksiniz. Harun’u tebrik etmekle birlikte gözümün Ozan ve Emre’nin üzerinde de olduğunu eklemek isterim.

  • two hands
  • Dream with the Fishes Movie Poster (1997)
  • the madness of king george

Gelelim düşük not alanlara… Dilimin ucunu biraz sivrilteceğim izninizle. İlk kurbanım Cahit Berkay Şen. Heath Ledger sevdamın çare olacağı umut edilerek Two Hands önerilmiş belli ki. Çok da iyi olmamakla birlikte suç ve komedi arasında mekik dokumaya çalışıyor Gregor Jordan. Kara mizahı oyun bahçesi bellemiş pek çok yönetmenden izler mevcut. Avustralya’nın oluşturduğu arka plan da alışmadığımız bir ruh katmış anlatıya. Bir tarafta Ledger, diğer tarafta Rose Byrne. Neredeyse affedecek gibi oluyorum. Ama henüz VCD’nin tedavülden kalkmadığı yıllarda Migros’ta kasaya yakın sepete konulan B tipi kafasızlıklardan pek bir farkı yok sanki Two Hands’in. Klişe üstüne klişe, en olmadık yerde espri koyarak elmanın suça bulanmış yarısını hafifleştiren bir pasaklılık… İzle, unut, soran olursa da hatırlamak için bin takla at kategorisinde bir ileri iki geri ter dökmek isteyenler için birebir.

Stoner drama olmaktan çekinen Dream with the Fishes önerisi ise Çağla Şimşek‘ten gelmiş. Two Hands ile neredeyse aynı hislere hitap ediyor Dream with the Fishes. Sadece burada komedinin dozu daha bir ayarlı ve twist ekonomisini doksanlı yıllardan yapmaya başlayan bir kurnazlık var. David Arquette’in bugüne kadarki tek iyi performansını içeren yapımı küçük yaşta televizyonlardaki film kuşaklarında pek çok kere gördüğümü hatırlar gibiyim. Farklı olmak için farklı olanların kedi fare oyunu epey monoton. Türkçe’ye tam çevrilemeyen quirky kelimesini sıfat edinmiş karakterlerden bir geçitle müzik kullanımı haricinde pek bir şey de vaat edemiyor aslında. Ben finale kadar kolumdan çeke çeke götürüldükten sonra ters köşe yapmaya çalışmasını da epey ucuz buldum. Ama bakıyorum, doksanlardan bir klasik olarak kabul görmüş özellikle bizim ülkemizde. Alıcılarına hayatta başarılar.

Ve düşük not verdiğim son film: The Madness of King GeorgeYasemin Artunç‘tan gelen öneri belki tam da filmin piyasaya sürüldüğü 94 yılında izlemiş olsanız anlattığı dönemin sıkılığı ve gündelik mizahi dokunuşları tek bir potada eritmesiyle artı puanları toparlayabilir. Ama öyle yeni açılımlar yapıldı ki bu alanda. Şu aralar televizyonu açtığınızda bile aynı mantıkla Kardashianlar ve Downton Abbey’i buluşturmuş Another Period’ı izleyebiliyorsunuz. Tabii bu tahmin edilemeyecek bir müşkülpesentlik olduğundan Yasemin’e gönderdiği film için çok yüklenmek istemiyorum. Nigel Hawthorne ile Helen Mirren’ın leziz performansları düşünüldüğünde haksızlık ettiğim bile söylenebilir. Neyse ki Akademi zamanında hakkını vermiş. Benim kişisel beğenilerimi uymuyor oluşu pek de dert değil yani.

Bu üçlü arasında Yasemin’i dediğim gibi, kendi “yapıldığı yıla göre düşünememe” yetisizliğimin kurbanı olduğundan üzmek istemiyor ve kenara çekiyorum. Cahit Berkay ile Çağla arasında gidip gelişlerimde de saat başı kararım değişmesine rağmen hangi filmi daha çok seviyorum değil, hangi filmden daha çok nefret ettim değerlendirmesi yapıp bir sonuca vardım. Cahit Berkay Şen, shantay you stay. Çağla Şimşek, now sashay away.

Akın Memişoğlu
GHOST DOG: THE WAY OF THE SAMURAI
1999 | Jim Jarmusch
B-
Cahit Berkay Şen
TWO HANDS
1999 | Gregor Jordan
C+
Çağla Şimşek
DREAM WITH THE FISHES
1997 | Finn Taylor
C+
Edanur Yıldız
CRUMB
1994 | Terry Zwigoff
B
Emre Yılmaz
ONCE WERE WARRIORS
1994 | Lee Tamahori
B+
Harun Özçelik
CLERKS
1994 | Kevin Smith
A-
Ozan Aytaş
CENTRAL STATION
1998 | Walter Salles
B+
Yasemin Artunç
THE MADNESS OF KING GEORGE
1994 | Nicholas Hytner
B-

Yarışmacı Yaş Şehir 1 2 3 4 5 6 Sonuç
Akın Memişoğlu 24 Mersin SAFE            
Cahit Berkay Şen 23 İstanbul LOW            
Edanur Yıldız 23 Eskişehir SAFE            
Emre Yılmaz 17 Ankara HIGH            
Harun Özçelik 27 İstanbul WIN            
Ozan Aytaş 22 Ankara HIGH            
Yasemin Artunç 30 İstanbul LOW            
Çağla Şimşek 24 Ankara ELIM            
WIN: Kazanan, ELIM: Elenen
HIGH: Yüksek not, LOW: Düşük not, SAFE: Güvende

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

Bir Cevap Yazın