Animasyon adına zayıf bir yıl geçirdiğimizi iddia ettim diye sinema tanrıları yüzümü kara çıkarmaya çalışıyor. Bu coğrafyadan çıkan animelerle pek sevişmesem de, bolluğu konusunda yanıldığım 2016’nın gizli mücevherlerinden biri Your Name. Makota Shinkai’nin kendi pişirip kendi yediği, kalbe doğru sıcak ve tatlı bir his yayan öyküsü iki yeniyetmenin yer değiştiren ruhları etrafında dönüyor. Ama meramı hikayenin temiz kıvrımına kadar rayında tuttuğu komediyi ansızın trajik bir gençlik masalına tahvil etmek. O zaman da özümsediğimiz acı tatlı romantizmin yerini geçmişe sıkı sıkıya bağlı hisli nostalji alıyor. Bu ayakları yere basmayan pofudukluk, his cetvelinde her daim bana uzak kalsa da Your Name’in hükmettiği bedenlere benimkini de ekleyip duygularımı ele geçirdiğini söyleyebilirim. Shinkai’nin hikaye anlatma sanatındaki yeteneği ve naif stili renk paletiyle heyecanlandıran filmin işlemesine epey yardımcı oluyor. Belki yorgun düştüğümü hissettiğim anda bir manevra yapıp tıpkı karakterleri gibi filmin de başka bir vücuda girmesine şahit olmaktır bu çift taraflı Tokyo hikâyesini bu denli tesirli kılan. Yalnız en gürültülü patırtılı anlarda pop parçalarla çelişki yaratma temayülü ağırbaşlılığını elinden alıyor filmin. Katı geçişler yerinde olmayan aşırı dozlarda servis ediliyor. Bu ayırt edici yönetmen seçimlerini affetmek de o noktada filmle kurduğunuz gönül bağının kuvvetiyle doğru orantılı sanırım. Ama ille de bulutlar üzerinde koşalım diyenlere, animelerin uydurma hayretlerine alışık olanlara daha yakın, daha dostane Your Name. Benim gibi senede bir uğrayanlara da usturuplu bir deneyim.