Eleştiri
Power Ballad | Detone Ezgi
Power Ballad (Hayatımın Şarkısı) | Yönetmen: John Carney | Oyuncular: Paul Rudd, Nick Jonas, Peter McDonald, Marcella Plunkett, Beth Fallon, Jack Reynor, Havana Rose Liu, Sophie Vavasseur | Senaryo: John Carney, Peter McDonald | İrlanda, ABD | 98′ | Komedi, Drama, Müzik
Power Ballad‘ı izlerken, tek gecelik bir ilişkinin ardından çocuğun babası olduğunu kanıtlamaya çalışan bir adamın hikâyesini seyrediyormuşuz hissine kapılıyoruz. Carney, bir kez daha hak ettiği ilgiyi görememiş müzisyenlere ışık tutuyor. Paul Rudd’ın gösterişsiz performansı sayesinde de hayatını Dublin’e sığdırmış, hayallerinden vazgeçmese de ailesine sıkı sıkıya bağlı Rick’e kısa sürede inanıyoruz. Carney, neyse ki karakterlerini gereksiz komplekslerle boğmaya çalışmıyor. Hikâyedeki hemen herkes Rick’i daha iyi tanımamıza hizmet ediyor. Kızı ona hiç şüphe duymadan güveniyor, eşi her şeye rağmen yanında duruyor, grup arkadaşlarıyla yaşadığı tatlı sert sürtüşmeler ise karakterinin tutkusunu görünür kılıyor. Ne var ki filmin asıl aksayan tarafı, Nick Jonas’ın canlandırdığı Danny. Jonas’ın sınırlı oyunculuğuyla birlikte karakter hikâyenin ihtiyaç duyduğu ağırlığa bir türlü ulaşamıyor.
Esasında müzik endüstrisinin acımasızlığına Paul Rudd’ın canlandırdığı Rick daha aşina olsa da Carney, en ilginç gözlemlerini fark ettirmeden Danny üzerinden paylaşıyor. En azından klişe olmayanları. Birlikte üretmenin yarattığı eşi benzeri olmayan sinerjiyi onun yardımıyla övüyor mesela. Spot ışıklarının bir kez üzerinize çevrilmesinin, ikinci kez aynı şansı yakalayacağınız anlamına gelmediğini de açıkça hatırlatıyor. Danny’nin çok daha fazlasına sahip olmasına rağmen zirvenin tadını aldığı için yerini koruma uğruna büyük yanlışlara kolayca sürüklenmesi de bundan. Fakat karakter, kâğıt üzerinde daha etli yazılmış olsa da perdede bir o kadar renksiz, hatta lezzetsiz kalıyor. Bir noktadan sonra komedilerde bütün esprilerin merkezinde duran “düz adam”a dönüşüyor. Adının, geçmişinin ve Nick Jonas tarafından canlandırılıyor oluşunun da hiçbir ehemmiyeti yok gibi. Carney, Jonas Brothers gibi milyonlarca genç kızın kalbini fethetmiş bir gruptan çıkan oyuncusunu meta düzlemde değerlendirmeye, diskografisine ya da kariyerinin herkesçe bilinen dönemeçlerine göz kırpmaya hiç girişmiyor. Böyle olunca da elindeki en ilginç fırsatların tamamını kaçırmış oluyor.
Tüm bunlardan da önemlisi, John Carney’nin Once, Begin Again ve Sing Street‘te yarattığı gibi, filmden bağımsız dinlemek isteyeceğiniz tek bir şarkı bile yok elinizde. O sözde büyük hit öylesine niteliksiz ve akılda kalmayan bir melodi ki, hikâyenin en kritik kırılma noktasına ikna edemiyor bizi. Üstelik Danny ile Rick’in, sulandırılmış komedilerden ihraç edilmiş gibi duran yüzleşmesi de bu filme ait olmayan bir final izliyormuş hissi yaratıyor. Eksiklerine ve tökezleyen tercihlerine rağmen şunu söylemek gerek yine de; John Carney, seyir zevki yüksek filmler yapmayı hakikaten çok iyi biliyor. Tamamen ana akım formüllerle çalışmasına rağmen bunu görünmez kılabilen bir kamerası var. Seyirciyi zaman zaman zayıf hikâyelerle baş başa bıraksa da salondan kötü bir film izlemiş hissiyle çıkarmıyor. Power Ballad‘ı da bu orta şekerli filmografisinin yavan bir halkası olarak nitelendirmekte beis görmüyorum kısacası.