Altın Rapor
Altın Rapor: Venedik’ten Telluride’a (31 Ağustos – 6 Eylül)
Nihayet başladı güz festivalleri. Venedik ve Telluride’ın perdelerini açmasıyla birlikte haftalardır uzaktan uzağa baktığımız filmler gün yüzüne çıkıyor, ilk tepkiler geliyor ve yarışta dengeler değişiyor. Üstüne bir de Emmy’nin Creative Arts geceleri de geldi. Hızla giriyoruz o civcivli döneme…
Venedik Film Festivali başladı
83. Venedik Uluslararası Film Festivali, Danny Boyle’un Ink‘iyle açılışını yaptı. 1969’da Rupert Murdoch’un The Sun’ı satın alması ve gazetenin o dönemki editörü Larry Lamb’le ilişkisine odaklanan aynı adlı tiyatro oyununun beyazperde uyarlaması genel olarak beğenilse de ayılıp bayılanı yok. Sahnelendiği dönemde Murdoch’ı canlandıran Bertie Carvel’e ödül getirdiği için Guy Pearce’le ilgili umutluyduk ama film daha farklı bir yaklaşım benimsediğinden Pearce pek parlamıyormuş. Jack O’Connell’ı ise epey öven var. Sinners, 28 Years Later: The Bone Temple derken Hollywood’un iyice ilgisini çeken aktör radarda kalmaya devam ediyor.
Oscar yarışıyla ilgili olarak ise Venedik seçkisinden konuşmamız gereken asıl film, Martin McDonagh’ın Wild Horse Nine‘ı tabii ki. 1973’teki Şili askeri darbesi sırasında görev yapan iki CIA ajanını anlatan filmi beğenmeyen yok gibi. İzleyenler John Malkovich’i övmeye doyamıyor. Sam Rockwell’le rolünün eşit ağırlıkta olması sebebiyle henüz kimin başrol, kimin yardımcı oyuncu olarak yarışacağı netleşmiş değil. Fakat Malkovich yardımcı dalda yarışırsa ödülü çok rahat alabileceği söyleniyor. Tabii Malkovich’in İsrail’e dönüp film çekeceğini güle oynaya paylaşması ve 2002’de gazeteci Robert Fisk’i öldürmekle tehdit ettiğinin yeniden gündeme gelmesi nelere mal olacak, göreceğiz.
Bu iki filme ilaveten, 2000’li yıllarda ABD’yi ele geçiren To Catch a Predator‘un sunucusu olarak tanıdığımız Chris Hansen’ın biyografisi Primetime‘ı ve Lee Chang-dong’un sıradaki başyapıtı Possible Love‘ı da anmamız gerek. Primetime ne yazık ki Robert Pattinson’a yeni bir Oscar adaylığı getirecek gibi durmuyor. Film ortalamanın üzerinde bulunsa da izleyenler “geleneksel” olmasından dem vurmuş. Possible Love ise o aradığımız “yabancı yarışçı” olacak gibi. Fjord ve All of a Sudden yerine La bola negra‘ya eşlik etmesi olası. Görenler methiyeler düzüyor, Lee Chang-dong’u ne kadar özlediklerini konuşuyor. Umarım Netflix çuvallamaz da En İyi Yönetmen adaylığı bile gelir!
Keşke biz de Telluride’da olsak
ABD’nin Colorado eyaletinde, şahane bir dağın eteğinde düzenlenen Telluride Film Festivali yine başladı ve takip ederken kıskançlıktan ölüyoruz. Ödül sezonunda boy göstermek isteyen yapımların uğradığı Telluride’da Venedik ve Cannes programından filmler gösterildiği gibi pek çok yapım da prömiyer yaptı. Elsinore (Simon Stone), Tender Loving Care (Mike Leigh), The Debut (Jesse Eisenberg), A Long Winter (Andrew Haigh) ve The Liberation (Guy Nattiv) başı çekenler arasında. Şöyle bir hepsine değinecek olursam:
Elsinore için haddinden fazla “Oscar yemi” diyorlar. Yalnız Andrew Scott’ın performansı konusunda tek bir kötü yorum okumadım. Adaylık cepte gibi. Chariots of Fire ile tanınan Britanyalı aktör Ian Charleson’ın AIDS sebebiyle vefat etmeden önceki son aylarında sahneye Hamlet olarak çıkmasını konu alan bir biyografi bu. Olivia Colman ve Billie Piper’ı da beğenenler çoğunlukta. The Debut, festivalin esas hiti gibi duruyor. Julianne Moore ve Paul Giamatti’nin adının yanına Oscar zaferlerini şimdiden iliştirebiliriz. Beklenenden daha absürt bir komedi olduğu da söyleniyor. Bu arada Jesse Eisenberg’ün film için yazdığı şarkılardan biri de çok övüldü. Taytay Akalın’ın Toy Story 5 ile gözünü diktiği Oscar’ı elinden alabilir.
Benim için ise esas konu Tender Loving Care tabii. Büyük usta Mike Leigh, bunun son filmi olduğunu açıkladı. Dağıtımcısı Bleecker Street de tüm kampanyasını bu beyanın etrafına kurarak harekete geçti. Film genel olarak beğenildi. Yalnız Hard Truths kadar tutkulu bir şekilde mi sevildi, ondan emin olamıyorum. Çok karanlık bir finali olduğu söyleniyor. Kate O’Flynn de döktürüyormuş. Bence yarışın içerisinde olacak ama eleştirmen birliklerinin filmi ittirerek zirveye yaklaştırması şart. A Long Winter ve The Liberation ise performansları haricinde yarışa tutunabileceğe benzemiyor. Andrew Haigh‘in filmi minör, The Liberation ise problemli bulundu. Fred Hechinger ve Carrie Coon’u bir yerlerde aday olarak görürüz en fazla.
Dün gece sürpriz gösterim olarak Telluride seyircisinin karşısına çıkan, Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı belgesel You Can See Everything‘e da dikkat kesilmekte yarar var. Elizabeth Holmes hapse girmeden önceki son 34 günde bir araya gelerek çektikleri yapım “deli işi” damgasını yemiş bile. Bir de Cannes’dan buraya uğrayan La bola negra ve Club Kid‘e özel olarak dikkat çekmem lazım. Çünkü çoğu prömiyer yapan filmden daha fazla konuşuldular. Sadece Los Javis’in filmini değil, Jordan Firstman’ınkini de yıl sonunda Oscar’ın En İyi Film onlusunda görebiliriz gibi duruyor.
Creative Arts geceleri
78. Primetime Emmy Ödülleri’ne adım adım ilerlerken teknik ayağı Creative Arts’da iki ayrı gece düzenlenerek ödüller sahipleriyle buluştu. Widow’s Bay 8, Bad Bunny’li Super Bowl 7, DTF St. Louis ile The Traitors 6’şar, The Late Show with Stephen Colbert ile dün iptal edilen Spider-Noir ise 5’er ödül aldı. Yayıncı kuruluş NBC’nin 100. yılı sebebiyle mini dizi dalındaki dört kategorinin Creative Arts’a ötelemesi, David Harbour ve Linda Cardellini’nin ilk Emmy zaferlerini televizyonda yayınlanmayan bir törende tatmalarına yol açtı. Ayrıca Betty Gilpin ve Shailene Woodley de konuk oyuncu kategorilerinde ödüle uzandı. Tüm bunları bir kenara bırakırsak, Widow’s Bay‘in aldığı sekiz ödülün Hacks‘i rahat bir şekilde devirebileceğine işaret ettiğini söyleyebiliriz. DTF St. Louis de En İyi Mini Dizi ödülünü koparmaya geliyor! Variety, reality, belgesel ve nonfiction kategorilerinin yarıştığı birinci geceye buradan, kurmacaların yarıştığı ikinci geceye ise şuradan ulaşabilirsiniz.
Artificial, NYFCC’ye geliyor
OpenAI şirketinin kapalı kapılarının ardında neler olduğunu anlatan yeni Luca Guadagnino filmi Artificial, Amazon tarafından bir anda terk edilmiş ve üstüne gidip Neon almıştı, hatırlarsanız. Sezonda ne zaman göreceğiz diye merakla yollarını gözlediğimiz yapımın New York Film Festivali’nde prömiyerini yapacağı kesinleşti. Andrew Garfield, Yura Borisov, Monica Barbaro, Ike Barinholtz ve Mark Rylance’ın yer aldığı Artificial, New York’tan sonra Londra’ya da uğrayacak. Ekim ayının ilk haftasında Oscar yarışında neler yapabileceğini öğreneceğiz kısacası.
Oksijen’de Disney+ haftam
Oksijen’in pek şahane eki O2’de bu defa Disney+ dizilerine çalıştım. Hem finalini yapmaya hazırlanan The Shards‘ı yazdım hem de ikinci sezonuyla geri dönen Chad Powers‘ı yazdım. Bir tarafta Ryan Murphy dizisi, diğer tarafta da Ryan Murphy’nin keşfetmesi sayesinde sektöre giren bir aktörün dizisi. Alın ve okuyun lütfen.
Haftanın fragmanları
Festival sezonunun başlamasıyla birlikte fragmanların sayısı da artışa geçti. Prömiyerini Toronto’da yapacak ve henüz bir ABD dağıtımcısı olmayan ama Laura Linney’nin performansıyla Oscar yarışına girme ihtimaliyle gündeme gelen Onwards & Sideways bunlardan biri. Linney ve Rhys Ifans, Parkinson teşhisi konmuş iki insanı canlandırıyor bu romantik komedide. Klasik bir İngiliz dramedisi olduğu söyleniyor. Yönetmeni de böyle kalbe dokunan yapımlarla meşhur John Madden.
Tabii öncesinde esas olarak Dany Boyle’un Ink‘ini konuşmamız lazım. Trainspotting tadı veren fragmanının ardından film, Venedik’i açtı; yukarıda da bahsettiğim gibi. Altmışlı yılların sonunda Rupert Murdoch’ın The Sun’ı almasından sonra medyayı bir manipülasyon aracına dönüştürmesinin temellerini nasıl attığını konu alıyor film. Jack O’Connell, Guy Pearce ve Claire Foy’un yer aldığı yapım, bizde 15 Ocak’ta Mürekkep adıyla gösterime girecek.
CODA‘nın Oscar ödüllü yönetmeni Sian Heder da Apple desteğiyle karşımızda olacak bu sezon. Toronto’yu açmaya hazırlanan Being Heumann‘da, ünlü engelli hakları aktivisti Judith Heumann’ı Ruth Madeley, bu uğurda savaşmak zorunda kaldığı milletvekilini ise Mark Ruffalo oynuyor.