Tiyatro

Şüphe: Bildiğin bir sırrı yeniden dinlemek

Yayınlandı

on

Şüphe (Doubt) çoğunuz için olduğu gibi benim için de yeni bir oyun değil. John Patrick Shanley’nin yazdığı, önce tiyatro sahnesinde hayat bulan, sonra da Meryl Streep, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams ve Viola Davis’i bir araya getiren film uyarlamasıyla hafızalara kazınan metni çeşitli sebeplerden ötürü defalarca tükettim. Kimin hangi cümlesinin nereye bağlandığına, hangi karşılaşmanın neyi değiştirdiğine, hikâyenin hangi virajda seyircinin ayağının altındaki zemini çektiğine fazlasıyla hâkimim. Dolayısıyla Rüçhan Çalışkur’u Rahibe Aloysius rolünde izlemek üzere Şüphe‘ye gittiğimde, kendimi aynı yolları yine aynı hevesle yürümeye hazırlamam gerekti, ki başarılı da oldum. Yalnız, bu kez gözüm yolun devamına biraz fazla takıldı.

Tiyatro Oyun Kutusu’nun sahnelediği, Serdar Saatman’ın yönettiği Şüphe, 1964 yılında Bronx’taki bir Katolik okulunda geçiyor. Okulun disiplininden sorumlu Rahibe Aloysius, öğrencileriyle kurduğu ilişkiyle dikkat çeken Peder Flynn’den kuşkulanmaya başlıyor. Okulun ilk siyah öğrencisi Donald’la rahip arasındaki yakınlık, Aloysius’nun aklını karıştıran, soru işaretlerinin giderek büyüdüğü bir ihtimal hâlini alıyor. Genç rahibe James’i de şüphelerine ortak eden Aloysius, Flynn’in çocuklara yönelik uygunsuz davranışlarda bulunduğuna inanınca kendi yöntemleriyle harekete geçiyor. Fakat inandıklarını kanıtlayamadıkça biz de seyirci olarak bir ikilemin içine düşüyor, kime güveneceğimizi seçmekte güçlük çekiyoruz.

John Patrick Shanley’nin 2004 tarihli oyunu, adının da işaret ettiği gibi, bir istismar şüphesinin peşinden gidiyor. Ancak tek oyun alanı burası değil. Shanley, inanç, iktidar, önyargı ve ahlaki sorumluluk üzerine kafa yormamıza da imkân sağlıyor. Asla koltuğumuzda rahat bir yere yerleşmemize izin vermiyor. Rahibe Aloysius, muhafazakâr, katı disiplin anlayışına sahip ve otoriteye fazlasıyla bağlı bir figür olarak çizildiğinden bütünüyle ondan yana olmamız mümkün değil. Peder Flynn’in reformcu tavrına ve karizmasına kapılmamız içinse cüppesinin üzerine tehlikeli bir şeytan tüyü kondurulmuş. Shanley, keskin sınırların içine sığdırdığı karakterleriyle kesin hüküm verme arzumuzu sürekli dürterken önyargılarımızı da masaya yatırıyor.

Metnin bugün hâlâ bu denli güçlü çalışmasının temel sebebi, insanların fikirlerini değiştirmek yerine kendi kanaatlerini doğrulayacak kanıtlar aradığı bir dünyada şüpheye tahammül etmenin başlı başına bir erdeme dönüşmesi tabii. Kurumların kendilerini koruma refleksi, hele ki Katolik Kilisesi’nin kötü şanı düşünüldüğünde, vicdanımızla yaptığımız hesaplaşmada da önemli bir rol oynuyor. Aslı Önal’ın Türkçeleştirdiği metin, oyunun bildiğimiz bütün kuytu köşelerini ziyaret ediyor; ne bir eksik ne bir fazla. Bazı yerlerde cümlelerin ilk olarak İngilizce yazıldığını fazlasıyla hissediyoruz belki. Ancak ben de aynı anlamı taşıyan daha yerel ifadeler bulmakta zorlandığım için bunların birçoğundan şikâyet etmeyeceğim.

Rüçhan Çalışkur’un performansına gelince… Rahibe Aloysius gibi katı ve kontrolcü bir karakterin sahnede kolayca tek bir niteliğe indirgenmesi mümkün. Ama karakteri yalnızca otoriterliği üzerinden okumak, metnin açtığı alanı daraltmak anlamına geldiğinden biraz haksızlık oluyor. Elimizde Meryl Streep’in mavi kopyası da olduğu için karaktere ister istemez başka bir gözle bakıyoruz. Çalışkur’un rahibesi, Streep’inki kadar sert değil bence. Ancak metnin alametifarikası da bu. Hem oyun hem de Çalışkur, dış çeperine kondurduğu zırhın ardında neyin bulunduğunu düşünmemize de yardımcı oluyor. Karakterin kendi inançlarıyla kurduğu ilişkiyi ve bunları savunmak için göze aldıklarını düşünmemizi sağlayan esler de çok işe yarıyor.

Amy Adams’ın filmde canlandırdığı karakterin sahnedeki karşılığı Eylem Kaçalin için de ayrıca parantez açmak isterim. Ürkek ama doğru akıl hocalarının elinde yoğruldukça eşsiz bir öğretmene dönüşeceği belli olan James, seyircinin içindeki şüpheyi temsil ettiğinden neredeyse Aloysius’dan bile daha kilit bir role sahip. Kaçalin, tüm duygularını korkusuzca önümüze sererek karakterin yükünü o kadar iyi taşıyor ki onun için içten bir şekilde üzüntü duyuyoruz. Elbette Nuri Karadeniz’in yüksek tondan verdiği mini vaazların sahneye yakışan büyüsüne değinmemek olmaz. Oyunun en küçük ama bir o kadar da etli malzemelerinden birine sahip olan Sevcan Yaman da tek sahnede seyirciyi nakavt etmeyi başarıyor.

Ancak bahsettiğim gibi, Şüphe‘yle aramdaki ilişki çok katmanlı. Dolayısıyla oyunla arama giren mesafenin bu temsille alakalı olduğunu düşünmüyorum. Hatta aksine, hikâyeyi bu kadar iyi bilmenin seyir deneyimini nasıl değiştirdiğini düşünmek için benim açımdan da iyi bir egzersiz oldu. Her repliği ezberleyince merakınız başka bir yere kayıyor. Bir sonraki sahnede ne olacağını beklemekten çok, minimalist dekorun en küçük detaylarına bakıp bütün o patlama noktalarını nasıl kurduklarına dikkat kesildim. Bir iddianın ardından gelecek sessizliği, bir karşılaşmanın yaratacağı gerilimi, hikâyenin sonundaki yakarışı önceden bilince kendimi akışa bırakmak yerine sürekli değerlendirme yapan bir gözle izlerken buldum.

@Alan Kadıköy, 22 Ekim

Yine de bu aşinalık, Shanley’nin metninin gücünü azaltmıyor. Belki de tam tersine, bir hikâyeyi yeniden anlatmanın ne kadar zor olduğunu hatırlatıyor. Seyircinin bildiği bir sonuca ulaşmakla o sonuca giden yolu yeniden anlamlı kılmak çok farklı şeyler. Bu sebeple Şüphe‘yi sizin gözünüzden görmek, hatta giderseniz deneyimlerinizi dinlemek de çok isterim. Bir de zaten, oyunun bıraktığı izi seyir sırasında hissettiklerime indirgemek istemem. Sonrasında açtığı tartışma, en az sahnede gördüklerimiz kadar değerli.

Şüphe

Yönetmen
Serdar Saatman
Yazar
John Patrick Shanley (yazar)
Aslı Önal (çevirmen)
Süre
Tek Perde • 75 dakika
Oyuncular
Rüçhan Çalışkur
Nuri Karadeniz
Eylem Kaçalin
Sevcan Yaman

Yorum yazın...Cevabı iptal et

Mobil sürümden çık