The Walking Dead – 3. Sezon

The Walking Dead – 3. Sezon

1

(Okuduğunuz yazı yüksek dozda SPOILER içermektedir.)

AMC’nin kısa zamanda kablolu kanalları arasında HBO ve Showtime ile beraber en önemliler arasına girdiğinin farkında mısınız? Mad Men, Breaking Bad, The Killing derken televizyondaki en önemli dramaları ağırlar oldu. İzlemediğim Hell on Wheels’in bile ne kadar hayranı olduğunun farkındayım. Ama bugünün konusu, yine bir AMC dizisi olan ve ilk sezondaki başarısından sonra ikinci sezonuyla bizleri hayal kırıklığına uğratan The Walking Dead. Tabii üçüncü sezon için de hayal kırıklığı dersem büyük haksızlık etmiş olurum çünkü Frank Darabont’un gidişinden sonra topallayan dizi bu sefer her bölümü güçlü bir sezonla geri dönüş yaptı. Şu an karşınızda 2012/13 sezonunun en iyi dramalarından biri duruyor. Hala başlamayanlar için bence üçüncü sezonun varlığı güzel bir motivasyon oluşturabilir, benden söylemesi.

The Walking Dead televizyon izleyicisinin kolay kucakladığı bir iş değil maalesef. Zombi hikayelerinden sıkılmış ya da zombi hikayelerine bugüne kadar hiç ihtiyaç duymamış ve bu içeriğe sahip projelerin varlığını reddetmiş bir izleyici kitlesi var. The Walking Dead’in de televizyondaki en kanlı, en agresif iş olduğu düşünülürse hala yeterli sayıda izleyiciye ulaşma konusunda sıkıntı çekmesi normal karşılanmalı. Gerçi sayısı sınırlı gibi gözüken The Walking Dead seyircisinin tıpkı benim gibi fanatik bir yanı mevcut. Başlayan bırakamıyor, bırakamadığı gibi izlemeyenleri de daimi bir şekilde zombilerle tanışmaya ikna etmeye çalışıyor. Peki biz asıl meseleye, üçüncü sezonu neden bu kadar sevdiğime gelelim. Öncelikle şunu söyleyeyim geçen yılın ağır temposundan feci derecede rahatsız olmuş ve artık sezon sonuna doğru diziyi bırakma safhasına gelmiştim. Her şeyden evvel yeni bölümlerde bu buhranlı işleyişin sona ermesi benim hoşuma gitti.

2

Üçüncü sezonun bu kadar patlama yapmasının asıl sebebi ise dizinin yeni karakterleri hiç kuşkusuz. The Governor (David Morrissey) televizyon tarihinin en iyi “kötü adam”larından biri olabilir. İzlemeye doyamıyorsunuz. Bir de karakteri fazla karikatürize etmeyip, sağlam temellere oturttuklarından dolayı salt kötülük yapmak isteyen bir adam olmadığının farkındasınız. Yaşadığı zamanın, içindeki bitmek bilmeyen şiddet arzusunun arkasında sapsade, kendi korkularıyla yüzleşmekten korkan bir adam var. Michonne (Danai Gurira) ise ayrı bir mesele. Başlarda yabaniliği beni çok rahatsız etmişti açıkçası. Bu kadar çabuk ısınabileceğimi düşünmemiştim. Andrea (Lauire Holden) ile aralarındaki bağ haricinde gruba adapte olma sürecini izlemek de çok keyifliydi. Tabii Lori’nin (Sarah Wayne Callies) ani göçü sonrasında yine şaşkın ördeğe döndük. The Walking Dead’in ana karakterlerine ansızın öldürmesi de ayrı bir mesele. Orijinal çizgi romandaki durumu bilmiyorum; ama senaristlerden çok dizinin yapımcıları bence ateşle oynamak konusunda profesyoneller.

Peki rahatsız eden şeyler var mıydı? Elbette’ Mesela Carl’ı canlandıran Chandler Riggs’den feci derecede rahatsızım. Glenn (Steven Yeun) ve Maggie (Lauren Cohan) arasında olup bitenleri de bir türlü kafamda oturtamıyorum. Sanki olmaması gereken bir çiftmiş gibi. Daha doğrusu olanı da yalanmış gibi. Bu arada Miton’ı da (Dallas Roberts) unutmayalım. Yeni karakterler arasında kısa sürede ilgi toplayanlardan biri oldu kendisi. Herkesin aklından çıkaramadığı sahne ise sanırım Daryl’ın (Norman Reedus), Merle ile (Michael Rooker) vedası. Bu kadar nefret ettiğim bir karakter ölürken gözlerimizin yaşlanacağına inanmazdım. Hemen alkışları Norman Reedus’a yönlendirelim. Bence sırf o sahnedeki oyunculuğuyla bile Emmy’ye aday olmayı hak ediyor. Dizinin bugüne kadar ana kategoride bir şansı vardıysa eğer sanırım bu sezondan daha fazla hiç olmamıştır. Yalnız The Good Wife, Mad Men, Breaking Bad gibilerin kesinleşmiş yerlerini ve The Newsroom, House of Lies gibi aramıza yeni katılanları nasıl geçecek bilemiyorum.

The Walking Dead - Season 3, Episode 10 - Photo Credit: Gene Page/AMC

The Walking Dead’i izlememeniz için belki kendinizce haklı bir sebebiniz vardır. Sizden tek ricam, sıradan bir zombi hikayesi olduğunu düşünüp kenara atmamanız. Özenle yazılmış karakterleri, her biri ayrı bir efsane olmayı hak eden bölümleri ve her şeyden önce bir AMC dizisi olması izlenilmeyi sonuna kadar hak ediyor. Sadık fanlara gelecek olursak… Dördüncü sezon için benden daha heyecanlı olanınız yoktur büyük ihtimalle. Dizinin sezon finalinin kendi bünyesinde rekor kırdığını da ekleyeyim. Amerika’da, Türkiye’den çok daha fazla ilgi görüyor zaten. Neyse efendim. Şimdi Rick (Andrew Lincoln) ve diğerleriyle buluşmak için bekleyip, ölenlerin arkasından yas tutma zamanı. Bir sonraki Sezon Günlükleri‘nde görüşmek üzere.

En İyi Bölüm: Killer Within (Bölüm 4)
Sezon Boyu Spotlight Ödülü: Norman Reedus (Daryl Dixon)
Sezon Notu: A

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.