Downton Abbey – 4. Sezon

Downton Abbey – 4. Sezon

Hugh Bonneville ve Elizabeth McGovern
Hugh Bonneville ve Elizabeth McGovern

(Okuduğunuz yazı yüksek dozda SPOILER içermektedir.)

2010 yılında aniden hayatlarımıza giren ve televizyon dünyasında büyük bir heyecan yaratan Downton Abbey’nin 4. sezonu geçtiğimiz Pazar günü sona erdi. İngiltere’de ITV, Amerika’da PBS aracılığıyla seyirciyle buluşan dizi, yine Noel gecesi özel bir bölümle geri dönüş yapıp geleneğini sürdürecek. Beşinci sezon onayını da almış durumda. Yani Mary’nin (Michelle Dockery) aşk hayatında neler olacağına ve Anna’ya (Joanne Froggatt) yazılan saçma tecavüz sahnesinin Bates’de (Brendan Coyle) kalıcı bir etki yaratıp yaratmayacağını öğrenmek için zamanımız olacak. Gerçi iyice pembeye diziye dönen bu hikaye örgüsünün eskisi kadar heyecan yaratmadığı gerçeğini göz önüne alırsak, yayından kaldırılsa bile Downton Abbey için üzüleceğimi pek sanmıyorum. Sevilen karakterlerini acımasızca öldüren ya da komik yan hikayelerle diziden postalayan yazarlar, neyse ki bu sezon üçüncü sezonda yarattıkları hayal kırıklığını gidermek için epey çabalamışlar.

Geçtiğimiz yılın Noel bölümünde kuzen Matthew’ın (Dan Stevens) ölümüyle birlikte Downton’da yeni bir sayfa açılacağını zaten biliyorduk. Ama evdeki iki dulu (Biri de şöför eskisi Tom.) bir araya getirip yeni bir yasak aşk yaratmalarından korkuyorduk. Neyse ki tutturdukları pembe dizi tonunu iyice abartmak gibi bir seçime gitmemiş senaristler. Ev ahalisinin belki de en ilgi çekici karakteri olan Mary’ye birkaç yeni gönül macerası yazılmış sadece. Bunlardan özellikle Tom Cullen için yazılan Anthony Gillingham karakteri hoşuma gitti. Fakat Weekend filmiyle tanıdığımız Cullen’ı bir oyuncu olarak sevmemden kaynaklanıyor olabilir bu. İnanın Mary, Anthony’nin teklifini reddettiğinde en az onun kadar kalbim kırıldı. Evlendikleri bölümden sonra sihrini kaybeden Mary – Matthew aşkını unutturacak bir şeye ihtiyacımız vardı diye düşünüyorum. Bir yandan da Mary’nin kendini bir anda başkasının kollarına atmıyor oluşu sevindiriyor tabii. İki sezon boyunca anlata anlata bitirilemeyen tutkulu aşkın etkilerinin düşündüğümüzden daha uzun sürmesi mantıklı.

Joanne Froggatt ve Brendan Coyle
Joanne Froggatt ve Brendan Coyle

Bu yıl sanıyorum evin iki kızı, Mary ve Edith (Laura Carmichael) haricinde neredeyse herkesin öyküsü çok zorlamaydı. Edith’in de hamile kalmasıyla birlikte sezon sonuna kadar işler iyice sıkıcı bir hal almaya başladı, ama son bölümlere kadar iyi idare ettiklerini düşünüyorum. En azından hem aile, hem de senaristler tarafından çirkin ördek yavrusu muamelesi gören kız artık Sybil ve Matthew gibi karakterlerin göçüyle kendine senaryoda adam akıllı bir yer bulabildi. Evin diğer sakinlerinden Robert (Hugh Bonneville) ve Cora’nın (Elizabeth McGovern) ağırlığını ise pek hissedemedik bu sezon. Hatta son iki bölümde Robert’ı, Cora’nın erkek kardeşinin yanına, Amerika’ya gönderip tüm dikkati dağıttılar. Noel bölümünde Paul Giamatti’nin canlandıracağı erkek kardeşin nelere sebep olacağını da merak etmiyor değilim. Malum Shirley MacLaine’i pek iyi kullanamamışlardı üçüncü sezonda. Umuyorum aynısı Giamatti’nin de başına gelmez.

Büyük tartışmalara sebep olan ve herkesin dalga geçtiği iki karakter ise Anna (Joanne Froggatt) ile Bates (Brendan Coyle) oldu. Muhteşem bir seyirde ilerleyen üçüncü bölümün sonuna Anna’nın tecavüzünü koyarak arpalamada şampiyon oldu Downton Abbey senaristleri. Dizinin başına gelen en kötü ve en saçma şey olabilir. Keşke O’Brien yerine bu ikili ayrılsaydı diziden. Hem karakterleri sıkıcı, hem de rol yapabilmekten acizler. Dizinin veteranları Penelope Wilton ve Maggie Smith her daim izlemekten keyif aldığımız oyuncular olduğu için onlarla ilgili eklenebilecek pek bir şey yok. Alt katta ise Daisy (Sophie McShera) için yazılan tatlı aşk hikayesi bana keyifli geldi. Fakat Thomas’ın (Rob James-Collier) diziden ayrılan O’Brien yerine getirdiği yeni karakterle ne yapacağını bilmiyorum. Merak ettiğimi de söyleyemem. Kahyanın ayak oyunları eskisi kadar tatmin etmiyor.

Elizabeth McGovern, Laura Carmichael ve Maggie Smith
Elizabeth McGovern, Laura Carmichael ve Maggie Smith

Bu arada dizinin önemli karakterlerinden biriymiş gibi pazarlanmaya çalışan Rose’un (Lily James) sahneleriyle ilgili büyük problemlerim olduğunu da eklemem gerek. En az Anna ve Bates kadar sıkıcı bir hikayesi olduğunu düşünüyorum. Fakat Downton Abbey her sezon bir karakter üzerinden dönemin önemli siyasi ve toplumsal değişimlerini anlatabilmek için çabalar. Bu sezon görev Lily James’e bırakılmış. Zenci sevgilisiyle birlikte ne yapacaklar bilmiyorum. Fakat bir doktorun yanlış teşhisi sonunda ya da elem bir trafik kazası sebebiyle ölürse Rose karakteri, pek üzüleceğimi söyleyemem. Toparlayacak olursak, Downton Abbey’e geçen yıla göre daha düzgün bir sezona sahipti. Ama ne yaparsa yapsın, ilk başladığı yıldaki parlaklığına geri dönemiyor. Beşinci sezonun son sezon olmasını dilemekten başka yapabileceğim bir şey yok. Umuyorum daha fazla acı çektirmezler. Bu arda Maggie Smith’in Noel’de diziye veda etme ihtimali varmış, onu da ekleyeyim. Zaten uzun zamandır Smith’in ağzındaydı diziden ayrılma muhabbeti. Bekleyip göreceğiz.

En İyi Bölüm: Episode Three (Bölüm 3)
Sezon Boyu Spotlight Ödülü: Michelle Dockery (Lady Mary Crawley)
Sezon Notu: B

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir