Bloodline – 1. Sezon

Bloodline – 1. Sezon

Ben Mendelsohn ve Kyle Chandler
Ben Mendelsohn ve Kyle Chandler

Bundan 10-15 yıl sonra artık televizyon kanallarının yerini interaktif platformların aldığını, televizyonların tamamen bilgisayar fonksiyonu gösterdiği bir noktaya geleceğimize adım gibi eminim. Ülkemizde Digiturk bu konuda güzel bir adım atmış olsa da henüz orijinal programlar üretmeye başlamadı. Daha doğrusu Türkmax Gurme herkese hitap etmiyor. Ama Netflix’in House of Cards ile başlayan ardından Hemlock Grove ve Orange Is the New Black ile devam eden büyük adımı televizyon tarihinin milatlarından biri olarak sayılacak. Bu yıl Unbreakable Kimmy Schmidt ile Marco Polo’yu da izleyicisine sunarak portföyünü genişleten Netflix’in yeni bombası da Bloodline oldu. Uzunca bir süredir bölümlerinin yayınlanmasını beklediğimiz yapımı Netflix ağına düştüğü andan itibaren tüketerek kendi dizi izleme rekorumu da egale etmiş oldum.

Bloodline, The Affair ve True Detective ile akrabalık bağları bulunan bir dizi diyebiliriz. Sanıyorum deneyen herkes ağır temposu, hikayesini işleme stili ve karakterlerinin ahlaki temellerini tanıdık bulacaktır. Peki bu saydığım iki diziden pek hazzetmeyen biri olarak ben diziyle 13 bölüm süren ilişkim boyunca neler yaşadım? Rayburn soyadını taşıyan, Florida’da bir otel işletmekte olan ailenin etrafında dönüyor tüm öykü. Robert ve Sally Rayburn’ün (Sam Shepard ve Sissy Spacek) evliliklerinin 45. yıl dönümünde tüm aile bir araya geliyor. Lakin geçmişte yaşananlar sebebiyle hep Rayburnler’in günah keçisi gibi oradan oraya savrulan Danny de (Ben Mendelsohn) kutlamaya gelip sonrasında Florida’da kalmaya devam edince tüm aile gergin bir sürecin içerisine giriş yapıyor. Dört kardeş elinde eteğinde ne varsa ortaya döküyor, çocukluklarında yaşadıkları büyük kayıbın hesabı bir kez daha soruluyor ve Danny’nin geldiği yere geri dönmesini isteyen herkes kollarını sıvıyor.

Ben Mendelsohn ve Sissy Spacek
Ben Mendelsohn ve Sissy Spacek

Bloodline’ın kötü özelliklerine geçmeden önce başarılı yanlarından bahsedelim isterseniz. Bir kere her şeyden evvel muazzam bir kadrosu var Bloodline’ın. Televizyondan tanıdığımız Kyle Chandler ile Linda Cardellini, Avustralya’nın bize bahşettiği en yetenekli oyunculardan Ben Mendelsohn ve daha çok Broadway’deki işleriyle tanınan tiyatro çıkışlı Norbert Leo Butz’ı dört Rayburn kardeşi olarak izliyoruz. Tabii ki de canlandırdığı her karakteri bambaşka birine çevirmeyi başaran Mendelsohn burada da harikalar yaratmış. Ama Friday Night Lights hayranlarının sevgilisi Chandler’a da hakkını teslim etmek gerek. Filmin anne ve babası rolünde yaşayan iki efsane var: Sissy Spacek ve Sam Shepard. Fakat ben yeteri kadar ekran süreleri olmadığını, yer aldıkları sahnelerde de pek sönük kaldıklarını düşündüm neden bilmiyorum. Dizinin sevdiğim bir diğer yanı da uzunca bir süre kasabada gerçekleşen cinayeti yan hikaye olarak kullanması. Sezon finaline yaklaşmadan da neden böyle bir hikayeyle akıl dağıttıklarını anlamakta güçlük çekiyoruz.

Ama… Bloodline’in birinci sezonunun ilk yarısı tamamen söylemek istediklerini ağzında geveleyen karakterlerin, kümes hayvanı gibi bir duvardan diğerine koşup gerisin geri aynı yolu kat etmesiyle geçiyor. Bu da diziye şans vermenizi engelleyebilir. Özellikle son üç bölümde şaha kalkan hikaye akışını görmek yeteri kadar merak duygusu yaratmayı başarmıyor Bloodline. Hikayenin kronolojik sırayı gözetmeden zaman aşımına uğradığı anlarda bile Kyle Chandler’ın ağzından dökülen gizemli cümleler bir anlam ifade etmiyor. Ve tabii bir şikayetim daha var; ama bunu dile getirirsem Bloodline ile ilgili büyük bir spoiler vermiş olurum. O yüzden sadece neden düzgün çalışan bir damarı kesme ihtiyacı hissettiklerini düşünerek kendi kendimi yemeye devam edeceğim. Olası bir ikinci sezon izlersek diye finale yerleştirilen ufak numara da bana biraz ucuz geldi açıkçası. İlla her aile dramasında böyle bir sürprize (!) mi ihtiyacımız var?

Sissy Spacek, Linda Cardellini ve Norbert Leo Butz
Sissy Spacek, Linda Cardellini ve Norbert Leo Butz

Netflix’in her dizisi şaheser olacak diye bir kaide yok. Bloodline da bunun ilk ve tek örneği olarak tarihteki yerini aldı. Yalnız Twitter’da ilk 10 bölüm boyunca yaptığım sızlanmalar sonrası, bir anda sezonun son çeyreğinde tansiyon artınca vermek istediğim not da yükselişe geçti. O yüzden önerimi şu şekilde yapacağım: Eğer ki hayatınızdan 13 saat feragat etmeyi düşünmüyorsanız Bloodline’ın başına oturmayın. Çünkü ilk 2-3 bölümde sizi koltuğunuza bağlamayacak. Hem zaten böyle bir kaygısı da yok Damages’dan tanıdığımız dizinin yaratıcısı Kessler Kardeşler’in. Şimdilik yeni sezonla ilgili bir haber gelmiş değil; fakat o final sahnesinden sonra ben Bloodline’ı böyle dağınık bıracaklarını zannetmiyorum. Asıl merak konusu House of Cards’la birlikte yeni kurallar sebebiyle Orange Is the New Black’i de drama tarafında yarıştıracak Netflix’in Bloodline’la nasıl bir başarı elde edeceği. Mendelsohn ve Chandler haricinde bir şansları olmaz gibi geliyor bana, ama bekleyip görelim. Malum benim beğenmediğim The Affair, Altın Küre’yi aldı. True Detective’i de neredeyse başyapıt ilan edecekler. Belki Bloodline’ı da takdir etmeme rağmen aşık olmayışım yine büyük bir ödül başarısının işaretçisidir.

En İyi Bölüm: Episode 12 (Bölüm 12)
Sezon Boyu Spotlight Ödülü: Ben Mendelsohn (Danny Rayburn)
Sezon Notu: B+

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.