Dunkirk

Dunkirk

Yönetmen: Christopher Nolan | Oyuncular: Fionn Whitehead, Tom Glynn-Carney, Jack Lowden, Harry Styles, Aneurin Barnard, James D’Arcy, Barry Keoghan, Kenneth Branagh, Cillian Murphy, Mark Rylance, Tom Hardy | Senaryo: Christopher Nolan | 106 dakika | Aksiyon, Drama, Tarih

Christopher Nolan’ın yabancı eleştirmenlerden tam puan alan ve bu sebeple de önümüzdeki sezonun Oscar yarışı için iddialı bir aday adayı olarak kabul gören yeni filmi Dunkirk yarın gösterime giriyor. Kariyerinin ikinci yarısını twist ekonomisiyle yürüttükten sonra 110 dakikayı aşmayan, İkinci Dünya Savaşı arka planlı yarı epiği kimilerince geri adım muamelesi görebilir; fakat aksine Nolan’ın yavaştan formülleşmeye başlayan sineması adına taze bir nefes Dunkirk. Sağ kalan yüzbinlerce İngiliz ve müttefik askerin, Almanlar tarafından kıstırıldıkları kumsaldan tahliyesini konu alıyor yılın merakla beklenen filmi. Nolan teker teker yaşam mücadelelerini izlediğimiz karakterlerinden tek birinin dahi özgeçmişini dillendirip seyirciyi yormak istememiş. Yegâne odağı nefes aldırmadan görsel ve işitsel açıdan kusursuz, eşi benzeri az bir harp manzarası çizebilmek, ki zaten jilet gibi iş çıkarabilecek, hikâyesinin üzerine eldiven gibi bir atmosfer dikebilecek yetiye sahip bir yönetmen olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Teker teker isim vererek sizleri yormak istemiyor olsam da bilhassa Hans Zimmer’ın saat sesleriyle zenginleştirilmiş besteleri ve Hoyte Van Hoytema’nın geçtiği yaşama alanı fark etmeksizin 360 derecelik devinim yapabilen kamera hareketleri dile getirilmeli. Ancak şık bir ziyafet sofrasını andıran Dunkirk’e tabak çanak için masraf yaparken doyurucu bir mönü oluşturmayı unutmuş Nolan. Yine… Bir taraftan tek bir düşman askeri göstermemesini, zamanında ajitasyon için şiir okutmaya kadar düştüğünü bildiğimizden kendini tutmasını, her karakterine eşit mesafede yaklaşmak için senaryosuna sınırlar çizmesini takdir ediyorum. Diğer taraftan da hedef izleyicisinin profilini çözmüş bir yönetmenin, bir türlü davet edilmediği Oscar partisine giriş kartı olsun diye çekilmiş bir filmle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini de görmezden gelemiyorum. Filmin yeni bir cümlesi olmadığı gibi yaptığı havai fişek gösterisinin ardından geriye sadece kof bir gaz bulutu kalıyor. Finale doğru fark edilen paralel anlatım yöntemi de, Kenneth Branagh’ın karakteri haricinde önceki Nolan mahsullerinden hiç iz taşımayan Dunkirk’ün ezberlediğimiz filmografiye göz kırpışı denebilir. Film üretme sürecine bir yönetmen gibi değil de mühendis edasıyla yaklaşan Nolan’ın sevenleri ve sevmeyenleri muhtemelen yine karşı karşıya gelecek. Eli kalem tutan, popüler olanı sinek savarla kovalayanların şamar oğlanı zaten, malum. Benim vardığım nokta okyanusun diğer tarafında abartılığı kadar baş tacı edilecek bir film olmadığı gibi yerden yere vurularak hor görülecek kadar noksan da barındırmadığı. Eleştirinin en politiğinden makas almış oluyorum izninizle. Yeter ki bir sezon boyunca sürecek abanma kavgasına dönüşmesin. Sizi daha fazla tutmak istememekle birlikte, eğer lafı son olarak Oscar’a getireceksek sektör tarafından sürekli daha kolay anlaşılabilir filmler yapması için ihtarda bulunulmuş bir yönetmenin Dunkirk destanını oldukça gösterişli ama bir o kadar da dolambaçsız ve yalın dillendirmesinin sonuç vereceğine inandığımı eklemek isterim. Önümüzdeki uzun süreçte tercihli oylama sisteminden yararlanabilecek kadar yara almadığı müddetçe fanlarını sevindirecek gelişmelere gebe.
Fesat Mukayese: Dunkirk > Saving Private Ryan

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir