My Happy Family

My Happy Family

Yönetmen: Nana Ekvtimishvili, Simon Groß | Oyuncular: Ia Shugliasvili, Merab Ninidze, Berta Khapava, Tsisia Qumsishvili, Dimitri Oragvelidze, Giorgi Khurtsilava, Giorgi Tabidze, Goven Cheisvili, Lika Babluani, Mariam Bokeria | Senaryo: Nana Ekvtimishvili | 120 dakika | Drama

Yıl sonu listelerimi toparlamaya başladığımdan beri Oscar Boy’un ufak bir Netflix reklam panosuna dönüştüğünü fark ettim ve izninizle bugün de konseptin dışına çıkmadan yine film izleme kültürümüzü değiştiren bu dev streaming platformuna çalışacağım. Gündemimizde bir zamanlar programım dolsun diye bilet aldığım Gürcü filmi In Bloom’un yönetmenlerinden 2017 model, dört başı mamur bir aile draması, My Happy Family var. Nana Ekvtimishvili ve Simon Groß ikilisi kendi anavatanlarında “umut vaat eden” yönetmenler listelerine epey oryantalist sayılabilecek, doğdukları toprakların izlerini taşıyan coming of age öyküyüsüyle girmişti. Şimdi ölçeği büyütüp yine ait oldukları toplumun alışkanlıklarından beslenerek pederşahi zırvalıklardan canına tak etmiş bir kadını anlatıyorlar. İstekleri ve bencillikleri asla bitmek tükenmek bilmeyen büyük ailesinin üç jenerasyonuyla aynı eve tıkılıp kalan Manana, görünürde herhangi bir neden yok iken mutsuzluğa, belli belirsiz baskılara, monoton hayatına dur diyerek kocasını ve çocuklarını da arkasında bırakarak yeni bir eve çıkıyor. İnançlarına ve geleneklerine sıkıca bağlı aile yapısına, toplumun dayattığı zaman çizelgesi belli rollere çılgınca nanik çeken bir karakter aslında bu. Belki gözümüze soka soka vermiyor her mesajını, ama yaşamına aydınlığı geri getiren feminist fiilinin altında bu tip kapalı sosyal formların kadına zorunlu koştuğu manzarayı kati surette kabul etmeyen, kaygılarını bir kenara atıp çaresizlikle ağlamak yerine harekete geçmek isteyen bir tavıra sahip. Bu da My Happy Family’i olduğundan bir kat daha değerli kılıyor hiç şüphesiz. Ve Ekvtimishvili ile Groß ikilisi anlatılarının geçtiği coğrafyanın unutulmasını istemeyip yerel ezgilerle My Happy Family’i süslemesine rağmen kulağını tersten gösteren metaforlarla üzerine bırakılmış yetişkinlik statüsünü elinin tersiyle iten Manana’nın öyküsü asla boğmuyor. Hayır, büyükler herşeyi bilemez. Hayır, ebeveyn olmak tam zamanlı bir iş değil. Hayır, yetişkinler de bencil olabilir. Hayır, sırf her şey yolunda gidiyor diye bana zerre mutluluk vermeyen standartları kabul etmek zorunda değilim. Hayır, tek başıma var olabilirim! Bir bilgelik tasladığı da yok üstelik bu cümleleri farklı biçimlerde dile getirirken. Tartışılmaz ve biraz da ülkelerimizin gelişmişlik seviyesi üç aşağı beş yukarı olduğu için çılgınca çekici, samimi, tanıdık bir tat bıraktı bende. Hatta zaman zaman bağımsız yerli sinemamızın olmak isteyip de olamadığı her şeymiş gibi hissettim. Alabildiğine gerçek, yalın ama dopdolu, trajedisini ve güldürüsünü tek potada eritebilecek kadar da zeki. Övülecek yeteri kadar becerisi yokmuş gibi bir de üstüne Ia Shugliashvili’nin filme yön veren performansı eklenmiş. Tekil hayatına geçişinden sonraki süreçte cümleleri dahi kullanmadan, tüm inişlerini ve çıkışlarını fiziksel bir dil yaratarak veriyor. Duvarına asamadığı rafı, telini almayı ertelediği gitarı, kutulardan çıkmayan fotoğrafları sadece bir sembol. Shugliashvili’nin oyunu herhangi bir yardımcı set parçasına ihtiyaç duymayacak kadar kompleks zaten. Biliyorum, burada yazıp yüksek not verdiğim her filmi bir anlamda önermiş oluyorum. Fakat My Happy Family’e özel, sırf yeteri kadar izleyiciye ulaşmadığını bildiğimden altını çizerek, 2017 sinema yılını bitirmeden evvel bir ziyaret etmenizi rica edeceğim. Gelin nasıl kadın karakter yazılır, bir de siz şahit olun.
Fesat Mukayese: My Happy Family > Ana akımın bize güçlü kadın karakter var diye kazıkladığı her film

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.