Rötarlı Sezon Günlükleri: Bir Hızlı Tur Daha

Rötarlı Sezon Günlükleri: Bir Hızlı Tur Daha

Bu yıl TV sezonuna geç kalmış olmanın bedelini ödemeye devam ediyorum. Yine bitirdiğim tonla dizi var ama haklarında uzun uzun yazı yazmaya mecalim yok. O yüzden bir hızlı tur daha atalım, bu sefer çıtayı yükselterek ortalamanın üzerindeki dizileri konuşalım diyorum. Ve neden bilmem bu 100 kelimelik yeni formatın bir geleneğe dönüşebileceğini de düşünmeye başladım. Eğer söz konusu bir network yapımıysa 22-24 saati bulan yayın süresini bu kadar kısa bir şekilde yorumlayabilmek mümkün değildir diyenlere de nanik çekeceğim izninizle. Başım ağrıyor, uğraşamam. 


BASKETS (3. Sezon)

Baskets, en sonunda hiç ilgi duymadığımız ikiz kardeşlerin yörüngesini terk etmeyi aklına getirdi! Üçüncü sezonda tam anlamıyla Louie Anderson’ın gövde gösterisini izledik. Dört bir yana saçılan ailesinin kalan parçalarını toparlamak için kendi karakterinden feragat eden, elindeki tüm imkanları ortaya döken, bu süreçte bencilce seçimler yapmak zorunda kalmasına rağmen şefkatini asla esirgemeyen anne olarak Baskets”ı ele geçirdi. O kadar mutlu oldum ki bu devir işleminden, sonunda sırf Zach Galifianakis başrol olduğu için ona zorla oynatılmış gibi duran kısımları kırpmış olmalarının kutlamasını yaptım her hafta. Bu arada erkeklerin başını çektiği bir proje olmasına ve Christine Baskets karakteri bir kadın tarafından canlandırılmıyor olmasına rağmen bugünün kadını birinci plana koyan anlayışını da çok iyi değerlendirdiğini düşünüyorum dizinin. Ne de olsa aşırı kilolu, yaşı altmışın üzerinde bir hanımın gönül macerasına şahit olduk hep beraber. Var mı eşi benzeri? Bence yok.
MVP: Louie Anderson (Christine Baskets)


CORPORATE (1. Sezon)

Dünyanın herhangi bir noktasında kurumsal şirkette çalışan herkesin izlemesini önerdiğim bir dizi Corporate. Comedy Central’da sessiz sedasız yayına başladı ve belli ki düzenli iş hayatının tüm ikiyüzlülüklerini tatmış senarist ekip tarafından da üstün gözlem yetenekleri sayesinde epey tanıdık manzaralar sunulmaya devam edilecek. Corporate’ın bangı bangır güldüren bir komedi olduğunu iddia etmek güç. Fakat aşinalığının suratıma yerleştirdiği acı tebessümler epey keyiflendirdi beni. The Office, Workaholics, The Job Lot gibi pek çok ofis komedisinin aksine şirket içindeki bireyler arasındaki dinamiklere pek sırtını dayamadan parçası olduğumuz b*ktan sistemle geçiyor dalgasını bir güzel. Başrollerdeki Matt Ingebretson ve Jake Weisman’a diyecek yok. Ama komedi sahnesinden de tanıdık gelebilecek Aparna Nancheria, Adam Lustick gibi yeteneklerin de dahil olmasıyla tam bir şölene dönüşüyor. Mutlak surette izleyin!
MVP: Matt Ingebretson (Matt)



HIGH MAINTENANCE (2. Sezon)

Bir web serisi iken HBO’nun verdiği destekle macerasını televizyona taşıyan High Maintenance cephesinde değişen bir şey yok. Yine bir kısmı iyi düşünülmüş, bir kısmı aceleye gelmiş bölümlerle dolu bir sezon izledik. Bu yüzden olumluya yönelip isim vererek ilerlemek istiyorum. Orange Is the New Black’in yıldızı Danielle Brooks’un göründüğü bölümle birlikte 4 Temmuz haftasındaki üçlü sevişme ve tabii ana karakterin hastanedeki gözlemlerle dolu serzeniş epizotunu zirveye koymak gerek. High Maintenance sezonun düşüşe geçtiği her virajda bu lokomotif öykülerden birini devreye sokarak yine konsantrasyonumuzu toparlamamıza yardımcı oldu. Yalnız ilk sezonda dahiyane bir şey izlemişimcesine verdiğim tepkiden epey bir uzaktayım şu an. Çünkü değil 15 dakikayı 5 dakikayı doldurmayacak kısımlarla gelen sipariş bölümleri tamamlamak istemişler gibi hissettim. Belki de 10 yılı bulan süreçte tüketecek başka bir New York hikâyesi bulamıyorlardır, kim bilir.
MVP: Danielle Brooks (Regine)




ANOTHER PERIOD (3. Sezon)

Yola Keeping Up with the Kardashians ve Downton Abbey’nin bir kokteyli olacağız diye çıkan Another Period cephesinde de sular durulmuyor. Komedi dünyasının birbirinden kabiliyetli isimlerini bünyesine toplayan yapım absürt kelimesine yepyeni anlamlar kazandıran üçüncü sezonunda da ayağını gazdan hiç çekmedi. Düşünemiyorum, şu politik doğruculuk devrinde Another Period’ın hiçbir şeyden çekinmeyerek yaptığı ağır espriler ana akım tarafından keşfedilse herhalde medya yeni bir savaşa girer, Roseanne olur dağılıverir vallahi tüm ekip. Ama neyse ne, ben hâlimden epey memnunum. Üçüncü sezon itibariyle artık ellerindeki hangi malzemenin güçlü olduğunun da tam anlamıyla farkına vardılar. Olan bitenle alakalı olarak bir yorum yapabilmek imkansız. Her bölüm bir başka saçmalık üzerinden binlerce kahkaha sağıyor. Ben sadece Riki Lindhome ve Jason Ritter ikilisini huzurlarınızda ekranın en iyi çifti seçmek istiyorum. Parenthood mezuniyetinden bu yana başarıdan başarıya koşan Ritter’a da şimdiden OBA TV adaylığı armağan olsun!
MVP: Jason Ritter (Frederick Bellacourt)


UNREAL (3. Sezon)

Alın size kendi parodisine dönüşen bir dizi daha! Kabul ediyorum, UnREAL’ın büyük bir suçluluk duygusu uyandıran Bachelor/Bachelorette-esque yarışını bu reality şovları bugüne kadar hiç izlememiş olmama rağmen merakla takip ediyorum. Fakat dizi dalga geçtiği şeyin bir parçasına dönüştü artık. Çünkü ilaveten anlatabileceği hiçbir şey kalmadı. Quinn birilerini manipüle ediyor ama içten içe suçluluk duyuyor, Rachel her sezonda bir iki kere dağılıp bir iki kere toparlanıyor. Adını dahi hatırlamakla uğraşmadığım kameraman çocuğun Rachel ile alakalı gelgitleri biraz kafa oyalıyor. Sonra da Chad var tabii ki, kadın perspektifinden olabilecek en kötü erkek manzarası olarak. Eeee? Bu kadar mı? Hayır, tüm çarklar sizin için dönüyor artık. Me Too hareketi üzerinden yapabileceğiniz tonla eleştiri var. Peki niye o zaman bu cinsel tacizi ambalajda sunmalar, tüm intikamları seks sosuna bandırmalar? Amerika, kabul et, ikiyüzlüsün.
MVP: Constance Zimmer (Quinn King)




MODERN FAMILY (9. Sezon)

Asla ama asla bıkmadıklarımda Modern Family zirveye oynar. Minimum 20 bölümden dokuz sezon devrilmiş ve hâlâ formunu koruyor Modern Family. Buna artık senaristlerin gücü mü denir, yoksa kadronun büyüsü mü bilinmez. Şu bir gerçek, belki karşısına çok daha iyi rakipler çıktığından ya da bizim müşkülpesentlikle aman artık yeter ödül almayıver canım isyanlarımızdan sebep eskisi kadar baş tacı edilmiyor; fakat her hafta inanılmaz eğlenceli bir 20 dakika yaşatıyor bana sağolsun Steven Levitan/Christopher Lloyd ikilisi. O yüzden Emmy cephesinde bayrağı başkalarına teslim etmiş olsalar bile Modern Family sevdasının asla eksilmediğinin altını çizmek istiyorum. Üstelik bu sezon Claire’ı bitmeyen histerikliğinden, Gloria’yı ilelebet salağı oynamasından, Phil’i de “sakar baba” tiplemesinden öteye taşımayı başardılar. Dinamikler üç aşağı beş yukarı hâlâ aynı olsa da böylesine uzun bir yayın hayatı söz konusu olduğunda başa gelebilecek bıkkınlığı iyi idare ediyorlar. 212 bölüm tamamlanmış ve en ufak bir yorgunluk belirtisi yok öykülerde, daha ne olsun?
MVP: Ed O’Neill (Jay Pritchett)



MOM (5. Sezon)

Yıllar süren Chuck Lorre nefretimden sonra bana beş yıldır devamlı olarak adamı övdürmeyi başarmış Mom’ın önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum. Yalnız bu sefer ufak tefek şikayetlerle geldim. Şimdi… Anna Faris – Allison Janney ikilisinin başından beri teknenin kaptanlığını birlikte yaptıklarını zaten biliyoruz. Bağımlılık üzerine bambaşka perspektiflerden pek çok da manzara sundular ayrıca. Bunu komediye bulayarak mümkün olan en düşünceli biçiminde servis etmelerine de şapka çıkarılmalı. Fakat en son Cougar Town’da böylesine dev bir rota değişimi görmüştüm. Yani dizinin tüm çıkış noktası hayatını çocuklarının etrafında döndüren, kendi ebeveyninden görmediklerini çocuklarına vermeye çalışan bekar anne değil miydi? E nerede o çocuklar? Çok özlediğimdem sormuyorum; ama biraz mantığı kaybetmeye başladık sanki burada. Çok reyting alan her stüdyo komedisinde yaptığının aynısını buraya da uyguluyor Lorre. Gülüyoruz, eğleniyoruz, amenna. Fakat ne olur bundan da bıktırma bizi. Bir şey de tadında kalsın!
MVP: Anna Faris (Christy Plunkett)



ATLANTA (2. Sezon)

Günümüzün en büyük problemlerinden biri, bilhassa Amerika menşeli dizilerin “farkında” olma çabasıyla serbest saçmalamaya meyilli hikâyeler anlatmaya kalkışması. Atlanta da bu problemi sonuna kadar yaşıyor. Anlıyorum, neredeyse bir asırlık engel kalktı önlerinden. Hollywood artık dil, din, renk bakımından yeteri kadar çeşit sunmadığında yuhalanıyor. Ama Atlanta eline geçen fırsatları kullanmakla kalmayıp, suyunu çıkarmış. Bir kere bu yapının öykü anlatma sanatına uyduğundan şüphe ediyorum. Çünkü Atlanta sadece sezonluk değil, bölüm bölüm bir antolojiye dönüştü. Lineer bir iskelet anlatıya uymasını da istediğimden değil bu isyanım. Fakat Beyonce’nin görsel albümünü andıran dağınıklığından beslenecek ne buldunuz ben çok merak ediyorum. İlk serinin yetkin dili, sanırım önlerine ne koyarsak yiyecekler diyen ve Emmy’de yönetmen/senaryo adaylıkları almak için özene bezene yazılmış epizotlarla azalarak tükenmiş. Yüce vicdan sahibine bağışlasın.
MVP: Brian Tyree Henry (Paper Boi)



SILICON VALLEY (5. Sezon)

Malzemesinin tükendiğine inandığım bir diziyi daha konuşmaya geldi sıra. Çocuklar, aranızda düzenli olarak Silicon Valley izleyip de her bölüm ne olacağını tahmin edemeyen var mı? Yani tabii ki de bu komedi janrına ait bir yapım. Ne olup ne biteceği niye önem teşkil etsin, değil mi? Fakat espriler de hep aynı yerden gelmeye başladı yahu. T.J. Miller’ı kaybetmesinin artı ya da eksi olarak bir etkisi olmamış bence HBO’nun Emmy destekli dizisine. Fakat her sezon büyük buluşlarla start alıyor. Tüm rotayı değiştirecek bir entrika sezon ortasında dönüyor. Sonra finalde de tekrardan küllerinden doğduklarını izliyoruz. Temel Reis ya da ne bileyim Tom & Jerry’i takip etmeye döndü bu iş. Başından sonu belli Silikon Vadisi manzaralarına ben doydum. Tabii buna rağmen Thomas Middleditch, Kumail Nanjiani, Martin Starr ve bilhassa Zach Woods’un oluşturduğu çekirdek ekip tüm tekerrürü unutturacak performanslar sunmaya devam ediyor. Onlar da olmasa dizi iptal edilsin diye adak adayacağım.
MVP: Zach Woods (Jared Dunn)

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.