Private Life

Private Life

Yönetmen: Tamara Jenkins | Oyuncular: Kathryn Hahn, Paul Giamatti, Kayli Carter, Molly Shannon, Denis O’Hare, Emily Robinson, John Carroll Lynch, Desmin Borges, Francesca Root-Dodson | Senaryo: Tamara Jenkins | 123 dakika | Drama

Samimiyet bağlarında senaryo dersi vererek esi bol bir kariyer inşa eden Tamara Jenkins, Sundance’ten Netflix’in kollarına düşmüş Private Life ile karşımıza çıkıyor The Savages’ın 11 sene sonrasında. Komedi ile drama arasında gidip gelen yapım çocuk sahibi olmak için çaba sarf eden bir çiftin başından geçenleri takip etmekte. Esasında çok alışık olduğumuz bir ikili değil bu. Yazan, üreten, dost meclislerinde daha kompleks sohbetlere dahil olan bir karı koca. New York’un göbeğindeki küçük apartman dairelerinde dışarıdan mutlu sayılabilecek bir hayat sürüyorlar birlikte. Fakat çok tanıdık tasalar ve hüsranlarla modifiye etmiş, böylece üçüncü bir boyut kazandırmış Jenkins karakterlerine. Çocuk sahibi olmak için üstün bir çaba sarf eden eşlerin acı tatlı rotasında dev bir hayat oyunu var aslında. Sıradanlaşan ekstremliklerinde bir ait olma, toplumun ahengine ayak uydurma ihtiyacıyla hareket ediyorlar, ki bu adı konmamış motivasyon bile bir noktadan sonra silikleşiyor ve ebeveyn olma içgüdüsü, ilişkilerini de kurtarmak için atılmış bir adım kılığına giriyor. Tamara Jenkins’in burada bilinçaltımıza yerleşmiş görevlerle, çoğalmaya yönelik çabalarımızla yaptığı dans takdire şayan. Dalga geçmeden, eksikliği abartılmış, neredeyse varoluşla ilişkilendirilebilecek açlıklarımızı en çıplak hâlinde servis ediyor. Bir gözü toplumun içindeki en küçük birimde, diğer gözü de bu kurumu pekiştirecek eylemlerin bireyler olarak bizi ne kadar hırpaladığında. Bir kepçeyle hepimizi, diğer kepçeyle de dizini dövüyor sanki. Elbette Private Life’ı tüm o ruh sağlığıyla oynayan prosedürler üzerinden alıp bambaşka bir empati kurmak mümkün. Fakat ben birliğini büyütmeye çalışan karı koca ve hayatlarına dahil olan üçüncü kişinin de beraberinde getirdiği kalabalıkla birlikte, tıkır tıkır işleyen bir sosyal trajedi olarak içime çekmeyi tercih ettim. Çektiği röntgende zihnimizin bir köşesine kazınan o insana dair döngüyle alakalı dürtülere bir omuz silkme var ne de olsa. Bunun haricinde biraz Noah Baumbauch, biraz da Alexander Payne filmlerini hatırlatan bir şov sunuluyor esasında. Jenkins, çalıştığı oyuncuların filmi istedikleri yere götürmelerine izin veriyor. Ağızlarına büyük sözler tıkamaktansa, duygularını rahatça ifade edebilecekleri boşluklar yaratmış. Evlat sahibi olmaya ilişkin gözlemlerinin de haricinde yetişkinliğe geçiş, uzun süreli ilişkilerin konuşulmayan kayıpları, bu problemli ataerkillik şenliğinde hikâyeleri pek anlatılmamış farklı yaş gruplarından kadınlar derken özenle üst-orta beyaz sınıfın antropolojik sayılabilecek tasvirini yapıyor. Ve düşünün bu hengame içerisinde Kathryn Hahn, Paul Giamatti, Molly Shannon neredeyse kariyerlerinin zirvesine kondurulabilecek performanslar sunmuş. Bu da yetmemiş, Kayli Carter adında harika bir yetenek dünyayla tanıştırılmış. Daha kent hayatının, evli mutlu çocuklu gayesinin, hayal kur diyenlerin hayaller gerçekleşmediğinde kenara çekilmesinin bıraktığı yaralar üzerinden yarı açık insan müzesinde yapılan abartısız sergiye gelemedim. Haddinden fazla sevdiğimi zaten itiraf etmiş kadar oldum ama demlendikçe de içimde büyüyecek sanırım Private Life. Sadece 2018’in değil Netflix tarihinin de en iyilerinden diyelim, tam olsun.
Fesat Mukayese: Private Life > Things to Come… Ugh, kimi kandırıyorum? İkisi de harikaydı!

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.