Euphoria (1. Sezon)

Euphoria (1. Sezon)

Yaratıcı: Sam Levinson (uyarlama), Daphna Levin, Ron Leshem, Tmira Yardeni (orijinal dizi) | Oyuncular: Zendaya, Maude Apatow, Angus Cloud, Eric Dane, Alexa Demie, Jacob Elordi, Barbie Ferreira, Nika King, Storm Reid, Hunter Schafer, Algee Smith, Sydney Sweeney, Austin Abrams, Colman Domingo, Keean Johnson, Lukas Gage, Allan Ubach, Shiloh Fernandez, Will Peltz, Nick Blood | 60 dakika | HBO

Televizyonun altın çağında fitili ateşleyenler birer ikişer sahneyi terk ederken, katalogumuzu şenlendirecek yeni bir şeye ihtiyaç duyuyorduk ve neyse ki çok geçmeden HBO imdadımıza yetişti. Z jenerasyonunu anlama meyilindeki her anlatının öcüleştirdiği tutumdan uzakta, yer zaman fark etmeksizin genç olmanın ateşiyle yanıp tutuşan insanları kendi habitatında gözlemlemeye ant içmiş Euphoria aynı isimdeki İsrail yapımı bir diziden uyarlama. Biçim açısından benzerliklerini bilemeyeceğim, ancak içerikte öykünün her anlamda Amerikan topraklarına taşındığını söylememe gerek yoktur umarım. Pek de şahane sayılmayacak referanslarla dolu kariyerinde ilk kez dişe gelir bir iş sunan Sam Levinson beyefendi ilmek ilmek işlediği sekiz bölümlük ilk sezonda yönetmenlik koltuğunu bile doğru düzgün terk etmemiş. Spot ışıklarının altından ayrılmak istemeye karar verdiğinde de yerini kadın meslektaşlarına bırakmış. Neyse efendim, ünlü rapçi Drake’in de yapımcıları arasında yer aldığı, tüm aşamalarında doğru kararlara rastladığımız bu hem görsel hem de hikâye anlatıcılığı açısından doyurucu projenin esas marifetleri bambaşka. Uyuşturucuyu özenilecek bir şey gibi göstermeden küçük yaşta tesir ettiği hayatlara yakından göz gezdirebilmesinden başlamalı önce. Startını verdiğinde mesaisini bu cephede yapacak korkusu yaşamış olsam da Euphoria’nın uyuşturucu maddelere bağımlılık geliştirmiş gençleri nazikçe kılıçtan geçirişinde kimlik problemlerinin tohumları atılıyor esasında, ki buradan da direksiyonu başka patikalara kırıyor zaten. Merhameti hetero bireyin elinde ihtiyaç duyulan bir oyuncağa çevirmeden trans karakterini sokuyor devreye. Yetmiyor, beden olumlamayı kulağını tersten tutarak internet çağının etkisiyle giderek artan pornografi bağımlılığı üzerinden sahneye alıyor. Bitti mi? Bitmedi. En zorbayı pek muhtaç olduğu iktidar yetisi üzerinden aşağılayarak toksik maskülenitesini sınava tabi tutuyor. Her şeyden önemlisi de tanımaya çalışıyor, tırmalıyor, kimin neden ve nasıl bulunduğu noktaya geldiğini geçmişindeki trajedileri bölüm başında hızlı ama efektif bir girizgâh ile servis ederek boşlukları dolduruyor. Altmış dakikada karakter çalışması mı olur demeyin; çünkü Euphoria daha ilk çeyrek bitmeden vazifesini tamamlayıp kalan sürede vaziyetini sonraki aşamalarda görüp duyacaklarımıza hazırlık yapmaya ayırıyor. Yenilikçi, tutkulu ve sıradaki büyük televizyon bağımlılığımız olmaya aday bir dizi özetle karşımızdaki. Nicholas Hoult, Jack O’Connel, Dev Patel gibi önemli yeteneklerin sıçrama noktası olarak kullandığı Skins misali esas kadrosuna parlayabilmeleri için epeyce de fırsat tanıyor ayrıca. Bundan on sene sonra filmografisinde Euphoria’yı barındıran oyuncuları “Evet, ilk orada izlemiştim.” diye hatırlayacağımız neredeyse kesin. Ayrıca hızlı yaşayıp hızlı tüketmeyi çağın gerekleri sebebiyle benimsemiş izleyicisine de hem görsel hem de işitsel bir şölen vaat ediyor. Dawson’s Creek, The O.C., az evvel bahsini ettiğim Skins derken yıllar içerisinde kat ettiğimiz yolun bizi getirdiği son durak burası kısacası. Üstelik şöyle de bir şahaneliği mevcut; dizinin ilk sezonunu keyifle tüketirken bize finale kadar eşlik eden motivasyon bir ilişki, bir aşk, bir kırılma noktası değil bütünüyle Euphoria’nin seyircisine öğrettiği kendine has dili. Bu da elbette türünün diğer örneklerinden katbekat değerli kılıyor Sam Levinson’ın mavinin tonlarından makas alan dünyasını.
MVP: Zendaya (Rue Bennett)

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.