The Invisible Life of Eurídice Gusmão

The Invisible Life of Eurídice Gusmão

Yönetmen: Karim Aïnouz | Oyuncular: Carol Duarte, Julia Stockler, Gregorio Duvivier, Bárbara Santos, Flávia Gusmão, Mario Manoella, Antônio Fonseca, Cristina Pereira, Gillray Coutinho, Fernando Montenegro | Senaryo: Murilo Hauser, Inés Bortagaray, Karim Aïnouz (uyarlama), Martha Batalha (roman) | 139 dakika | Drama

İl sınırları içerisinde olacağım/olmayacağım ihtimalleriyle boğuşurken Filmekimi’nde tek bir filme dahi bilet almama salaklığımı sıralarda çürüyerek telafi etmeye karar verdim. Kariyerini melodramlar üzerine kurmuş Karim Aïnouz’un orijinal adı A Vida Invisível olan uzun metrajlısı da açılış filmim oldu. Dört kişilik çekirdek bir ailenin sıradan bir yaz akşamında yaşadığı önemli bir dönüm noktası üzerine kurulu bu yerli dizi yersiz uzun virali. Evin büyük kızı Guida, o gün kız kardeşine sevdiceğiyle buluşacağını söyleyip geceleyin eve geri girebilmek için arka bahçenin kapısını açık bırakmasını rica ediyor; ancak gittiği kapıdan bir türlü dönemiyor, dönse de kandaşlarının direnciyle boğuşuyor. Ellili yılların Brezilya’sında baba ocağının sert, tutucu yüzüyle bambaşka bir hayat yaşamaya bırakılmış ablasının aksine Euridice ise hayallerini tadabilme ihtimaline daha yakın bir genç kızlık döneminden geçiyor. Toplumun dayattığı şablonlara uyum sağlamak mecburiyetinde de kalsa, en azından ebeveynlerinin gözünde “geçerli” kararlar almış bir kadın olarak yuvadan uçuyor. Tabii çekirdeğindeki o salt ataerkillikten sebep bu iki kadının da öykülerinde yine babam, konu komşu ne der, “doğru” eş, “doğru” hayat ekseninde bariz bir çevresel tesir mevcut. Kalanında da hikâye kendi kendini yazıyor desem yeri. Invisible Life zaman su gibi akıp geçtikçe, farklı periyotlarda birbirlerini koşulsuz şartsız sevse de bir türlü kavuşamayan iki kız kardeşin trajedisi. Bizim topraklarımızın epey hâkim olduğu da bir anlatı ayrıca. Üçüncü dünya ülkesi tamlamasına hakkını veren milletler olarak o kadar çok dinledik ki bu gurur safsatasını, şaşırmaya teşebbüs dahi etmiyoruz. İşin garip tarafı bambaşka bir içerikte bu tanıdıklık hissi sorun teşkil edebilecekken aynı kaşıktan beslendiğimiz için bir güzel manipüle ediliyor duygularımız. Son çeyrekteki melodram hele, acısını direkt damara enjekte eden Yeşilçam klasiklerinden hâllice. Aïnouz’un kamerasını da es geçmeyeyim bu arada. Tüm bu hengamede elinden geldiğince imza bırakmaya gayret ediyor. Belki en orijinali değil ama tertemiz bir ana akım diliyle gayet akıcı, potansiyeline ulaşmış bir film çıkarmış ortaya. Bütün bunlara ek olarak da Oscar zaferinin kenarından döndüğü Central Station ile tanıdığımız bir Fernando Montenegro sürprizi var elinde. Son kozunu efsanevi aktris ile oynayıp turu tamamlıyor. İsmi değişmiş uluslararası film kategorisinde Brezilya adına vereceği mücadeleye bu “cameo“dan bozma mevcudiyetin de artı puan olarak döneceği kesin. Kaldı ki ne olduğunun da bilincinde, kartlarını buna göre açan bir iş Invisible Life. Dolayısıyla basmakalıp fikirlerden yaptığı kuleyi seyircisine tahmin ettiği sonu hediye etmeden tamamladığı için takdir edilmesi bile olası. Ama gönül tebessümü istemedi de diyemem. Koca salon eşi benzeri görülmemiş bir senkronla burnumuzu çekerken kaybolan yılların kendi hayatlarımızdaki yansımalarını andık, biraz mendil ıslatıp evlerimize dağıldık, işin özü bu.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.