The Crown (3. Sezon)

The Crown (3. Sezon)

Yaratıcı: Peter Morgan | Oyuncular: Olivia Colman, Tobias Menzies, Helena Bonham Carter, Ben Daniels, Jason Watkins, Marion Bailey, Erin Doherty, Jane Lapotaire, Charles Dance, Josh O’Connor, Geraldine Chaplin, Michael Maloney, Emerald Fennell, Andrew Buchan, John Lithgow, Clancy Brown, Mark Lewis Jones, Tim McMullan, Derek Jacobi, Harry Treadaway | 60 dakika | Netflix

Kraliyet tarihinin fahri profesörü Peter Morgan tarafından altı sezon olarak tasarlanmış The Crown için çanlar çaldı ve ikinci sezonun ardından tüm kadro değişti biliyorsunuz ki. Benzer bir görev teslimini Olivia Colman, Helena Bonham Carter ve Tobias Menzies’in başını çektiği ekip de Claire Foy ile Matt Smith gibi iki sezonu tamamladıktan sonra gerçekleştirecek. 1964 ile doksanlar arasındaki majör hadiselerin de sırası savıldıktan sonra daha yakın bir tarihe ışınlanacağız ve kadro bir kez daha değişecek. Ama tabii bunlardan önce, bizi Kraliçe II. Elizabeth’in yetişkin çağlarında gezdiren, Pazar günü prömiyerini yapmış 10 bölümden konuşmamız gerek. Açıkçası neredeyse antolojik sayılabilecek bir yapısı olmasından pek memnunum ben The Crown’ın. Bunu iki sezonluk parçalar hâlinde değil, zaman anlamında ciddi atlamaların olduğu, bölümden bölüme yol haritası için de söylüyorum. Bu sezon da mesela Churchill’in vefatının ardından yerine gelen Harold Wilson ile Birleşik Krallık’ın savaşsız ancak çok daha çalkantılı yılları için sayfayı açmış olduk. Kraliyet Prenses Margaret’ın skandalları, Dickie amcanın darbe girişimi, Prens Edward’ın ölümüyle uğraşırken adanın suları da durulmamış ve hem ekonomik, hem de siyasi anlamda bir çıkmaza girilmiş, Aberfan’deki korkunç felaket ile Britanya’nın sonrasındaki 30 yıla ait rotasının ilk taslağı çıkmış. Bu hengamede Peter Morgan tabii ufak detaylarla öyküsünü süslemekten de hiç çekinmemiş. Kah sezonun ikinci yarısında tanıştığımız Prens Charles ile Galler’in tek bayrak üzerinden ihmal edilmiş kimliğini incelemiş, kah geçerliliğinin ardından prestijini de kaybetmeye yüz tutan monarşiyi yok oluşuyla yüzleştirmiş. Bunlar içerisinde nasıl bir denge kurduğunu zaten söylememe gerek yoktur. Teknik anlamda hep kusursuz olmayı başarmış The Crown, üçüncü sezonda da bir istisnaya ev sahipliği yapmıyor. Setlerinden kostümlerine, sinematografisinden müziklerine bütün branşlarda işinin ehli isimler üstün nitelikte, tamamlayıcı çalışmalar çıkarıyor ortaya. O yüzden bunlara ya da tıkır tıkır işleyen senaryodan ziyade, The Crown’ın hikâye anlatımında çok büyük bir element olan kadroya değinmek istiyorum açıkçası. Dünya sahnesine Claire Foy ile Vanessa Kirby’i çıkaran, Matt Smith’in de yalnızca Doctor Who fanlarının rüyalarında parlayan yıldızını alıp göklere taşıyan bir dönemin ardından bildiğimiz isimlerle, keşifleri yan rollere bıraktığımız bir sezonun az da olsa sendelememize yol açmasına çok şaşırmadım ben açıkçası. Ancak üzerindeki yeni olana dair hantallığı da bir bölümde attı bence. Üçüncü sezonun en zayıf bölümü Olding tamamlandıktan sonra kastın herhangi bir üyesiyle ilgili problem gözetmeye fırsatımız da olmadı zaten. Margaretology ile hem kraliyetin, hem de dizinin en özgün karakterinin peşine düşüp bilhassa kastın majör yüzlerinden kalburüstü performanslar sağmışlar. Belki ufak bir itirazı Prens Philip’e bırakmak, bir de Olivia Colman’ın Olivia Colman olduğunu unutmakta güçlük çekmekten bahsedilebilir; ama bunlar bile ufak mıymıntılıklar bana soracak olursanız. Çünkü madalyonun öteki tarafında Helena Bonham Carter’dan kariyer performansı, Josh O’Connor’dan da starlık kademesine göz kırpan bir oyun mevcut. Tüm bu isimlerin haricinde ben Philip’in hakkında hiçbir şey bilmediğim annesini canlandıran Jane Lapotaire için de kenara bir yıldız ayırdım. Yani, görüldüğü üzere benden yana bir sıkıntı ya da itiraz yok. Hâlâ televizyonun en iyi yazılmış ve tasarlanmış dramalarından biri olduğu konusunda da ısrarım devam ediyor. Bu “Ama Claire Foy…” dudak bükmelerini de yeni iOS çıkınca aylarca direnenlere benzetiyorum. Soğuk suyumuzu içiyoruz, değiştiremeyeceğimiz şeyler hakkında çene çalmayıp yolumuza bakıyoruz. Hadi hemen beşinci sezon gelsin pankartlarımla, buhranınızın bittiği tarafta sizleri bekliyor olacağım. Su çok güzel, gelsenize!
MVP: Helena Bonham Carter (Prenses Margaret)

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.