Clemency

Clemency

Yönetmen & Senarist: Chinonye Chukwu | Oyuncular: Alfre Woodard, Wendell Pierce, Aldis Hodge, Richard Schiff, Danielle Brooks, LaMonica Garrett, Michael O’Neill, Michelle C. Bonilla, Vernee Watson-Johnson, Dennis Haskins, Richard Gunn, Alma Martinez | 113 dakika | Drama

Kültür, aile, eğitim, inanç vb. tanımların oyunculuk üslupları üzerinde bile böylesine büyük bir tesiri olmasını normal karşılamam gerek sanırım. Ne de olsa sosyal sınıflandırmanın üç aşağı beş yukarı bu başlıklarla şekillendiğini hepimiz biliyoruz. Sinemayla ilgilendikçe de performans sanatlarında kilise geçmişi bol ve hatta mübalağanın temel olduğu vaazlere bugün bile katılım gösterenler arasında büyümüş isimlerin ekonomik oynamaktan pek çekindiğini görür oldum. İşte Viola Davis’in Fences’ta bıraktığı yerden bayrağı bu sefer Clemency ile Alfre Woodard almış. Neyse ki ödül sezonunu silip süpüren bir başarı hikâyesi yok önümüzde. Bir hapisanede infaz memuru olarak çıkabileceği en yüksek mevkide çalışan Bernadine isimli bir karakteri canlandırmakta Woodard. Bernadine, bugüne kadar pek çok idam da gerçekleşmiş kurumda infazın ve mahkumun her türlüsüne tanıklık etmiş. Hatta film de onun için sıradan sayılabilecek bir günle başlıyor ve ölüm cezasına çarptırılan bir hükümlünün birkaç aksaklığın ardından hayatına son verilmesini izliyoruz. Ünlü aktrisin bu noktaya kadar çiğneye çiğneye oynadığı bir sahnesi yok; çünkü filmin yönetmeni ve senaristi Chinonye Chukwu seyircisiyle birlikte, eminim ki setteki mesai arkadaşlarını da dehşete düşürecek gerçekliğe sahip bir atmosfer yaratmış. Muhtemelen uyuşturucu bağımlısı mahkumun damarı aranırken sanki biz de yeryüzündeki son dakikalarımızı yaşıyor gibi gerginlikte çığır açıyoruz. Clemency’nin bir film olarak esas odaklandığı nokta ise özel hayatındaki sıkıntılar, mesleğine dair tatminsizlikleri ve biraz da orta yaşta gelen ben ne yaptım, bugüne kadar ne için yaşadım sorgulamasının ana karakteri üzerinden nabzını tutmak. Öyle ki yalnızca hapisanenin parmaklıkları arkasında kalsa gayet güçlü bir film olarak seyircisini duvardan duvara vuracak Clemency, Bernadine evine ayak bastığı anda bayağılaşıyor. Kafasını karıştıran bütün tasalarında oturmayan bir şeyler var. Mesela hayatını ters yüz eden Anthony Woods isimli karakter ile aralarındaki dinamiğin ne olduğunu asla anlayamıyoruz. Anthony’nin ceza almasına sebep olmuş cinayette evladını kaybetmiş aileyi bu disiplinli, burnundan kıl aldırmayan kadın neden bu kadar umursuyor? Empati yapabilmesini sağlayan bir evladı da yokken çeyrek asırlık kariyerinde bu sarsıntıyı yaşamasının sebebi ne? Film bir şeyleri açamadıkça Alfre Woodard da daha çok üstüne basarak oynamaya başlamış. Sanki yönetmenle aralarında gizli bir anlaşma varmış, kusurları ekrandan fırlayan büyük ölçekli bir oyun ile örtbas etmeye çalışmışlar gibi. Hâlbuki açılışa denk gelen infazın bir benzerini finale de saklamış Clemency ve daha ilk yarım saatinde bunun sinyalini vererek seyircisini hazırlıyor. Ancak sonuç koca bir sıfır. Kirlenmiş ahlakının farkındalığıyla derinden sarsılan Bernadine merceğin içine baka baka daha ikinci yarıya geçmeden izini kaybettiğimiz buhranını gözyaşı formunda akıtıyor. Kusura bakmayın, filmi tek bir performansa indirgeyerek konuşmak çok doğru değil, biliyorum. Lakin Clemency tanıtım sürecinde de bütün anlatısını Alfre Woodard üzerinden kurduğu ve ortada suratımıza vura vura oynayan bir Alfre Woodard olduğu için üstüne gitmeden duramadım. Ondan geçsen senaryoyu parçalarına ayıracağım gerçi ya, neyse.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.