Alles ist gut

Alles ist gut

Yönetmen & Senaryo: Eva Trobisch | Oyuncular: Aenne Schwarz, Andreas Döhler, Hans Löw, Tilo Nest, Lina Wendel, Lisa Hagmeister, Dagny Dewath, Thomas Gräßle, Annika Blendlr, Doris Buchrucker | 90 dakika | Drama

Farklı mecralarda İngilizce’ye All Is Well ve All Good olarak ayrı ayrı çevirilen Alles ist gut’u bir saklı hazineler listesinde gözüme görüp, Netflix kitaplığında da bulunduğu için hızlıca tüketiverdim; ama saklı kalması gerektiğini sonuna kadar desteklesem de işin “hazine” kısmıyla ciddi sıkıntılarım bulunmakta. Üretimin kadın merkezli, üzerine bizzat kadın anlatıcılar tarafından çok fazla cümle kurulmamış meseleleri barındıran, son birkaç yıldaki radikal değişimin etkisiyle şekillenmişine ne kadar açık olduğumu sizler de gayet iyi biliyorsunuz. Ancak ilk uzun metrajlı filmini çeken Alman yönetmen Eva Trobisch’in filmi önemli hissettiği kadar doğru bir şey söylemiyor. Janne isimli ana karakter rızanın olmadığı her cinsel ilişkinin tecavüz/saldırı sayılabileceğinin altını çizip, bu şekilde gerçekleşmiş birleşmeyi arzu nesnesi hâline getirmeyerek çözmeye başlıyor filmini. Öncelikle tecavüzün bile hırs, şiddet, tutku üçgeninde pek çok erkek yönetmenin elinde pornodan bozma bir üsluba resmedilmesine alışık olduğumuz için Trobisch’i kutlamak gerek. Janne ile Martin adındaki bu adamın arasında geçen şeyi, zorlamanın fiziksel şiddetle buluşturulmadığı formunda bile, işin içerisinde taraflardan birinin onayı olmadığı müddetçe ne kadar aşağılık, insanlık dışı bir şeye evrileceğinin çok net ve bir o kadar da rahatsız edici bir temsilini izletiyor çünkü. Fakat Trobisch’in bundan sonrasında anlatmak istediği hiçbir şeyi seyirciye geçiremediğini düşünüyorum ben. Janne belli ki başından geçenin onu tanımlamasına izin vermek istemiyor ve sonrasında gelecek, kendince baş ağrıtıcı olarak yorumladığı her türlü sorgulamaya, duygusal iniş çıkışa karşı kendini korumak için susmayı tercih ediyor. Burada sessizlik kültürünü desteklemediğini, bu tür olayların kadınların başına sıklıkla geldiğini de tekrar eden, isabetli bir yakarış var ayrıca. Yalnız Janne’in kendi karanlığına gömülmeyi yeğlediği anlarda kafasının içinden geçenleri ne bir yönetmen/senarist olarak Trobisch, ne de Carrie Coon’a benzerliğiyle dikkat çeken başrol Aenne Schwarz geçirebilmekte izleyiciye. Verdiği eslere anlam kazandırabilmek eğer ki bir seyirci olarak mesai yapmak konusunda ısrarcıysanız mümkün tabii. Ben sadece bunların kasıtlı olduğundan epey şüpheliyim. Sanki o bitmek bilmeyen aralıklar, sessizlikler, filmin sarktıkça sarktığı boşluğa bakışlar birer tercih değil de hataymış gibi duruyor akışın içerisinde. Janne’in rövanşını harlı ateşin üstüne koymadan yavaş yavaş ısıtarak meydana çıkarması sırasında bir dolgu malzemesi bulmakta zorlanılmış gibi. Nereye gittiğini kestirememek de bir sıkıntı değil; fakat Janne’in hakkıyla hırçınlaşması ve yakınındakilere irli ufaklı içindeki fırtınayı hissettirdiği sürece dair boşluklar çok fazla Alles ist gut’ta. Belki de her ne kadar heteronormatif düzenin içerisinde bir şekilde kendi aykırılığımı muhteva etsem de en nihayetinde bir erkek olmanın da getirdiği körlükle birlikte, filmin ayrıntılarda boğulduğu kısımlara ister istemez bir bağışıklık geliştirmişimdir diyorum ama, bu da artık sevmek için ilelebet zorlamanın bir çeşidi oluyor galiba. O yüzden daha fazla uzatmayayım, direkt Netflix’te görürseniz geçin diyeyim, olsun bitsin.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.