#PrideBoy: Nothing But a Man

#PrideBoy: Nothing But a Man

Yönetmen: Michael Roemer | Oyuncular: Ivan Dixon, Abbey Lincoln, Yaphet Kotto, Leonard Parker, Stanley Green, Eugene Wood, Helen Lounck, Julius Harris, Gloria Foster, Gertrude Jeannette, Tom Ligon, William Jordan | Senaryo: Michael Roemer, Robert M. Young | 95 dakika | Drama, Romantik

Geçtiğimiz yıl Pride ayında ne kadar çalışkandıysam bu yıl da genel olarak sinemaya ve bloga olan ilgimi kaybettiğim için o kadar tembelim. Bir şekilde siyah hayatlara ve bedenlere adadığım seçkimi tamamlamak, er ya da geç hepsi hakkında bir şeyler karalamak istiyorum ama 15 günde sadece 3 yazı çıkarabildiğim için de umutsuzum açıkçası. Neyse, Nothing But a Man gibi gizli cevherlerle buluştukça hevesim yerine gelir diye umut ediyorum. Amerika’da ne olup bittiğinden habersiz, Almanya doğumlu Yahudi yönetmen Michael Roemer tarafından yazılmış ve yönetilmiş bu mütevazı şaheser. Demiryolunda çalışmakta olan Duff’ın yaşadığı kasabadaki bir din adamının kızıyla evlenmesi üzerinden startını verip insan yerine konmak için ırktan, dilden ve inançlardan feda edilenlerin resmi geçitini izliyoruz. Duff hikâyenin merkezinde herkes gibi olmaya, daha doğrusu beyazların onlara uygun gördüğü koşullara boyun eğmeye zorlanmasının isyanını yaşıyor ve içerisinde giderek büyüyen hiddet etrafında dalga dalga yansımasını buluyor. Onur sahibi olmak üzerine çok kafa patlatışı köklerini daimi bir şekilde kendisinden daha büyük, görmediği ve kanıtlayamacağı güçlere bağlayan bir komünitenin içerisinde doğup büyümesinden muhtemelen. Duff’ın her eylemi, doğru ya da yanlış, hep aynı ikilemin izini sürüyor çünkü: Onurlu olmak ya da olmamak. Maddi manevi bütün güçleri elinde barındıranların şekillendirdiği siyah adam portresinden dolup taşmasında çıkmazlar hep aynı yeri işaret ediyor. Burada faşizmin kurbanlığı bedenini ve ruhunu beyaz adama teslim etmek, onun vicdanı üzerinden bir kimlik sahibi olmaktan öte bir yeri tırmalıyor. Sistematik ırkçılığın devletten halka, kuruluşlardan kişiye kadar nasıl da büyük ve baş edilmesi güç bir canavar olduğununu altını çiziyor. Çözümsüzlüğünü de sorunun temelini bulmaya çalışarak, seyircisini eğiterek dengeliyor. Tüm bunların üzerinde de Duff dünyaya savaş açmış gibi gözükürken onu kartonlaştırıp salt sinemaya dair bir aktivist olmaktan alıkoyuyor Roemer. Gündelik savaşımlarını yürütmeye çalıştığı evliliği ile kavuruyor. Hayatın kolay olmadığının zaten bilincinde ama kimsenin tek bir cephede mücadele vermediğini hatırlatır nitelikte hem kendine denk, hem de kendinden büyük ızdırapların yangınını çekiyor kısacası esas adamımız. En hamından altmışlar Amerikası portresi işte. Bilineni yüksek sesle söyleyeninden, siyah olmayı tek bir hizmetçi kılığına indirgemeyeninden. Mutlaka izlenmesi gerekenler listesine konulsun, Oscar Boy önermişti densin mümkünse.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.