Ma Rainey’s Black Bottom

Ma Rainey’s Black Bottom

Yönetmen: George C. Wolfe | Oyuncular: Viola Davis, Chadwick Boseman, Glynn Turman, Colman Domingo, Michael Potts, Taylour Paige, Dusan Brown, Jonny Coyne, Jeremy Shamos | Senaryo: Ruben Santiago-Hudson (uyarlama), August Wilson (oyun) | 94 dakika | Drama, Müzik

Oscarı gelenler derneğinin daimi üyeleri Amy Adams ve Meryl Streep bu sene bir kenara çekilip sahneyi Viola Davis’e bırakmak istemişler belli ki. Kariyerini ödül gruplarının yutacağı yemler üzerine inşa eden sayısız beyaz aktrise Doubt sonrası yaptığı her rol tercihiyle yalnız değilsiniz kızlar mesajı veren Davis, Fences’taki suç ortağı Denzel Washington’ın yapımcıları arasında yer aldığı ve hatta ona Oscar getiren filmin orijinal metnini de yazmış bir August Wilson uyarlamasında çıkıyor yine karşımıza. Yolu Broadway’den geçmiş yapım, Tony sonrası George C. Wolfe yönetiminde bir de Oscar sınavı verecek. Yalnız Davis’ten ziyade bu yıl ansızın kaybettiğimiz başarılı aktör Chadwick Boseman’ın son performansını içermesi sebebiyle ayrı bir önem taşıyor Netflix kitaplığında seyirciyle buluşan film. Hollywood’un siyah yarısından önde gelen iki ismin buluştuğu Ma Rainey’s Black Bottom’da blues müziğin ilk temsilcilerinden biri olarak bilinen Ma Rainey ve orkestrasının tek bir gününü izliyoruz. Tabii ki de yirmilerin Amerikası’nda geçiyor olması yüzünden ırk ve sınıfa dair dinamikler ikili diyalogların temelini oluşturuyor. Ma Rainey, edindiği ayrıcalığı sonuna kadar kullanarak kendi kurallarını yaratmış, beyaz adama varlığını saydırmış bir kadın. Ancak ölüm kalım mücadelesinin mevzubahis olduğu bir zaman aralığında kayıt yapılan stüdyonun sokağını terk etmediği için tek perdelik hikâye, oldukça yumuşak yüzlü kalıyor benzerlerine göre. Burada güç dengelerinin değişmesinin haricinde Amerikan rüyasına ulaşmak için debelenen bir taraf da mevcut. Boseman tarafından canlandırılan Levee aldatarak ve aldanarak kaçınılmaz sona yelken açarken, umut ile yürüttüğü teknesinin su alışına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Temelinde aynı düzene diz çökmesi istenen ama oyunu farklı şekillerde oynamak zorunda kalan iki insan yani. Doksan dakikayı da onları ve çevresindekiler için böyle bir toplum içerisinde siyah bireyler olarak güce ve mutluluğa erişmenin hangi yollardan geçtiğini öğrenerek tamamlıyoruz. Fakat August Wilson, kötü bir yazar demeye dilim varmasa da, materyali yalnızca tiyatro sahnesinde belli bir etki yaratabilen kalemlerden. Ya da belki bu tekstleri eline alıp en nihayetinde yedinci sanata adapte etmesi gerektiğinin bilincine varamamış senaristlerle muhattap olduğumuz için böyle hissediyorumdur, bilemedim. Ma Rainey’s Black Bottom da tıpkı Fences gibi perdenin en nihayetinde kapanacağını, gecenin karanlığında salonu birlikte doldurduğumuz kalabalıkla birlikte araçlarımıza doluşup evimize döneceğimizi bildiğimizi seyir boyunca unutamadığımız, sinemanın sihri noksan bir iş olmuş. Benim için bir önceki August Wilson deneyimimden farkı, tiratlar yerine bu dünyadaki karakterleri kendi cümleleriyle hayatlarını anlatırken dinleyebilmemiz. Tabii ki yine çiğ, arasında organik bir barındırmayan karşılıklı sohbetlere maruz kalıyoruz. Yalnız burada da yönetmen tarafından at koşturmaları için alan açılmış Boseman ile Davis’in mübalağanın dozunu kaçırmadan çıkardığı, zevk aldıkları her hâlinden belli performansları hava yastığı görevi görüyor. Tempoyu kaybettiğimizi düşündüğümüz her yerde bu iki oyuncu sayesinde oda tiyatrosunda canı çıkarılabilecek eser nefes alıyor. Benim de Oscar için yapılmış filmlerden temennim bu galiba: Zararsız, problemsiz, hedefe kilitlenmiş ve finaline çabuk ulaşanından olsun, yeter. Ma Rainey bu standartlara uyuyor mu? Uyuyor. Ben de susar, alacağı ödülleri beklerim o zaman.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.