2014’ün En İyi 20 Kadın Oyuncu Performansı

2014’ün En İyi 20 Kadın Oyuncu Performansı

2014’ün En İyi 50 Filmi’ni sıralayarak ufaktan geçtiğimiz yıla vedaya başlamıştım. Bugün de yılın en iyi 20 kadın oyuncu performansını seçtim sizler için. Başrol ya da yardımcı olmasına bakmadan izlediğim yaklaşık 200 adet 2014 yapımı arasından “bana göre” en iyi olanları seçtim. Birkaç yorum da eklemeden de edemedim tabii üzerine. Buyursunlar bakalım…

Tilda

#20: TILDA SWINTON, Snowpiercer ve The Grand Budapest Hotel

Bizim jenerasyonumuzun şahit olduğu en enteresan, ama bir o kadar da yetenekli bir aktris Tilda Swinton. Rol seçimleriyle her seferinde kalıpları yıkarak ortaya inanılmaz performanslar çıkarıyor. Yakın tarihte Only Lovers Left Alive, I Am Love ve We Need to Talk About Kevin’da harikalar yaratırken izlemiştik kendisini. Ne yazık ki bu olağanüstü kariyerine sadece tek bir Oscar adaylığı sığdırabildi. Halbuki Cate Blanchett ve Meryl Streep gibi tekrar tekrar törende görmemiz gereken oyuncular arasında yer almakta. 2014’e Snowpiercer’daki unutulmaz karakterinin yanı sıra The Grand Budapest Hotel’deki kısa, ama etkili varlığını da emanet etti. Bu yıl dramada olduğu kadar komedi de başarılı olabildiğini iyice anlamış olduk. Zaten sırada Judd Apatow ve Amy Schumer imzalı Trainwreck var. Yani esprili Tilda Swinton’a doyacağız gibi duruyor.

watts

#19: NAOMI WATTS, Birdman ve St. Vincent

Diana ve adı sürekli olarak değişen Adore / Two Mothers sebebiyle berbat bir 2013 geçirmişti Naomi Watts. Mullholand Drive’da tanıyıp sevdiğimiz aktrisin yeteneklerini sorgular olmuştuk. Bir anda King Kong ve The Impossible’daki başarılı performansları unutuldu. Ama neyse ki Watts, 2014’e sadece bir değil iki iyi rol sığdırdı. St. Vincent sürpriz bir şekilde SAG’e aday olduğunda ortalık ayağa kalksa da filmin en başarılı yönlerinden biri olduğunun hepimiz farkındaydık. Ama yılın en iyilerinden biri olan Birdman’de de rol arkadaşları Emma Stone’la Michael Keaton’ı varlığı altında ezerek öne çıkmayı başardı. Özellikle “We share a vagina.” repliği uzun yıllar unutulmayacak gibi gözüküyor.

jillian

#18: JILLIAN BELL, 22 Jump Street

Biliyorum, listedeki diğer isimlere göre oldukça sıradışı bir seçim gibi duruyor Jillian Bell. Ama kabul edin 22 Jump Street’in ilkinden daha başarılı olabilmesinin kesinlikle önemli sebepleri arasında yer almaktaydı Bell’in oyunculuğu. Jonah Hill’in karakteriyle girdiği sayısız münakaşa, televizyondan aşina olduğumuz Bell’in beyazperdede çok daha büyük rolleri hak ettiğinin sinyallerini veriyordu adeta. Hill ile tanıştığı ilk sahneye mi, yoksa öpüşmeyle yumruklaşma arasında gidip gelen kavgalarına mı daha çok güldüm bilmiyorum. Ama ikisinde de sahneyi başından sonuna kadar alıp götüren kesinlikle Jillian Bell’di. Umarım onu dah afazla izleme imkanına erişebiliriz.

ahu

#17: AHU TÜRKPENÇE, Köksüz

Benim için 2014’ün en güzel sürprizlerinden biri oldu Köksüz. Yerli sinemadan umudu kestiğim bir dönemde bu ülkede Nuri Bilge Ceylan haricinde de işini hakkıyla yapan sinemacılarının olduğunu hatırlattı bana. Fakat filmden en çok Ahu Türkpençe parçaladığı yüreğimi. Bir İstanbul Masalı’ndaki tatlı Esma Kozan olarak tanıdığımız aktris yıllar içerisinde pek çok başarılı projede kalburüstü performanslar verdi. Fakat hiç kuşkusuz Köksüz’deki oyunculuğu kariyerinin en iyisiydi. Türkpençe canlandırdığı karakterle sadece Deniz Akçay’ın yazdığı genç kıza değil, onunla benzer kaderlere sahip ve kendi dünyasına hapsolmuş pek çok insana ses oldu. Unutmadan beni en çok Türkpençe’nin ağzından dökülen “Ablam kurtar beni.” sözlerinin yaraladığını söyleyebilir miyim?

maggie

#16: MAGGIE GYLLENHAAL, Frank

Bir garip 2014 hatırası daha… Frank! Pek çok sevdiğimiz yüzü bir araya getirip alışması zor melodilerle buluşturarak ortaya izlemesi oldukça keyifli bir film çıkaran Lenny Abrahamson oyuncuları konusunda o kadar doğru seçimler yapmış ki acaba Fassy ve Gyllenhaal olmasa Frank’den aynı tadı alabilir miydim diye düşünüyorum. Bu sene The Honourable Woman isimli şahane mini dizide de aklımızı başımızdan alan Maggie Gyllenhaal, Frank’in sevmesi zor bir karakterine can vermesine rağmen ortaya o kadar ilgi çekici bir kadın çıkarmış ki izlemeye doyamıyorsunuz. Sherrybaby, Crazy Heart ve Secretary gibi yapımlarda daha dramatik ağırlıklı işlerini izlediğimiz aktrisi böylesine absürd bir rolde görmek de hoş oldu.

melisa

#15: MELİSA SÖZEN, Kış Uykusu

Yılın ve Türk sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olduğuna inandığım Kış Uykusu’nun lokomotifi Haluk Bilginer gibi gözükse de filmin diğer iki kadın oyuncusunun da hakkını yememek gerek. Demet Akbağ’yı ne yazık ki listeme sığdıramadım. Fakat Çemberimde Gül Oya’dan beri zevkle takip ettiğim Melisa Sözen, ilk 20’me girmeyi başardı. Gözlerindeki hüznü, bıçak gibi yarıp geçen sözleri ve sebebi belli olmasına rağmen haykıramadığı mutsuzluğuyla esasında aşık olması zor bir kadındı Nihal. Ama Melisa Sözen’in bedeninde öyle birine dönüşmüş ki kendi yozlaşmış doğruları ve düştüğü oyunun içerisinde dahi etki alanından çıkamıyorsunuz. Lise yıllarını Melisa Sözen’e aşık olarak geçirmiş biri olarak Kış Uykusu boyunca nasıl eridiğimi artık siz tahmin edin.

dorval

#14: ANNE DORVAL, Mommy

Xavier Dolan, her ne kadar stilize yönetmenliğiyle tanınsa da bence en önemli özelliklerinden biri de çalıştığı oyuncuların içerisinden bir canavar çıkarması. Daha önce çektiği neredeyse tüm filmlerde karşımıza çıkan Anne Dorval’ın Mommy’deki oyunu o kadar güçlü ki… Filmi iki kere izleme fırsatı yakalamış biri olarak kimi zaman abartıya kaçsa bile Doral’ın varlığının Mommy’yi Mommy yaptığına şüphe yok. Yaptığı yanlışların farkında olan, fakat her türlü fedakarlıkla evladını daha iyi bir insan haline getirmeye çalışan sıradan ve tanıdık bir anne aslında. Ama tabii başarılı aktrisin ufak mimik ve jestleriyle karakter iyice derinleşerek bambaşka bir hal alıyor. Ayrıca mümkünse Dolan böyle zengin kadın karakterler yazmaktan asla vazgeçmesin. Çünkü ben doyamıyorum!

petersen

#13: ELLEN DORRIT PETERSEN, Blind

Bir başka 2014 sürprizi daha: Blind. Çok geç izlediğim, ama izlediğim günden beri de etkisi altından çıkamadığım bir yapım. Başrolde yer alan Ellen Dorrit Petersen pek de aşina olmadığımız yüz hatlarıyla ısınması zor bir aktris gibi dursa da bu özelliği onu unutulmaz yapmaya yetiyor. Filmde yükünü diğer oyuncularla paylaşıyor olsa da tek başına yer aldığı tüm sahnelerde eşsiz bir oyun koyuyor ortaya Petersen. Karakterinin tüm çıkmazlarını öyle güzel ifade ediyor ki ajitasyona başvurmamasına rağmen önündekü tüm engellerle tanışma imkanı yakalıyorsunuz.

aniston

#12: JENNIFER ANISTON, Cake

Yılın en çok hakkı yenen performanslarından biri denilebilir Aniston’ınki için. Çünkü Altın Küre, SAG ve Critics’ Choice üçlüsünde kendine yer bulabilmesine rağmen Akademi, Friends ile hayatımıza giren güzel aktrisi görmezden geldi. Bugüne kadar Friends with Money ve The Good Girl gibi yapımlarda sadece Friends’in tatlı Rachel’ından ibaret olmadığını kanıtlayan Jennifer Aniston, Cake’de kabiliyetlerini bir kez daha gösterme şansı yakalıyor. Yaşadığı acı deneyim sonrası kronik ağrı çekmeye başlayan Claire Bennett, muhtemelen Aniston’ın kariyerinin Rachel Green’den sonraki en unutulmaz karakteri olacak.

scarlett

#11: SCARLETT JOHANSSON, Under the Skin

Scarlett Friggin’ Johansson! Under the Skin’i izleyeli neredeyse bir yıl oluyor ve ben hala Johansson’ın hipnotize edici performansının etkisinden kurtulamadım. Michel Faber’ın romanını okuduktan sonra nasıl bir karakter yaratacaklarını merak ediyordum. Kitapta çok daha kusurlu yüz hatlarına sahip bir kadından bahsediliyor; fakat uyarlarken kitaptan daha farklı bir yöne doğru yol almayı tercih eden Jonathan Glazer, Johansson’ı da başrole yerleştirerek hayatının en isabetli seçimini yapmış. Ve artık mümkünse Scarlett’in üzerindeki şu Oscar laneti kalksın ve o da Lost in Translation, Girl with a Pearl Earring, Match Point (hatta Don Jon) gibi filmlerle yenilen hakkının intikamını alsın.

wasikowska

#10: MIA WASIKOWSKA, Tracks ve The Double

Benden sadece bir yaş büyük olan Mia Wasikowska’nın, In Treatment sonrası yer aldığı projelerin güzelliğinin farkında mısınız? That Evening Sun, Defiance, The Kids Are All Right, Albert Nobbs, Jane Eyre, Only Lovers Left Alive… Bu sene de üç filmden birde izledik genç aktrisi. Maps to the Stars’da benim ilgimi çekmeyi pek başaramasa da hem The Double, hem de özellikle Tracks’de yine ne kadar yetenekli olduğunu hatırlattı hepimize. Her aktrisin onun kadar iyi rol seçebilme kabiliyetine sahip olması dileğiyle…

russo

#9: RENE RUSSO, Nightcrawler

90’lı yıllarda beyazperdede beliren en güzel yüzlerden biriydi Rene Russo. Çok iyi filmlerde yer almadı ne yazık ki. Freejack, Lethal Weapon, The Adventures of Rocky & Bullwinkle, Get Shorty gibi ikinci sınıf yapımlardan sonra uzunca bir süre sessizliğe büründü. Nightcrawler ise eşi Dan Gilroy’un filminde muhteşem bir geri dönüş yapmasına yardımcı oldu. Bir daha kameranın karşısına geçmek için bu kadar acele eder mi bilmiyorum; ama ben Russo’yu görmekten çok memnunum. Tabii Akademi’nin birbirinden ortalama performanslarla dolu yardımcı kadın oyuncu listesine girebilseydi daha da mutlu olabilirdim.

pike

#8: ROSAMUND PIKE, Gone Girl

Evet, biliyorum… “Rosamund Pike nasıl ilk beşinde değil?” çığlıklarını duyar gibiyim. Bir Fincher filminden Oscar’a aday olmayı başaran Pike’ın uzun yıllardır sınıf atlamasını bekliyordum. Pride & Prejudice, An Education, Barney’s Version derken yavaştan bir üne kavuşur gibi oldu ama asla Hollywood tarafından kucaklanmadı. Büyük ihtimalle şimdi de önüne sürekli “kötü kadın” senaryoları gelecek. Ama en azından Pike için kapılar açıldı, bu bile yeter. Hazır aklıma gelmişken Neil Patrick Harris ile olan o müthiş sahne için günlerce çalıştıklarını biliyor muydunuz?

snook

#7: SARAH SNOOK, Predestination

Avustralya Akademisi haricinde tek bir kişinin dahi Predestination’ı ve tabii ki Sarah Snook’u konuşmuyor oluşunu filmin vizyona uğramayışna bağlamak istiyorum. Çünkü bu performansın görmezden gelinmesinde başka mantıklı bir sebep olamaz. Tüm gücünü senaryosundaki dolambaçlardan alan bir film olduğu için esasında Snook’un performansının öne çıkmasına çok şaşırmamak gerek. Ama adını daha önce duymadığımız genç aktris, Ethan Hawke’den sürekli olarak rol çalıp film boyunca parıldıyor. 2014’e veda edilmeden mutlaka görülmesi gereken performanslardan sadece biri.

witherspoon

#6: REESE WITHERSPOON, Wild

Henüz yeteri kadar izleyiciyle buluşamadı Wild. Ama umuyorum Dallas Buyers Club’dan sonra yine bir biyografiye atlayan Jean-Marc Vallée’nin filmi yakın zamanda ilgi görmeye başlar. Walk the Line, Election ve Legally Blonde filmlerinde zaten yeteneklerini bize göstermiş olan Witherpsoon yıllar sonra yine hedefi tutturan bir performans ortaya koymuş. Çok da diyalog barındırmayan bir senaryoyu tüm hislerini ufak yüz ifadeleriyle somut bir forma büründürerek ayaklandırıyor. Oyuncularından her daim yüzde yüz verim alan Vallée yine yapacağını yapmış kısacası.

moore

#5: JULIANNE MOORE, Still Alice ve Maps to the Stars

Beşinci adaylığıyla Oscar’a kavuşmaya hazırlanan Julianne Moore bu yıl birden fazla iyi performans sunan aktrisler arasında yer almakta. 2014’ün onun yılı olacağını zaten Cannes’da Maps to the Stars ile verilen ödülünden anlamalıydık. David Cronenberg’in filmi için Oscar kampanyası yapılmayacağını duyduğumuzda üzülsek de çok geçmeden Still Alice imdadımıza yetişti. Belki bir Magnolia ya da Boogie Nights seviyesinde olmasa Moore yine filmi başından sonuna kadar sırtında taşıyarak, harika bir performans sergilemiş. Hatrı sayılı bir misyonu olduğunu düşündüğüm Still Alice’in daha fazla seyirciye ulaşmasını sağladığı için bile takdir edilmeli Moore’un oyunculuğu.

cotillard

#4: MARION COTILLARD, Two Days One Night ve The Immigrant

Geçtiğimiz günlerde Marion Cotillard’ın La vie en rose’den bu yana hep iyi performanslar verdiğini söylediğim için okuyucular tarafından aforoz edilsem de hiç kusura bakmayın Nine, Public Enemies ve Rust & Bone uğruna The Dark Knight Rises’ı tamamen zihnimden silebilecek kapasitedeyim. Bu yıl bir değil, iki değerli performans birden sunan Cotillard filmografisini parlatmaya devam ediyor. Bir Dardenneler filminde yer alan uluslararası üne sahip ilk oyuncu olduğuna da dikkat çekeyim. Yalnız mümkünse Two Days, One Night konuşurken The Immigrant’ı da unutmayın.

binoche

#3: JULIETTE BINOCHE, Clouds of Sils Maria

Etkisinden kurtulmakta epey güçlük çektiğim bir performans daha. Juliette Binoche’un Amerika’ya ayak attığı zaman tıpkı Kristin Scott Thomas gibi benzer kadın karakterlerle geçiştirilmesine pek tahammül edemediğim için Clouds of Sils Maria ilaç gibi geldi. İnanılmaz derecede güzel yazılmış bir senaryonun baş kahramanına can veriyor Binoche. Ve tabii ki de yine dört dörtlük bir performans çıkararak aklınızı başınızdan alıyor. Hani bazı filmlerle bazı oyuncular çok özdeşleşir ya, işte Clouds of Sils Maria da onlardan biri. Bu rolde Juliette Binoche değil de başkası olsaydı aynı zevki alabilir miydim emin değilim.

clement

#2: SUZANNE CLÉMENT, Mommy

Antoine Olivier-Pilon ve Anne Dorval’ın öne çıktığı bir filmde Suzanne Clément’ın adını vermek biraz garip kaçsa da bu yıl oldukça zayıf bir yıl geçiren yardımcı kadın oyuncu dalında Ekim ayından beri favorimdi kendisi. Daha evvel de Xavier Dolan filmlerinde başarılı performanslarla karşımıza çıkmasına rağmen bu sefer canlandırdığı karakterin naifliği ve Clément’ın sanki yaptığı işi çok kolaymış gibi gösteren eforuyla ortaya insanın içine dokunan bir kadın çıkmış. Umuyorum Dolan’la olan ortaklığı uzun yıllar sona ermez ve hatta bu harika birliktelik uluslararası platformlarda da hak ettiği değeri görür.

slate

#1: JENNY SLATE, Obvious Child

Her ne kadar kendi ödülümü verirken gelecek tepkilerden korkmuş olsam da Readers Choice’da Jenny Slate’i ciddi ciddi destekleyen bir grup insan gördükten sonra seçimimin çok da sıradışı olmadığının farkına vardım. Komedi içerikli performanslara olan zaafım ve mizaha olan düşkünlüğüm, özellikle filmdeki stand up sahnesi sonrası beni Slate’i ödüllendirmeye kadar itti. Evet, belki üzerine çok daha fazla çalışılmış performanslar var şu listede. Ama hiçbiri beni Jenny Slate’in sade, tasasız ve içten oyunculuğu kadar etkilemiyor. Ömrümü sonuna kadar Jake Lacy ile dans ettikleri o ufak sekansı izleyebilirim.


Mansiyon: Elisabeth Moss (The One I Love), Demet Akbağ (Kış Uykusu), Andrea Riseborough (Birdman), Uma Thurman (Nymphomaniac), Franziska Weisz (Kreuzweg), Carmen Ejogo (Selma), Lea van Acken (Kreuzweg), Mackenzie Foy (Interstellar), Elena Kampouris (Men, Women & Children)

2014 Yazıları
2014'ün En İyi 50 Filmi: #1-10 | #11-20 | #21-30 | #31-40 | #41-50
2014'ün En İyi 20 Performansı: Kadın Oyuncu
Oscar Boy Ödülleri: Kazananlar | Adaylar | Kısa Listeler

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.