Tembelin Günlüğü

Tembelin Günlüğü

Daha önce de söylemiştim, izlediğim filmleri yazmayı bitirmem gerek! O yüzden bugün daha önceki Tembelin Günlüğü başlıklarına göre daha kalburüstü bir grup yapımı bir araya getirdim. Berlin’de oyuncularına ödül getiren 45 Years, Mission: Impossible serisinin bugüne kadar en iyi eleştiriler alan yeni ayağı Rogue Nation, Cobie Smulders’ı izleme şansına eriştiğimiz bağımsız Results, Seth MacFarlane’ın hayal aleminden yeni bir sayfa olarak nitelendirilebilecek Ted 2, Steven Spielberg’ün mirasını yeni nesile ulaştıran Jurassic World, Cannes seçkisinden aklınızda kalmış olabilecek The Assassin ve George Clooney’nin dibi gören yeni filmi Tomorrowland. Buyrun başlayalım…

45-years-5
45 YEARS | Yönetmen: Andrew Haigh | Oyuncular: Charlotte Rampling, Tom Courtenay, Geraldine James, Dolly Wells, Max Rudd, David Sibley | Senaryo: David Constantine (hikaye) ve Andrew Haigh | 95 dakika | Drama, Romantik

Weekend ile hayatlarımıza girdiğinde Andrew Haigh’in, queer sinemanın bugüne kadarki en iyi temsilcilerinden biri olduğu konuşulmuştu. Sırtını tamamen cinselliğe dayanamayan ve karakterlerine üçüncü bir boyut ekleyebilmeyi başaran yönetmen, Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yeni filmi 45 Years’ı görücüye çıkardı. Charlotte Rampling ile Tom Courtenay’in festivalden ödülle döndüğünü biliyorsunuzdur zaten. Hatta ABD’de filmin dağıtım haklarını satın alan Sundance Selects, şimdiden Rampling için harekete geçmiş durumda. Her daim iyi performanslar veren başarılı aktrise bir Oscar adaylığı hediye etmek istiyorlar. Film, 45. evlilik yıldönümlerini kutlama arifesinde olan bir çiftin geçmişten gelen bir haberin hayatlarına olan etkisini anlatıyor. Uzun vadeli ilişkilerle ilgili hedefi vuran gözlemleriyle Haigh yine formunun zirvesinde. Bu sefer daha çok detay serpiştirmiş filmin çevresine. Mesela evli çiftimizin arasındaki mesafe büyüdükçe, her sabah köpeğini yürüyüşe çıkaran Kate’in evcil hayvanıyla olan ilişkisinde de bir disiplin eksikliği görmeye başlıyorsunuz. Birleşik Krallık’ın sağı solu belli olmayan havasını da Rampling ile Courtenay’den sonra filmin en önemli oyuncusuna dönüştürmüş yönetmen. Fakat büyük duygu patlamalarından ziyade, ölçülü ve abartısız oyunculukların arasında salınıyorsunuz 45 Years’da. Ve Weekend’in aksine, bu seçim filme pek fayda etmiyor. Bir noktadan sonra Kate ile Geoff’un arasında olup bitenleri sırf nasıl bir noktaya bağlanacağını öğrenmek isteyerek, büyük bir ilgisizlikle izledim. Belki de Haigh’in kabiliyetlerinin farkında olduğum için hayal kırıklığına uğramışımdır, bilemiyorum. [B-]

Mission: Impossible
MISSION: IMPOSSIBLE – ROGUE NATIONYönetmen: Christopher McQuarrie | Oyuncular: Tom Cruise, Simon Pegg, Jeremy Renner, Rebecca Ferguson, Ving Rhames, Sean Harris, Alec Baldwin, Jens Hultén, Simon McBurney, Zhang Jingchu, Rupert Wickham, America Olivo, Tom Hollander | Senaryo: Christopher McQuarrie ve Drew Pearce | 131 dakika | Aksiyon, Gerilim, Macera

Açıkçası sosyal medyada Mission: Impossible ve James Bond filmlerini sıralamaya koyacak kadar hatırlayabilenleri takdir ediyorum. Skyfall, Sam Mendes’ın vizyonu sayesinde büyük bir istisna yaratsa da ne Bond, ne de Amerikan çakması Ethan Hunt’ın maceraları benim zihnimde 24 saatten fazla yer etmiyor. Fakat şunu kabul etmem gerek, Mission: Impossible’ın bu son versiyonu Rogue Nation’ın son kullanma tarihine henüz erişemedim. 50’sinden sonra aksiyon filmi yıldızlığını çok başka bir noktaya taşıdı Tom Cruise. Edge of Tomorrow, Oblivion, Jack Reacher derken onu normal bir dramada görmez olduk. Ve IMDb sayfasındaki gelecek projelerde Mission Impossible, Jack Reacher ve Top Gun’ın devamı ile aksiyonun krallarından Doug Liman’ın iki filmi yer almakta. Yani Tom Cruise’un neden uluslararası bir star olduğun tekrar tekrar anlayacağız gibi gözüküyor. Ethan Hunt ve kafadarlarının beş numaralı macerası Hollywood’un son dönemde iyi para kazandıran kadın kahraman rolüne kimsenin tahmin edemeyeceği kadar karizmatik bir aktris yerleştirme matematiğinin ekmeğini yemekte. Rebecca Ferguson’ın başarısı Rogue Nation’ı gerçekten özel kılıyor. Simon Pegg’in Star Trek gibi bu seriye de dahil olması hep havada kalan Ethan Hunt esprilerinin yere sağlam bir iniş yapmasını sağlamakta. Tabii bu üçlü haricinde kadronun birbirinden yapmacık oyunculuklarla ve kulaklarınıza tıkamak istemenize yol açacak diyaloglarla süslü olduğunu söylemek gerek. O yüzden Rogue Nation’ın tadını çıkarmak adına odağınızı Cruise’la Ferguson’a verip, bir gün teyzesi gibi “Adam kaç yaşına geldi, bak hala dublör kullanmıyor.” diyerek ahlanıp vahlanarak izlemenizi öneririm. [B-]

Results
RESULTS | Yönetmen: Andrew Bujalski | Oyuncular: Guy Pearce, Cobie Smulders, Kevin Corrigan, Giovanni Ribisi, Brooklyn Decker, Anthony Michael Hall, Tishuan Scott, Zoe Graham, David Bernon, Constance Zimmer, Elizabeth Berridge | Senaryo: Andrew Bujalski | 105 dakika | Komedi

How I Met Your Mother’ın bitmesiyle birlikte kendini sinemaya adayan Cobie Smulders, Sundance’te yer aldığı iki farklı filmin tanıtımını yapmıştı. Bunlardan birisi Unexpected. Önümüzdeki günlerde onu da izleyip bir şeyler karalamayı planlıyorum. Bir diğeri ise Computer Chess ile oldukça iyi eleştiriler alan Andrew Bujalski’nin yeni filmi Results. Gotham Ödülleri’nde Kevin Corrigan’a adaylık getiren yapım, “sağlıklı yaşam” ile kafayı bozmuş bir grup antrenör ve onların hayatlarını değiştiren zengin bir müşterinin etrafında dönen hikayeyi anlatıyor. İyi bir kariyeri olmasına rağmen özel hayatında dikiş tutturamayan Kat, yaşam koçluğunu yaptığı Danny ile birlikte olduktan sonra patronu ve aynı zamanda uzun süredir birlikte olduğu Trevor ile olan ilişkisini sarsıyor. Fakat zaman ilerledikçe Kat esasında hayatındaki bu iki adamı da yeteri kadar tanımadığını fark edip her şeyden uzaklaşıyor. Bir yandan da yaşı büyük, ama karakteri gelişmemiş bu iki adamın dertleriyle muhattap oluyoruz. Yönetmen/senarist Bujalski yine absürtlükten beslenen gerçekçi bir komedi yazmayı tercih etmiş. Film kuralsız ve dağınık bir şekilde, mayın gibi etrafta dolanıyor. Gotham filmin en başarılı halkasını Corrigan olarak görse de ben Guy Pearce’ın muazzam Avustralyalı aksanına da bayıldım. Smulders kendini geliştirmeye açık bir oyuncu. Cepten yediği Robin Scherbatsky karakteri yerine onu başka birisi olarak izlemek oldukça ferahlatıcı bir his verdi. Ama Results bir noktadan sonra hikayenin çapını fazla genişleterek aksamaya başlıyor. O yüzden çok da ciddiye alınması gereken bir film olduğunu düşünmüyorum. [C+]

ted-2
TED 2 | Yönetmen: Seth MacFarlane | Oyuncular: Mark Wahlberg, Seth MacFarlane, Amanda Seyfried, Jessica Barth, Giovanni Ribisi, Morgan Freeman, John Slattery, Patrick Warburton, Michael Dorn, Bill Smitrovich, Cocoa Brown, John Carroll Lynch, Ron Canada, Jessica Szohr, Tom Brady, Dennis Haysbert, Patrick Wilson | Senaryo: Seth MacFarlane, Alec Sulkin ve Wellesley Wild | 115 dakika | Komedi

Family Guy’a ve dolayısıyla Seth MacFarlane’a hayran biri olarak ünlü komedyenin beyazperdedeki maceralarını ilgiyle takip ediyorum. İlk Ted filminden sonra gelen A Million Ways to Die in the West hayal kırıklığı yaratmış olsa da MacFarlane’dan Griffin ailesi haricinde farklı hikayeler dinlemek iyi gelmişti. Şimdi gişede iyi rakamlara ulaşmış Ted’in devam filmi Ted 2 ile karşı karşıyayız. Artık oyuncak ayımız ile Mark Wahlberg’ün hayatları evlilik düşünecek bir noktaya gelmiş bu yeni hikayede. Film Ted ile çalıştığı yerde tanıştığı kızarkadaşının evlenmesiyle start alıyor. Ardından çocuk sahibi olmaya karar veriyorlar; fakat devletin Ted’i insan olmadığı için “birey” yerine koymaması işleri yokuşa sürüyor. Sonrasında da her türlü mahkeme sahnesi içeren filmle dalga geçen bir komediye geçip, müvekkilleriyle ot içmekten çekinmeyen avukatı tanıyoruz. Amanda Seyfried’i büyük eğlencesine dahil eden MacFarlane, ayrıca pek çok yakın dostuna da irili ufaklı roller emanet etmiş. İlk filme kıyasla özellikle finale doğru ritmini kaybeden ve skeç ardına skeç sıralayan bir işe dönüşüyor Ted 2. Ama buna rağmen ben epey kahkaha atıp, MacFarlane’ın iğneleyici esprilerine gereken tepkiyi verdim. Tek başına Tom Brady’yi böyle bir filmde yer almaya ikna edip, “doping” esprisi yapmaları bile yeter. [C]

JURASSIC WORLD
JURASSIC WORLD | Yönetmen: Colin Trevorrow | Oyuncular: Chris Pratt, Bryce Dallas Howard, Vincent D’Onofrio, Ty Simpkins, Nick Robinson, Omar Sy, B.D. Wong, Irrfan Khan, Jake Johnson, Lauren Lapkus, Brian Tee, Katie McGrath, Judy Greer, Andy Buckley, Jimmy Fallon | Senaryo: Rick Jaffa, Amanda Silver, Derek Connolly ve Colin Trevorrow | 124 dakika | Aksiyon, Bilimkurgu, Macera

Spielberg’ün Jurassic Park’ı gösterime girdiğinde henüz 3 yaşında olduğum için, bu meşhur seriyle ancak 20’li yaşlarımda buluşabildim. Ve şunu kabul etmek gerek, pek çok Spielberg gibi filmi Jurassic Park da pek iyi yaşlanmamış. Dolayısıyla hiçbir zaman ilgimi cezbeden bir şey olmadı dinazorlarla dolu bu dünya. Jurassic World isimli devam filmi açıklandığında da herhangi bir reaksiyon gösteremedim. Fakat, biliyorum bana kızacaksınız, Jurassic World tüm aptallıklarına rağmen çok eğlenceli bir film olmuş. Peki neden? Birincisi Chris Pratt, sektördeki yeni yıldız kavramının tüm boşluklarını dolduruyor. Hem alçak gönüllü, hem de star ışığına sahip. Komediden gelen bir oyuncu olması da çok da ciddiye alınmaması gereken bu büyük bütçeli filmlerin yeni bir boyut kazanmasına yardımcı oluyor. İkincisi, Colin Trevorrow’un hikayesi zaten daha en başından finaline dair tüyoları vererek tüm sürprizlere karşı bizi korumaya alıyor. Fakat yarattığı her karakter seyirciyle iletişim kurabilme yetisine sahip. Ve son olarak üçüncüsü: Bryce Dallas Howard! Shyamalan kendisini hayatımıza soktuğundan beri büyük patlamasını yapsın diye bekliyorduk. Ki pek çok önemli yönetmenle çalışıp hatırı sayılır performanslar ortaya koydu. Ama Jurassic World’ün bu yeni frijit bireyine cuk oturmuş. Umarım gişede elde edilen her başarı, ona yeni kapıların açılmasına da yardımcı olur. [C+]

assassin
THE ASSASSINYönetmen: Hou Hsiao-Hsien | Oyuncular: Shu Qi, Chang Chen, Zhou Yun, Satoshi Tsumabuki, Ethan Juan, Hsieh Hsin-Ying, Ni Dahong, Yong Mei, Fang Yi-Sheu | Senaryo: Hou Hsiao-Hsien, Chu Tien-wen, Hsieh Hai-Meng ve Zhong Acheng | 105 dakika  | Aksiyon, Drama

Diğer eleştirmenler gibi cool olabilmeyi çok isterdim; ama ben bu şekil takıntılı dövüş sanatı filmlerinde çok sıkılıyorum. Cannes’dan ödülle dönen The Assassin için hayatımda gördüğüm en gösterişçi ve en kendini beğenmiş diyebilirim. Flight of the Red Balloon ile takdirimizi kazanan Hou Hsiao-Hsien doğduğu topraklara dönerek 7. yüzyılda geçen bir öyküyü anlatmış. Fakat tüm bu stilize yönetmenliğe, kullandığı renklerle gözlerimize bayram ettiren görüntü yönetimine rağmen The Assassin teknik başarısıyla bağı olmayan bir hikayeye yer veriyor. Gerçi filmi izlemeden evvel de benim beklentilerimin karşılanmayacağı apaçık ortadaydı. Hou Hsiao-Hsien, karakterlerle değil filmin hafızalarımıza kazımaya çalıştığı portrelerle bir ilişki kurmamızı emrediyor adeta. Lakin hikayeden olan beklentileri, entellektüel isteklerine her daim karşı koymuş bir izleyici olarak ben amaca ulaşmayı başaramadım. Daha ilk yarım saatine başlayan sarkmalar, birbirinden bağımsız diyaloglarla bezenmiş final arifesi ve Shu Qi’nin mimiksiz, tek nota üzerine yoğunlaşmış oyunculuğu. Whiplash’de dendiği gibi: Not my tempo. [C-]

TOMORROWLAND
TOMORROWLAND | Yönetmen: Brad Bird | Oyuncular: George Clooney, Hugh Laurie, Britt Robertson, Raffey Cassidy, Tim McGraw, Kathryn Hahn, Keegan Michael-Key, Chris Bauer, Thomas Robinson, Pierce Gagnon, Judy Greer, Matthew Maccaul, Garry Chalk | Senaryo: Damon Lindelof, Brad Bird ve Jeff Jensen | 130 dakika | Aksiyon Macera

The Incredibles ve Ratatouille sayesinde animasyonlarda ne kadar başarılı olduğunu kanıtlayan Brad Bird, Mission: Impossible – Ghost Protocol sonrası bir kez daha live action bir film için kamera arkasına geçmiş. Lost ve The Leftovers’ın arkasındaki büyük deha Damon Lindelof’un imzasını taşıyan senaryo bu yılın büyük ümitlerle gösterime giren aile filmlerinden biriydi. Anladığım kadarıyla filmin arkasındaki stüdyo (Disney), yeni bir Jumanji, yeni bir Hook yaratmaya çalışmış. Ama ortaya çıkan sonuç o kadar vasat ki Tomorrowland’i bu filmlerle aynı cümle içerisinde anmak bile hakaret sayılır. The Descendants ve Gravity gibi iki Oscar başarısı elde etmiş yapım sonrası önce The Monuments Men ile hayal kırıklığına uğrattı Clooney. Şimdi de bu deli saçması, senaryosunu Disney’in stajyerlerinin yazdığını düşündüğüm yapımla bir kez daha kariyerini lekeliyor. Life Unexpected adındaki CW dizisiyle ünlenen Britt Robertson ise Disney’in zorlama bir destek verdiği yeni yıldız adayımız. Ama ne gariptir ki benimle aynı yaşta olan Robertson yaklaşık 10 senedir 16 yaşındaki kız çocuklarını canlandırıyor. Filmdeki mantık hataları, Clooney’nin oynamak yerine sırıtmayı tercih ettiği sahneler ve Hugh Laurie’ye zorla giydirilen aptal kostümler üzerine bir gün sohbet etmemiz şart. Yalnız şimdilik bu felaketi unutmak üzere inzivaya çekileceğim. [D]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.