Truth

Truth

1
Yönetmen: James Vanderbilt | Oyuncular: Cate Blanchett, Robert Redford, Topher Grace, Dennis Quaid, Elisabeth Moss, Bruce Greenwood, David Lyons, John Benjamin Hickey, Stacy Keach, Dermot Mulroney | Senaryo: Mary Mapes (biyografi) ve James Vanderbilt (uyarlama) | 121 dakika | Drama, Biyografi

truthYavaş yavaş vizyon heyecan vermeye, Oscar yarışına 1-2 ay rötarlı olsa da yetişmeye başladı. The Martian, Spectre gibi büyük bütçeli filmlerden sonra Truth ile sezon içerisinde şansını arayacak daha minik projeler de yavaş yavaş sinema salonlarındaki yerini alıyor. Bu ay Secret in Their Eyes, Bridge of Spies ve By the Sea’yi arka arkaya izleyerek önümüzü biraz daha açacağız. Şimdi konuşacağımız film, yılın en büyük sürprizlerinden biri oldu. Evet, hem gişedeki hüsranı, hem de filmin doğruluğunu sorgulayan muhafazakar Amerikalılar, Truth’un Oscar şansını epey düşürmüş gibi gözüküyor. Fakat uğradığı festivallerde Cate Blanchett’in Carol’a ilaveten bu film için de kampanya yapıp yapmayacağı konuşuluyordu. Notes on a Scandal sonrası Avustralya’daki tiyatro çalışmaları ve özel hayatı sebebiyle sinemadaki kariyerini bir süreliğine askıya alan Blanchett, biliyorsunuz ki Blue Jasmine ile büyük bir geri dönüş yaptı. Yıllar yılı sorguladığımız “Hollywood’un yeni Meryl Streep’i kim olacak?” sorusuna sanırım artık net bir cevabımız var. Her türlü sinemaseveri tatmin edebilecek bir rol spektrumunda dolandığı için de hayran kitlesi giderek büyümekte. Ve bu yıl eğer ki iki filminden birisindeki performansı yardımcı kategoriye atılmış olsaydı, daha evvel de başardığı gibi aynı sene içerisinde iki Oscar adaylığı birden alabilirdi. Ama demin de belirttiğim gibi uğradığı cumhuriyetçi saldırısı filmin ödül yolunda belini doğrultmasına engel olacak. O yüzden sinemaya doğru yolunuzu alırken, sade ve sadece çağımızın en iyi aktrislerinden birinin yine harikalar çıkardığı bir performansını izleyeceğinizi bilin yeter.

Robert Redford, Cate Blanchett ve Bruce Greenwood
Robert Redford, Cate Blanchett ve Bruce Greenwood

Truth, CBS kanallarında uzun yıllardır ekrana gelmekte olan 60 Minutes programının 2004’te sahne olduğu bir skandalı konu alıyor. ABD televizyon tarihinin önemli yüzlerinden biri olarak kabul edilen Dan Rather ve programın yapımcılarından Mary Mapes, Başkan Bush’un askeriyede görev yaptığı süreçle ilgili yalanları ortaya çıkardıkları bir bölüm yapıp yayınlıyorlar. Fakat kıyamet araştırma sürecinde değil, bu bölüm ekrana geldikten sonra kopuyor. 60 Minutes tarafından ortaya atılan iddiaların doğruluğunu sorgulayanların sayısı artıkça kaos daha da büyüyor. Film de Bush’un göreve geldiği ikinci seçimden evvel gerçekleşmiş bu olayı eğrisi doğrusuyla ortaya koymayı hedefliyor.

Aynı kariyere Zodiac ve White House Down’ı sığdırmayı başarmış James Vanderbilt’in bizzat Mary Mapes tarafından yazılmış biyografiden uyarladığı Truth, eski Hollywood matematiğiyle çekilmiş ortalama bir film esasında. En duygulu anlarda sırtını müziğe dayamak, her önemli sahnenin sonuna akılda kalıcı zorlama bir replik eklemek doğasında var. Fakat buna rağmen Amerikalılar’ın bizden fersah fersah ileride olan gazetecileriyle ilgili oldukça müşkülpesent sayılabilecek bir problemi de açığa çıkarıyor. Filmin ikinci yarısında kendini aklamaya çalışan Mapes, haberini objektif bir bakış açısıyla ele aldığını söylemesine rağmen filmin tavrı oldukça farklı ve taraf tutmaya meyilli. Gerçi kahramanlaştırdığı insanların karşısında George W. Bush gibi bir adam, ABD tarihinin en başarısız başkanlarından biri var. Fakat Vanderbilt’in yazdığı senaryonun bütünüyle, içindeki elementler farklı yerlerde üretilip bir araya getirilmiş gibi duruyor.

Elisabeth Moss, Cate Blanchett, Topher Grace ve Dennis Quaid
Elisabeth Moss, Cate Blanchett, Topher Grace ve Dennis Quaid

Hollywood stüdyo sisteminde üretilmiş her filmde olduğu gibi Truth kendi mantık hatalarında boğuluyor olsa da tarihin çok da tozlu olmayan sayfalarından anlatılmaya değer bir hikayeyi ekrana taşıdığı için ilgiyi hak ediyor bana kalırsa. Tabi bunu görebilmek için ikiyüzlülüğünü bir kenara atmak şart. Dışarıdan bir göz olarak, özellikle söz konusu basın özgürlüğü olduğunda ABD’nin dünyanın geri kalanı için güzel bir örnek olduğunu düşünüyorum. Truth’da da muhtemelen bizim ülkemizde yapılsa, iki gün sonra o haberi yapan kanalın ateşe verilip sahiplerinin sürgüne gönderileceği bir mevzu var. Ve nasıl anlatıyor olursa olsun, bu tarz uygarlıklar aç olduğumuz için işin perde arkasını görmek beni mutlu ediyor. Aaron Sorkin’in ikinci sezonunda absürtleşen The Newsroom’unu sevmemin başlıca sebebi de bu sanırım.

Robert Redford
Robert Redford

Cate Blanchett için diyecek tek bir sözüm dahi yok. Indiana Jones haricinde tek bir kötü performansı yok filmografisinde. Truth, yine ne kadar çok yönlü bir oyuncu olduğunu kanıtlıyor. Üstelik fragmanda Blue Jasmine’deki gibi duygusal uçurumlara sürüklenip büyük öfke patlamaları yaşacağını düşündürten birkaç sahne vardı. Fakat Blanchett’in oyunu tek bir sahnede dahi abartıya kaçmıyor. Yapmacık replikler bile onun ağzından döküldüğünde cilalanıp formuna ulaşıyor. Robert Redford’un her daim kupkuru bir his yaratan oyunculuğu da Blanchett’le karşılaştığı her sahnede başarılı aktrisin daha da öne çıkmasına yardımcı oluyor denebilir. Lakin filmin diğer casting seçimleriyle alakalı ciddi problemlerim var. Elisabeth Moss gibi bir tanrıçaya sadece üç satır rol yazıp, duvar kağıdı olarak kullanmak büyük haksızlık. Topher Grace’in zorlama karakteri Truth’da ters giden her şeyin temsili gibi. Dennis Quaid’le birlikte aklınıza gelebilecek her türlü klişeyi yerine getirmekle görevliler. Filmi yönetmek haricinde aynı zamanda senaryoyu da kaleme alan Vanderbilt, Mary Mapes ve Dan Rather’a hakkını teslim ederken yan karakterlerden tek birini dahi düşünmemiş. Hatta Orta Çağ mantığıyla filmin ortasına bir çizgi çizerek bir tarafa iyileri, diğer tarafa kötüleri yerleştirmiş. Karanlıklar içerisinde de Bruce Greenwood, Dermot Mulroney gibi ünlü simalara rastlıyorsunuz. Ama hepsi de Küçük Besleme’deki Tomris Oğuzalp tadında.

Truth’u bu kadar kötüledikten sonra filme yüksek puan verdiğimi düşünmeniz mümkün. Fakat ben yine söyleyeyim, özgür gazetecilerin taklalar atarak en tepedeki insanlara dahi nanik yapabildiği her türlü öykü ilgimi çekiyor. Üstelik burada Cate Blanchett gibi bir diva da var. O yüzden sindiremediğim kısımlar için mide hapımı içip geri kalanın tadını çıkarmaya baktım.

truth


Truth İnceleyen tarih .
3.5

Benim notum

70%
70% B-
Cate Blanchett yeni Meryl Streep olmaya aday. Eğer adil bir evrende yaşıyor olsaydık bu sene iki filmiyle de aday olup, iki filmiyle de ödülü evine götürürdü. Onun haricinde sorunlu ve tahmin edilebilir bir film Truth. Ama ilginizi ayakta tutmayı başarabiliyor.

Kullanıcı Notu:

%
(0 oylar)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

3 Yorum

  1. Emre

    Blanchett’i Robin Hood’da da sevmemiştin diye hatırlıyorum sanki, “Başka kötü performansı yok” deyince şaşırdım 🙂 Bütün ödülleri alsın lütfen!

    Yanıt
    1. Umur

      Blanchett’den ziyade filmden nefret ettiğim için öyle söylemiş olabilirim 🙂 Şimdi geriye dönüp bakınca aklıma direkt Indiana Jones geliyor. Robin Hood’u hatırlamak istemiyorum.

      Yanıt

Bir Cevap Yazın