Takip et

Eleştiri

Bohemian Rhapsody

tarihinde yayınlandı.

Yönetmen: Bryan Singer | Oyuncular: Rami Malek, Lucy Boynton, Gwilym Lee, Ben Hardy, Joseph Mazzello, Aidan Gillen, Tom Hollander, Allen Leech, Mike Myers, Aaron McCusker, Meneka Das, Ace Bhatti, Priya Blackburn, Max Bennett, Dermot Murphy, Dickie Beau, Neil Fox-Roberts, Jack Roth, Philip Andrew, Michelle Duncan | Senaryo: Anthony McCarten (senaryo & öykü), Peter Morgan (öykü) | 134 dakika | Biyografi, Drama

Sokak başına iki diyetisyenin düştüğü, prostetik makyajın Instagram’ın keşfet sekmesinde vakit öldüren başlıklardan birine dönüştüğü, her ikonun hayatıyla ilgili detaylara tek tıkta ulaşabildiğimiz ve hatta videolarıyla da Youtube çukurunda kutsandığımız bir çağda hâlâ Bohemian Rhapsody gibi vizyonsuz filmlerin yapılıyor olması beni çok üzüyor. Okuması beş dakikada tamamlanan Wikipedia girdisi olarak bile bir değeri bulunmayan yapım, Queen’in efsanevi solisti Freddie Mercury’nin ilk gençlik çağlarını, grup üyeleriyle tanışmasını ve hemen ardından da eşcinsel olduğunu fark edince tüm kariyerinin tepe taklak olduğu uzun bir süreci anlatıyor. Kötü biyografi yazma konusunda ustalık mertebesine erişmiş Anthony McCarten’ın imzasını taşıyan filmin prodüksiyon sürecinde de hatırlarsanız Bryan Singer başrol Rami Malek ile kavga etmiş, seti terk etmiş, ardından da işinden alınmıştı. Harp sonrası bir enkazla karşılaşacağımızın farkındaydık kısacası. Fakat, sırtını salt Mercury’nin Live Aid’teki akıllarda yer edinmiş unutulmaz performansına dayayan, gerisini koyvermiş bir müsamere izlemeyi de beklemiyordum. Hadi, düşünen adam şapkamızı çıkaralım ve kenara koyalım. Diyelim ki film olanı anlattı ve Mercury’nin cinsel kimliğini kariyer zedeleyici, habis bir şey olarak resmetmedi, homofobik eylemlerde bulunmadı. Peki o çok sevilen ikonu tanımamaktaki ısrarı ne olacak? Sahnenin üzerindeki adama duyduğu ilginin yarısını sahne arkasındaki Freddie’ye layık görmüyor. Bu baştan savma, ahizeyle kimlik sorgulaması rutini de sırf bu yüzden zaten. O zaman tekstmiş, hikâyeymiş, bunların hepsini askıya alalım biz. Oturalım bir güzel, arşivlerden Queen konserleri çıkaralım. Yamayalım bunları birbirine, sonra da sen sağ ben selamet der önümüze bakarız. Hayır, şöhretin getirdiği o ışıltı ile Mercury’i incelemeye almasında bir sıkıntı yok. Fakat kariyerinin son safhasında AIDS teşhisi konmuş, önemli bir davanın poster çocuğuna dönüşmüş, kaldı ki müzikal anlamda da ardından gelenlere ilham kaynağı olma şerefine erişmiş tarihi bir karakter var burada. Onu bireyselliğinden ayırıp, sadece spot ışıklarıyla tetkik etmek anısına ve her şeyi bir kenara bıraktım, bugüne dair her şeye, herkese ihanet. Hatayı nerede arayacağımı, kimi suçlayacağımı inanın bilmiyorum. Ama sanırım en başa dönüp, Stephen Hawking ve Winston Churchill biyografileriyle on nesil öncesinin kahramanları için kalemini oynatmış birine Freddie Mercury’i teslim edenlere layık göreceğim ithamlarımı. Çünkü burada zamana yenik düşmüş bir kahraman yok. Sanatsal üretiminden bağımsız, dillere pelesenk olmuş hitlerden öte, güdümlü bir bırakıtla muhattabız. Anthony McCarten da bu mirasın teslim edileceği en son kişi. Unutmadan, Rami Malek performansını da konuşalım diyeceğim; ancak taklit ile oyunculuk arasındaki sınırların düpedüz hiçe sayıldığı bir maskaralığa şahitlik ettiğim için de çok dillendirmek istemiyorum. Tek numarası kapanışta. Onu da gözlerim kapalı, iyi bir ses sisteminin bulunduğu herhangi bir salonda izlesem aynı etkiyi gösterebilirdi zaten. Malek’in hakim olmakta zorlandığı implantları görmesem de olur.
Fesat Mukayese: Gülizar > Bohemian Rhapsody

Devamını oku
8 Comments

8 Comments

  1. Sinema Eleştirmeni

    20 Kasım 2018 at 17:45

    Bu zamana kadar bu sitede çok fazla kötü yorum okudum, bu okuduklarımın arasında en kötüsüydü.

    • Umur

      20 Kasım 2018 at 17:49

      Ne güzel <3 Umarım sizi şaşırtmaya devam edebilirim. Böyle tepkiler alınca doğru yolda olduğumu anlıyorum çünkü.

  2. Su

    20 Kasım 2018 at 23:48

    Genel olarak, bende bıraktığınız intiba popüler olan filmlere bir nefret duyduğunuz yönünde. Maalesef bu ön yargınızın yorum yaparken sizi ele geçirdiğini düşünüyorum. Taklitle oyunculuk birbirine karıştırılmamalı diyorsunuz fakat her oyunculuk zaten bir taklit değil midir? Her oyuncu yönetmenin ya da senaristin aklındaki karakteri taklit eder, zaten yeni bir kişiliğe bürünmesinin sebebi de budur, o karakterin birilerinin zihninde var olmasıdır. Eminim Freddie Mercury tanıdığınız biri olmasaydı vay be ne oyunculuk var derdiniz. Rami Malek’in implantları ağzında durmakta zorlanıyordu demişsiniz ama Freddie Mercury’nin de dişleri ağzında durmakta zorlanıyordu? Değerlendirmenizde haklı bulduğum çok yer olsa da (senaryo ve yönetmen konusunda) ve Bohemian Rhapsody benim için de bir hayal kırıklığı olmasına rağmen değerlendirmenize F veriyorum. Yok yere oluşan nefretinizin önümüzdeki filmlerde gözünüzü karatmaması dileğiyle…

    • Umur

      20 Kasım 2018 at 23:57

      Ehi. Sitenin adı Oscar Boy yahu, ne popüler filmlerden nefret etmesi? Bu arada… Hayır, oyunculuk ile taklit aynı şey değil. Ama hiç tartışmayacağım. Çünkü ya koyu bir Queen hayranısınız, ya da Rami Malek. O yüzden beni F verdiğiniz “pan”imle yalnız bırakmanızı istiyorum. Kafamdan implant aktörlüğünü atmak için zamana ihtiyacım var. Lütfen. Biraz insanların özeline saygı olsun! LÜTFEN!

  3. Cheers

    25 Kasım 2018 at 14:06

    Umur’un umrunda değil.

  4. Cecunn

    22 Aralık 2018 at 20:01

    Bu siteyi çok seviyorum yalnız bir Atilla Dorsay keyfi alamıyorum. Belki bu fevrilik azalır. Sonuçta bütün filmlerde bir emek söz konusu. Milyon dolarlık proje yapan hikaye anlatıcılarını bir kaç klavye tuşuyla yerden yere vurmak pek mantıklı değil. Heleki sevmeyeni kadar seveni olan bir proje için ve sinema filmlerini kriterlerle değil hisleriyle yorumlayanlar için. Bir kaç defa “artık bu siteye girmeyeceğim bu nasıl eleştiri böyle” dediğimi hatırlıyorum ama bir tarzının olduğu da kesin, öyle olmasa yine göz atmak için uğramazdım sanırım. Ama benden de bir eleştiri; biraz daha az sivri harfler seçersen en azından “kırıcı” olmazsın..

  5. Adalet Sevin

    22 Ocak 2019 at 17:49

    Filmi son konser sahnesi hariç, izlemekta sıkıntı yaşadım. Ah o dişler. Düşecek mi korkusu tüm dikkatimi dağıttı. Bir deha izlemekte olduğumu hep unuttum. Tüm gücümle Viggo veya Bradley diyorum. Ayrıca eleştirilere katılmıyorsanız, okumazsınız geçersiniz diyorum. Sevgiler

  6. Serhan

    30 Ocak 2019 at 01:56

    Genel anlamda bazı filmlerde çok büyük fikir ayrılıklarına düşsek ve eleştiri yazılarını çok sivri bulsam da bu film için seninle hemfikirim. Eklemek istediğim birşey daha var. Freddy Mercury, dünyanın geneli için yakışıklı tanımından uzak olsa da, sahne duruşu ve kendine has tarzı ile kesinlikle çekici bir figürdü. Rami Malek’in aşırı makyajlı ve implant lı hali düpedüz çirkin (özellikle gençlik yıllarını canlandırdığı kısımdaki saç kesimi hiç olmamış), çok fazla minyon ve sahneyi doldurmaktan çok çok uzak. Hatta birçok sahnede sahne arkadaşlarına göre o kadar itici ve çirkin kalıyor ki, gerçeğin çok uzağında bir yansıtma bu. Çünkü Mercury herhangi bir kaydında sahne arkadaşlarından çok daha çekici ve inanılmaz karizmatik bir figür. Sadece bu detay için bile Rami Malek seçimi çok çok yanlış olmuş…
    Film ile ilgili noktası virgülüne katılıyorum. Wembley performansı zaten hd kalitesinde her video platformunda mevcut iken, bunu kopyala yapıştır mantığı ile çekip bunun öncesi hiçbir yönü olmayan bir hikaye anlatmak…Beni asıl endişelendiren filmin imdb puanı 8,2 gibi çok yüksek. Tamam eski imdb kalitesini aramıyorum ama el insaf yeni nesil kullanıcıların zevkleri bu kadar mı kötüleşir…

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin