I’m Thinking of Ending Things

I’m Thinking of Ending Things

Yönetmen: Charlie Kaufman | Oyuncular: Jesse Plemons, Jessie Buckley, Toni Collette, David Thewlis | Senaryo: Charlie Kaufman (uyarlama), Iain Reid (roman) | 134 dakika | Drama, Gerilim

Yepyeni bir Charlie Kaufman filmi izlemek hayatta insana kaç kere nasip oluyor ki diyerek tarafından uyarlanacağı açıklandığı anda elime alıp romanını okumuştum I’m Thinking of Ending Things’in. Iain Reid’in huzursuzluk çıkartan dilinin tesirinden uzunca bir süre çıkamamam, Kaufman’ın ellerinde bu materyal nasıl külte dönüşür hayalleriyle uykusuz geceler geçirmemin üzerine filmi Eylül’de Netflix kitaplığına geldiği gibi tüketip üstüne konuşmak için üç ay beklemiş olmamın altındaki sebebi fazlasıyla merak ediyorum bu yüzden. Belki fazlasıyla serbest bir adaptasyon olmasına, her izleyicinin farklı okumalar yapmasına yol açan kuralsızlığına hazırlıksız yakalanmışımdır, bilmiyorum. Anomalisa ile kapsül hayat dersi veren usta anlatıcımız bu sefer ana arterleri takip etmeye yeltenmemiş çünkü. Bu düpedüz delilik hâlinin anlaşılmamak için verdiği kasıtlı savaşın içerisinde toksik partnerlerin kadını kimliksizleştirmesi, aile içi çatışmaların travmatik bedelleri, sanatçının yaratma gücü sebebiyle edindiği tarifi imkansız ego, korku türünün temel ögelerini tersinden kullanarak janrı renklendiren bir egzersiz ve tüm bunların üstüne hiçbir sorunuza cevap vermeyen, hatta buna tenezzül bile etmeyen bir tavır var. Dolayısıyla elimde birbiriyle mevcut bağı dokunsam kopacak iki sanat ürünü varmış gibi hissediyorum. Reid’in bir ilişkide kapana kısılmayı, alternatifsizliği en nihayetinde şizofreni hastası olduğumuz ana karakterine bağlayarak açtığı kitap, Kaufman için karakterlerin isimlerini alıp, birkaç esas mizansen haricinde rötarına çok da girmeyen uzak bir hülya olmuş. Peki bu filmi değersiz mi kılıyor? Hayır elbette. Ama beklenti ekonomisinin kurbanı olan muhattabını zor durumda bırakıyor, orası kesin. Bu sebeple aralarındaki ilişkiden bağımsız bir değerlendirmeye almak elzem. Burada somut ilkeleri bulunmayan bir gerçekliğe giriş yaptığımızı kabul etmek gerekiyor önce. Kaufman’ın nerede, ne zaman, nasıl varlık gösterildiğine itaat etme derdi yok. Kamera açı değiştirdiği her anda başka bir boyuta ışınlıyor seyircisini. Başta rastgele bir anlatım tercihi gibi gözüken çılgınlığına neyse ki filmin ilerleyen safhalarındaki sanrılarıyla anlam kazandırıyor. Mesele de, benim baktığım yerden, insan evladının doğada duygusal zekaya sahip tek canlı olmasına geliyor aslında. Zihnin zaman tüneline girmesi hâlinde fitili ateşlenen mukayeseler, pişmanlıklar, koşullar değiştirilerek yeniden yazılan senaryoların toplu bir ağıtı I’m Thinking of Ending Things. Uyuya kalmadan evvel düşlenen hayatların, gözlerimize ağırlık çökünce yarıda kalması gibi Kaufman da o tamamlanmamışlık hissini her yere monte ediyor sanki. Olay, zihninde gerçeğine yer bırakmayan biri olmanın sizin için ne ifade ettiğinde bitiyor. Bütün bunları ulaşılabilir bir yöntemle yapmadığı doğru. Bir tiyatro sahnesinde canı okunabilecek metine hak ettiği muameleyi gösteren oyuncuları için komforsuzluk içerisinde bir komfor alanı bulmaya çalışması haricinde kendisinden başka hiç kimseyi düşünmemiş zaten, ki bunu da sakınmıyor. Dolayısıyla herkesi açık büfesinden tabağına sığdırabildikleri kadarıyla evlerine uğurlamasına şaşırmıyorum. Bir filmini de hep birlikte kucaklamamış olalım canım, ne var yani?

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

Bir Cevap Yazın