2021’in En İyi 50 Filmi

2021’in En İyi 50 Filmi

Yılın en iyi 50 filmini seçmek de önemli Oscar Boy geleneklerinden birine dönüştü artık. Bu sene biçimle biraz daha oynayarak, yine görevimi yerine getirmek ve 2021 sinema yılını artık tamamen kapatmak üzere karşınızdayım. Sadece uzun metrajlıların yer aldığı ve bu yıl izlediğim her şeyi 50’de sınırlı kalmadan sıraladığım Letterboxd listeme ve 2021 notlarıma göz atmayı da ihmal etmeyin diyerek sadede geliyorum…


#50
Coded: The Hidden Love of J.C. Leyendecker
Ryan White

Ne yaptı? Oscar’ın kısa belgesel kategorisinde 15 finalist arasına kalmayı başardı.

Ne demişim? Yazılmamış queer tarihimizin bir başka sayfası Coded: The Hidden Love of J.C. Leyendecker. İllüstrasyonlarıyla sadece kendi zamanına değil, ondan sonrakilere de yön vermiş ve ilham kaynağı olmuş bir sanatçının kapalı kapılar ardında yaşamak zorunda kaldıklarıyla yine klanımızdan biri için ağıt yakıyoruz.

Benzeşi Tab Hunter: Confidential (2015)


#49
Topside
Logan George, Celine Held

Ne yaptı? Pandemi koşulları altında yapılan Venedik’te gösterildiğinden seyircisini bulamadı ama South by Southwest’te jüriden yönetmen ödülü almayı başardı.

Ne demişim? Ustalık eserlerini çıkarmak üzere biraz daha egzersiz yapması gereken iki yönetmeninin belli ki önü açık. Bağımsız sinema kanadındaki ödüllerde adını duyduğumuz ve duyacağımız yaratıcılarının tarafsız olma gayreti, hak edilen finali ararken sadece New York’un sesini dinlemeye kendilerini bırakmaları da cabası. Yakalayabilirseniz kaçırmayın derim.

Benzeşi Beasts of the Southern Wild (2012)


#48
No Sudden Move
Steven Soderbergh

Ne yaptı? Ağrısız, sızısız, ödülsüz geçirdi sezonu. Tribeca’da gösterildiği gibi HBO Max ile dijitale uğradı.

Ne demişim? Bilhassa ilk yarısında çok da büyük bir ölüm kalım savaşına ihtiyaç duymadan öyle gerilimli bir atmosfer yaratıyor ki çıkan tansiyonun tesirine kapılmamak neredeyse imkansız. Formdan düşmüş Soderbergh için büyük bir adım. Bu hâllerini özlemişiz.

Benzeşi Ronin (1998)


#47
Pig
Michael Sarnoski

Ne yaptı? Seyirciyle direkt vizyonda buluşan Pig’e en büyük destek eleştirmenlerden geldi ve hem yönetmeni Sarnaski, hem de başrolde yer alan Nicolas Cage ödüllere boğuldu.

Ne demişim? Bu sıradışı intikam öyküsünde en çok değer verdiklerimizi yitirdikten sonra olabilecek en sıra dışı senaryolardan biriyle bir garip acının nabzını tutuyoruz. Biçimi hikâyesinden daha ilgi çekici, ona şüphe yok.

Benzeşi John Wick (2014)


#46
After Love
Aleem Khan

Ne yaptı? BIFA’yı silip süpürdü. Birleşik Krallık’ta dağıtılan bütün kadın oyuncu ödüllerine de aday ediliyor Joanna Scanlan.

Ne demişim? Hikâyenin geçtiği yer sebebiyle biraz mevcuttaki göçmen politikalarından sebep daha net görülen kültür farklılıklarını nefret yerine anlamaya çalışarak doldurmuş After Love. Burada konunun coğrafya, dil, din ve bundan öte kimlik üzerinden de bir yorumlaması var. Bunu çok mu yeni bir yerden yapıyor? Hayır. Ama benimsediği melodram ahlakının bir zararını görüyor muyuz? E yine hayır. Böylesi kâfi yani.

Benzeşi Mrs. Wilson (2018)


#45
Rûrangi
Max Currie

Ne yaptı? Mevcuttaki bütün LGBTİ+ film festivallerini gezerek boy göstermeye devam ediyor.

Ne demişim? Max Currie’nin bir dizi iken sinema projesine dönen Rurangi isimli filmi, trans deneyiminin çok ama çok mühim, daha önce ziyaret edilmemiş bir parçasını, üstelik tamamen de trans öznesinin perspektifinden anlatıyor. Umutluyum; çünkü nihayet bu hikâyeler sahipleri tarafından dillendiriliyor. 

Benzeşi Trans erkek reprezentasyonun eksikliği hakkında bilgilenmek için Disclosure (2020)


#44
Nowhere Special
Uberto Pasolini

Ne yaptı? Venedik’in Horizons bölümünde prömiyerini yaptıktan sonra BIFA’dan da En İyi Erkek Oyuncu adaylığı kopardı.

Ne demişim? Başroldeki James Norton’ın devleşen performansıyla seyircisinin boğazındaki düğümün asla yok olmasına izin vermeyen ve büyük dramatik anlara ev sahipliği yapmak yerine konulmazın acısını hissettirerek yol haritasını çizen bir film bu. Çocuk oyuncusunun sanki senaryoda ne yazıldığını bilmiyormuş ve sadece etrafındakilere dikkat kesiliyormuş hissi yaratan varlığıyla da bir belgesel kıvamında ilerliyor.

Benzeşi Babam ve Oğlum (2005)


#43
Lunana: A Yak in the Classroom
Pawo Choyning Dorji

Ne yaptı? Gittiği festivallerde seyircinin kalbini çalan Lunana, geçtiğimiz yıl Butan adına Oscar’a başvurmuş ama resmî bir seçici kurulları bulunmadığından diskalifiye edilmişti. Bu yıl işi ciddiye alıp aynı filmle tekrar başvurdular ve Lunana ilk 15’e kaldı.

Ne demişim? Sinemaya giriş dersinden miras anlatı teknikleriyle aslında zayıf bir film Lunana. Ancak niye güzel ülkemize ve kültürümüze sırtımızı dönüyorsunuz pazarlamasının finalinde potansiyelini harcamayı tercih edip milliyetçi bir yere kırmadığı için direksiyonu mutluyum. Butan’ın hem geçmişine bağlı, hem de bu bağlılıktan dolayı huzursuz kesimini olabildiğince tarafsız bir biçimde anlamaya gayret gösteriyor.

Benzeşi The Chorus (2004)


#42
Dying to Divorce
Chloe Fairweather

Ne yaptı? Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nu konu alan belgesel, Birleşik Kralık’ı temsilen Oscar’a gönderildi.

Ne demişim? Türkiye’yi bu kadar iyi tanıyan bir belgeseli Birleşik Krallık’tan birinin çekmiş olması ve onlar adına yarışması ne kadar manidar. Hele ki Semih Kaplanoğlu’ndan vazgeçmeyen Oscar kurulumuzu düşününce…

Benzeşi Herself (2020)


#41
Red Rocket
Sean Baker

Ne yaptı? Cannes’daki prömiyerinden ödülsüz döndü fakat bütün bağımsız sinema ödüllerine aday edildi. 

Ne demişim? Reşit olmayan Raylee ile mayınlı bölgede yürümeye ant içmiş Baker, Starlet’te de yer verdiği bir arketipi takip ederek keşif alanını büyütmekten başka bir şey yapmıyor aslında. Amerika kırsalından hep kurtulmaya, hep her şeyin kusursuz olacağına duyulan saf inançla, mizahını da eksik etmeden hem seyircisinin hem de perdedekilerin kalbini kırıyor.

Benzeşi Five Easy Pieces (1970)


#40
The Matrix Resurrections
Lana Wachowski

Ne yaptı? Erkekleri ve seriyi okumaktan aciz hayranları delirtti. Hatta yaptığı okumayla nefret edeni aptal konumuna düşürdü bile denilebilir.

Ne demişim? The Matrix’in ikili evrenleri reddeden kimliği üstüne bu kadar çok şey okumuş, filmi farklı perspektiflerden pek çok kez tüketmiş olmamıza rağmen bir geriye dönüş beklememiz ve kendi yarattığı kurallara uyum göstermesini istememiz büyük bir delilikmiş, bunu The Matrix Resurrections’ı izledikten sonra daha iyi anladım. Eğer ortada bir felsefe varsa – ki bu felsefe de sayılı seçenekten oluşan her şeyin varlığını reddetmek gibi oldukça temel ve basit bir cümleden ibaret aslında – uzunca bir süredir uykuda olan franchise’ın dördüncü ayağı buradan türetilmiş bir üretme ihtiyacından besleniyor.

Benzeşi Predestination (2014)


#39
The First Wave
Matthew Heineman

Ne yaptı? Kovidle ilgili anılarımızı hatırlatıp canımızı okudu ve Oscar’ın belgesel kategorisinde ilk 15’e kaldı.

Ne demişim? Salgını New York’ta ilk dalga üzerinde inceleyen The First Waves, işin politik ayağıyla bir hayli ilgili. Seyircisini ağlatarak helak ederken dümdüz voyeurism sayesinde bir ilişki kurmayı başarıyor. Pandeminin ilk aşamadaki travmatik etkileri hakkında şimdiye kadar yapılmış en iyi ve en değerli belgesellerden dersem abartmış olmam sanırım.

Benzeşi 76 Days (2020)


#38
Zuhal
Nazlı Elif Durlu

Ne yaptı? 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Nihal Yalçın’a En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandırıp sosyal medyanın gündemine oturdu.

Ne demişim? Kadınların hikâyelerinin kadınlar tarafından anlatıldığında nasıl sonuçlar doğurduğunu bir kez daha görmek açısından da ehemmiyetli bir yapım Zuhal. Türkiye Sineması’nda da cinsiyet beyanı belirtmeden bu sohbetleri yapabildiğimiz günlere gelmeyi çok istiyorum. Nazlı Elif Durlu gibi vizyon sahibi anlatıcılar, üretmeye ve hikâyelerini paylaşmaya devam ettikçe de hedefe düşündüğümüzden daha hızlı yaklaşacağız gibi.

Benzeşi Take Shelter (2011)


#37
Ascension
Jessica Kingdon

Ne yaptı? Henüz büyük bir ödül almamış olsa da PGA, DGA, Cinema Eye gibi pek çok önemli kurumun listelerinde yer almakta Ascension.

Ne demişim? Benzer bir doyumsuzluğun altında ezilmeye devam eden bütün coğrafyalarda karşılığını bulacak bir belgesel Ascension. Arza çalışırken kendinden olanın neyi talep ettiğini unutan sağırlığın temsili. Tanıdık o kadar çok şey var ki, yarınlar hiç olmadığı kadar yakın diye düşündürtüyor.

Benzeşi Koyaanisqatsi (1982)


#36
İki Şafak Arasında
Selman Nacar

Ne yaptı? 758. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalları haricinde Jüri Özel Ödülü’nü de aldı. Şu an MUBI’de seyirciyle buluşmakta.

Ne demişim? Uzun soluklu tek planların filmi İki Şafak Arasında, kötü niyetli bir yerden yansıtılmaya çok müsait bir çatışmadan alnının akıyla çıkmayı başarıyor hiç kuşkusuz. Evet, biraz aşinalık var bu sudan çıkmış zengin evin balığı öyküsünde. Ancak son çeyreğe kadar koruduğu ritminin, Türkiye Sineması’nda (en azından benim şahitlik ettiğim kısmında) ender rastlanan bir hâkimiyet ile yönetildiği kesin.

Benzeşi Çatlak (2020)


#35
Great Freedom
Sebastian Meisse

Ne yaptı? Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü’nde Jüri Ödülü’nü aldı. Avusturya adına Oscar’ı uluslararası film dalında ilk 15’e girdi. Avrupa Film Ödülleri’nde de görüntü yönetimi ve müzikleri ödüllendirildi.

Ne demişim? İçerisinde kadın bulundurmamasına rağmen yılın iyi sayılabilecek yapımları arasına adını yazdıran Great Freedom için çarklar bir sevdanın filizlenmesiyle de dönmüyor esasında. Zaten düşülen tatsız ve kabul edilemez durumun getirdiği psikolojiyle hayatta kalmayı önceliklendiriyor Hans. Nefretin kol gezdiği toksik bir ortamda ateşler içinde yanmasını buyuran İncil’in sayfalarını koparıp tütününe kağıt diye sararken belli belirsiz bir isyan bayrağı çekiliyor.

Benzeşi Kiss of the Spider Woman (1985)


#34
Beast
Hugo Covarrubias

Ne yaptı? Oscar’ın kısa animasyon kategorisinde ilk 15’e giren Beast (Bestia), Annie adayları arasında da yerini aldı. 

Ne demişim? Biçim olarak pek yenilikçi sayılabilecek Beast’in esas büyüsü, Şili ve DINA’nın yetmişlerdeki tarihini okuduktan sonra gerçekleşiyor. Kan dondurucu bir yaşanmışlığı animasyon stilinde görüyor olmak da tarifi imkânsız bir tezat yaşıyor. Bu yıl etkisinden kurtulmakta güçlük çektiğim filmler arasına adını altın harflerle yazdırdı.

Benzeşi The Reader (2008)


#33
The Rescue
Elizabeth Chai Vasarhelyi, Jimmy Chin

Ne yaptı? Oscar’ın belgesel dalındaki 15 finalist arasında yerini alan The Rescue, Cinema Eye’da Seyirci Ödülü’yle taçlandırıldı.

Ne demişim? Kuzey Tayland’ta su basmış bir mağarada günlerce mahsur kalan ve dünyanın gündemine oturmuş futbol takımının yaşadıklarını anbean anlatıyor The Rescue. Klasik belgesellerden anlatım teknikleri açısından pek bir farkı yok. Fakat doğa karşısında, bütün yüksek teknolojiler elimizdeyken bile mevcut çaresizliğimizle ilgili daha sert bir şey yaşanmadı sanıyorum. Dolayısıyla The Rescue bütün puanları, eşsiz bir vaka olması sayesinde topluyor.

Benzeşi Blackfish (2013)


#32
Luca
Enrico Casarosa

Ne yaptı? Pixar’ın ödüle doyamayan filmlerinden biri oldu denemez ama neredeyse her yere aday edildi. Oscar beşlisine gireceği de kesin gibi.

Ne demişim? Luca‘yı, stüdyonun LGBTİ+ bayrağının altına girmek konusundaki sebepsiz çekincelerine karşın, her türlü okumaya açık metni üzerinden omuzlarda taşımaktan alıkoyamadım ben kendimi. Nitekim finalinde sınıfın, kültürün, hayallerin büyüklüğünün de devreye girdiği, çocukluğun masumluğundan sebep farklılıkları daha net bir şekilde görmemize yardımcı olan bir manzara var.

Benzeşi Call Me by Your Name (2017)


#31
Fabian: Going to the Dogs
Dominik Graf

Ne yaptı? 71. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yarışmış olsa da Alman Film Ödülleri haricinde pek ilgi görmedi Graf’ın Erich Kästner uyarlaması.

Ne demişim? Kaostan beslenen Fabian, zamansız bir bok yoluna saplanmamak için mücadele verirken hem sanatın bütün kollarından, hem de Weimar Almanya’sının öğrendikçe şaşırmaktan bıkmadığımız detaylarından güç alarak benzersiz bir sinema deneyimi yaşatıyor. Ne gerçek ne hayal, ne dün ne bugün, ne vicdan ne umut… Kuralsız bir aşk masalı işte. Ama bir taraftan da “masal” tanımlamasını hak etmeyecek kadar katran karası.

Benzeşi Transit (2018)


#30
I’m Your Man
Maria Schrader

Ne yaptı? Berlin’den Amerikan bir dağıtım şirketiyle el sıkışıp döndü ve Oscar’ın uluslararası film dalında Almanya adına ilk 15’e kaldı. 

Ne demişim? Kadınların el atmasıyla birlikte tarihi baştan yazılan romantik komedi türünün en çağdaş örneklerinden biri I’m Your Man. Marifeti düşündürmekten çok eğlendirmesinde. Yoksa bu yapay sevdalara açlık duyacak kadar yalnızlaştığımızın hepimiz farkındayız zaten.

Benzeşi Robot & Frank (2013)


#29
Ninjababy
Yngvild Sve Flikke

Ne yaptı? Avrupa Film Ödülleri’nde En İyi Komedi seçildi. 71. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde ise Generation 14plus bölümünün Özel Mansiyon ödülünü aldı.

Ne demişim? Tıkır tıkır işleyen komedisiyle, animasyonu kurgusuna pek güzel yedirmiş, başrolündeki Kristine Thorp’un da döktürdüğü müthiş bir keşif Ninjababy. The Lost Daughter’la aynı yıla denk gelmiş olması da pek manidar. Ama bu savaşta tuttuğumuz taraf pek açık.

Benzeşi Obvious Child (2014)


#28
Raya and the Last Dragon
Don Hall, Carlos López Estrada

Ne yaptı? On dalda Annie adayı olan yapım, Altın Küre listesine de girmeyi başarmıştı. Sırada Oscar var. Geliyor bir adaylık…

Ne demişim? Ailenin sadece kandaşlardan ibaret olmadığına işaret eden, mevcut kadın karakterlerini başka bir erkeğin küheylanlığı altında ezmeyen ve hepsinden önemlisi yarattığı/örnek aldığı kültürü bir süs gibi kullanmayıp özenli davranan film, Disney adına farklı bir yere konuşlanmış demek mümkün. 

Benzeşi Avatar: The Last Airbender (2005)


#27
The Girl and the Spider
Ramon & Silvan Zürcher

Ne yaptı? 71. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Encounters – En İyi Yönetmen ve FIPRESCI Ödülü’nü aldı. Ayrıca Cahiers du Cinéma’nın yıl sonu listesinde ilk 10’a girdi.

Ne demişim? Kendi sinema dilini yaratan anlatıcılar arasında mutlaka adları anılması gereken Zürcher Kardeşler, The Girl and the Spider isimli yeni filmleriyle taşınma eylemi üzerinden yirmili yaşların ikinci yarısına denk düşen bir arayışın ortasından bildiriyor. Bir devri kapatmak zorunda kalmamış, yetişkinliğin hâlâ uzak gelecekte soyut bir devir olduğunu düşünen ve tabana kuvvet mutlak sondan kaçan herkesin bir şeyler bulması mümkün filmde.

Benzeşi Undine (2020)


#26
Drive My Car
Ryusuke Hamaguchi

Ne yaptı? Cannes’da aldığı En İyi Senaryo ödülünün üstüne Altın Küre ve Los Angeles ile New York eleştirmenlerinden gelen En İyi Film zaferlerini ekledi.

Ne demişim? Ödül sezonunda da büyük ilgi gören yapım, uzun uzadıya, nefes alıp vermek ve her şeye rağmen devam etmeye, yaşamaya dair güç bulma çabasını kovalayan bir egzersiz. Bütün efsunu da maskeli biten finaliyle bugünle ilişkilenebilecek zamansızlığında. Gövde gösterilerinin daha az olduğu bir kurguyla izlemeyi isterdim notumu düşeyim ama.

Benzeşi Kış Uykusu (2014)


#25
The Worst Person in the World
Joachim Trier

Ne yaptı? Cannes’da Renate Reinsve’nin performansı ödüllendirildi. Şimdi de Oscar’da Norveç adına şansını deniyor. Her şeyden önemlisi, Türkiye’de yılın en çok konuşulan yabancı filmlerinden biri oldu.

Ne demişim? Yirmilerin sonundan otuzların başlarına kadar uzanan, bir arayışın peşinde o kendi gölgende kaybolma hâlini, Renate Reinsve’nin muazzam performansıyla birlikte çok güzel çizdiğine şüphe yok Trier’in. Kadim dostu Eskil Vogt’la yazdığı küçük hikâyeler eşliğinde bulunduğunuz coğrafya fark etmeksizin bildiğiniz mücadeleleri, ismiyle cismiyle oynayarak sahneye koyuyor.

Benzeşi Frances Ha (2012)


#24
Mass
Fran Kranz

Ne yaptı? Ann Dowd başta olmak üzere filmin kastı yerel eleştirmen grupları tarafından sayısız ödüle aday edildi.

Ne demişim? “Kötülük doğuştan mıdır?” sorusunun haricinde bir arayış da var Mass’te. Ölümden sonraki hayatla ilgili, sormaktan çekindiğimiz, en sevdiklerimizi kaybettiğimizde üstümüze çöken matemle nasıl yaşanabileceğinin cevabıyla ilgileniyor Kranz. Alıştırılmamış yitişlerin ardında kalanların öfkesiyle hüznünü de çok iyi anlıyor bana kalırsa. 

Benzeşi Rabbit Hole (2010)


#23
Colors of Tobi
Alexa Bakony

Ne yaptı? LGBTİ+ festivallerini gezen Colors of Tobi, Selanik’te En İyi Belgesel seçildi.

Ne demişim? Belgeselin güzelliği esasında genç yaşında kim olduğuna dair net bir fikri olan Tobi’yi mental anlamda hem onu hem de desteğiyle kalbimi eriten annesini zorlayan bu inişli çıkışlı dönemde gözlemleyebilmek için yola çıkılmış olması. Ancak Tobi öyle bir farkındalıkla kırıyor ki mevcut anlatıyı, disfori tünelinin gün ışığı gördüğü ucunda aidiyet duygusunu çok daha fazla hissettiği non-binary başlığıyla buluşup aslında onu da korkutan yepyeni bir sayfayı açarak o ana kadar izlediğimiz her şeyi rafa kaldırıyor.

Benzeşi RuPaul’s Drag Race UK – Season 2 (2021)


#22
Petrov’s Flu
Kirill Serebrennikov

Ne yaptı? Cannes’dan yolu geçen Petrov’s Flu festivalde yalnızca görüntü yönetimi başarılı yapımlara verilen Vulcan Ödülü’nü alabildi.

Ne demişim? Serebrennikov, Alexey Salnikov’un romanından yardım alarak mazinin küratörlüğünü yapıyor. Hem birey olarak muhteva ettiği, hem de topluma mal olmuş bir öfkenin tablosu bu. Diktatörlüğü tatmış her kalabalığın, olaylardan bağımsız, tanıdık bulacağı diğer yarısıyla iletişim kurunca içine girmek kolaylaşıyor.

Benzeşi Russian Ark (2002)


#21
Boiling Point
Philip Barantini

Ne yaptı? 11 dalda BIFA’ya aday edilip bunlardan dördünü (yardımcı kadın oyuncu, görüntü yönetimi, ses, kasting) kazandı.

Ne demişim? Bilinmedik öykülerle kimseyi oyalama niyetinde değil Boiling Point. Aksine hırsın, rekabetin olduğu bütün acımasız sektörlerden aşinalık edindiklerimizin bir özetini çıkarıyor. Minimum maaş, maksimum eforla çalışmış/çalışan herkesi tetikleyecek kadar da tehditkâr hatta. 

Benzeşi Locke (2013)


#20
Navozande, the Musician
Reza Riahi

Ne yaptı? Oscar’ın kısa animasyon finalistleri arasında kendine yer bulan yapım, Tribeca’da da En İyi Kısa Animasyon ödülünü aldı.

Ne demişim? Bazen tanıdık bir şeyler duymaya ihtiyaç duyarız ya, Navozande’nin ezgileri de öyle bir anımda yakaladı beni. Elli yıl sevdasını kalbine gömmüş, yaşadığı acıyla bir şekilde ayakta durmuş, zalimin vicdanına hapsolmuş bir kadının öyküsü bu. Binlercesi bambaşka coğrafyalarda, gözünü kan bürümüş katiller tarafından yaşatılmış kayıpların da matemi ayrıca. Ama nasıl nahif, nasıl yaralayıcı…

Benzeşi Invisible Life (2019)


#19
Compartment No. 6
Juho Kuosmanen

Ne yaptı? 74. Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü Asghar Farhadi’nin A Hero’suyla paylaştı.

Ne demişim? Geçmişini bilmeden geleceğe giden yolun inşa edilemeyeceğini düşünen ana karakterinin yordamıyla koşulsuz şartsız anlayışın dinlemekle var olabileceğini ima eden, bir olaylar zincirinden çok tek bir durumu, insana dair ve insandan ötürü bir hikâyeyi sahneleniyor Kuosmanen. Doksanlara duyduğu aşkla soğuğu iliklerimize işleyerek hem de.

Benzeşi Before Sunrise (1995)


#18
Unclenching the Fists
Kira Kovalenko

Ne yaptı? Uluslararası film kategorisinde Rusya’yı temsil eden Unclenching the Fists, ilk 15’e kalamadı ama Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünden büyük ödülle ayrıldı.

Ne demişim? Kovalenko, özel bir tercih yaparak Beslan’ı sadece ima eden ve terörizme dahil edilebilecek olayların nihayetinde ortaya çıkmış toplumsal travmaları eşitleyerek, isim atamadan ele almış. BDeneyimi de değersizleştirmeden, talihsiz bir biçimde parçası olmuş karakterinin bunun üzerinden tanımlanmak istememesiyle yapıyor bütün manevralarını. Hem hikâye anlatmında, hem oyunculuk tercihlerinde mevcut olan ekonomikliğiyle de dağları deviriyor.

Benzeşi Fists in the Pocket (1965)


#17
Summer of Soul (…or, When the Revolution Could Not Be Televised
Ahmir “Questlove” Thompson

Ne yaptı? Geçtiğimiz sene Sundance’te hem belgesel bölümünü büyük ödülle tamamladı, hem de seyirciden ödül aldı. Mevcuttaki bütün belgesel ödüllerini silip süpürmekle meşgul hâlâ.

Ne demişim? Woodstock sırasında gerçekleşen Harlem Kültür Festivali’nin kayıplara karışmış görüntüleriyle çok önemli bir işe kalkışıyor Questlove. Çoğunluğun yazılmasına izin vermediği bir tarihi kendi elleriyle yeni nesile armağan ediyor. Kaybolmayacak, asla silinmeyecek bir sayfa açıyor tarih kitaplarında. Siyah olmanın gururu, kendi klanıyla mutlu olan ve ailesini bizzat seçen herkese dokunacaktır, ona şüphe yok.

Benzeşi I Called Him Morgan (2016)


#16
Pebbles
P.S. Vinothraj

Ne yaptı? Rotterdam Film Festivali’nden Kaplan Ödülü’yle ayrıldı ve Hindistan’ı temsilen Oscar’a gönderildi.

Ne demişim? Açlığın ve sefaletin tam merkezinde ataerkil iktidarın gerekli koşullar sağlanmadığı müddetçe babadan oğula nakil olacağının altını çizen, tozu dumanına karışmış, hem hazmı hem de izlemesi zor bir iş Pebbles. Kaçışsızlığı ve bunu kandaşlık yoluyla miras gibi bırakması sanırım beni en çok vuran. Ailesini kambur gibi taşıyanların iliğine işleyecektir, eminim.

Benzeşi Werckmeister Harmonies (2000)


#15
tick, tick… BOOM!
Lin-Manuel Miranda

Ne yaptı? Andrew Garfield’ı dünya sahnesine taşıdı. Önümüzdeki beş yıl içerisinde bir Oscar inecek o cebe, besbelli.

Ne demişim? Sahne için yazılmış metinlerin en büyük sıkıntısı, adaptasyon sırasında iki farklı medyumda hikâye anlatma sanatı adına çok farklı dinamikler işlendiğinden, organik bir tercüme olmadığı müddetçe sinema hissine bir türlü vakıf olamamamız. Yalnız Hamilton ve In the Heights ile Broadway’in tozunu bir hayli yutmuş Miranda’nın kondüktörlüğünde ortaya çıkan sonuç “Bir müzikal beyazperdeye nasıl uyarlanır?” sorusuna cevap verir nitelikte.

Benzeşi The Beatles: Get Back (2021)


#14
Playground
Laura Wandel

Ne yaptı? Cannes’da FIPRESCI Ödülü’nü alıp festival festival gezmesinin ardından Oscar’da Belçika adına uluslararası film kategorisinin ilk 15’ine girmeyi başardı.

Ne demişim? İlk kez acı çektiğimiz, canımızın yakıldığı okul bahçelerinden o oyuncak hamurlu, salıncaklı, ayakkabıya kum kaçan mikro dünyanın aslında dışarıdaki evrenle zalimlikte kafa kafaya geldiğini hatırlatıyor. Kan dondurucu bir deneyim bana kalırsa. Wandel, şiddet döngüsünün bilhassa erkek egemen dünyamızda önüne geçilemeyecek kadar büyük bir canavar olduğunun farkında.

Benzeşi Alice Júnior (2019)


#13
Okul Tıraşı
Ferit Karahan

Ne yaptı? 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Altın Portakal, En İyi Kurgu ve En İyi Senaryo ödüllerini aldı. Berlin’de FIPRESCI, Chicago’da Yeni Yönetmenler bölümünde Altın Hugo, Saraybosna’da Seyirci Ödülü… Ne işe yaradığını bilmediğimiz Oscar kurulu tarafından seçilmediği için saç baş yoldurdu bir de.

Ne demişim? Erkek egemen bütün kurumlardaki yozlaşmışlığın, sevgisizliğin, adaletsizliğin en güzel temsillerinden biri Okul Tıraşı. İçinizi dondurucu soğuğuyla değil, çaresizliği ezberleten bir siyasete mahal verenlerin tahakkümüyle üşütüyor. Her karesi düşünülmüş, her ayrıntısı hikâyeye en iyi şekilde nasıl hizmet eder diyerek tasarlanmış bir yetkinliğin eseri.

Benzeşi Sivas (2014)


#12
Don’t Look Up
Adam McKay

Ne yaptı? Netflix’in tüm zamanlarda en çok izlenen filmi olmayı başardı. Ve Twitter’da da iklim krizi konusunda, kazananını hâlâ belli olmayan, kim daha çok endişeleniyor tartışmalarının fitilini ateşledi. 

Ne demişim? McKay, “çok zeki ve incelikli” bir film üretme motivasyonunu askıya almış, elindeki imkânlarla ölçeği olabildiğince büyük, “dünyanın sonu” komedisi çıkarmak istemiş. Bunu en çok da film bitip kapanış jeneriğinin ilk parçası oynadıktan sonra sahnelediği alternatif gelecekte belli ediyor. Don’t Look Up, yüzde yüz gerçeklik payı taşıyan, topluma dair bir taşlama olmadığına dair bayrağı açıyor hatta.

Benzeşi Borat Subsequent Moviefilm (2020)


#11
The Tragedy of Macbeth
Joel Coen

Ne yaptı? Sessiz sedasız geçirdiği sezonda bir tek Denzel Washington’a yaramışa benziyor. Bir Oscar adaylığı daha cepte.

Ne demişim? Tarihin hangi noktasında gündeminize alırsanız alın, bitmek bilmeyen koltuk sevdasına ve bu uğurda irili ufaklı katliamlara geçit verenlere rastladığımız için bugün üzerinden tekrardan zamanlı demek çok bayat bir yorum Macbeth özelinde. Ama ne yazık ki bir o kadar da doğru. Denzel Washington’ın çiğneye çiğneye, kariyer performansı denilebilecek yorumuyla da ete kemiğe bürünüp Coen’in dünyasından ismi, cismi değişen ama hırsları asla tükenmeyen kötü adamlarımızı hatırlatıyor.

Benzeşi Chimes at Midnight (1965)


#10
West Side Story
Steven Spielberg

Ne yaptı? Altın Küre’de En İyi Film (Müzikal/Komedi), En İyi Kadın Oyuncu (Komedi/Müzikal) ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerini aldı. Sırada da umuyorum ki Oscar var…

Ne demişim? Kusursuz bütünlüğün sağlandığı eşsiz koreografilerle bezeli müzikal numaralarda bu janrın perdeye nasıl aktarılacağına pek hâkim bir kondüktörün kamerası konuşuyor, hikâye şemsiye terim olarak trans başlığının altına yerleştirebilecek karakteri haricinde de bugüne dairliğe hiç yanaşmadan taze kalmayı başarıyor. Çünkü West Side Story, her şeyden evvel sinema sanatına bu filmlerle âşık olanların ihtiyaçlarını giderme, salonlardan uzakta kaldığımız şu dönemde özlemimizi epik bir buluşmayla sakinleştirme coşkusuna sahip.

Benzeşi Hamilton (2020)



#9
A River Runs, Turns, Erases, Replaces
Zhu Shengze

Ne yaptı? 71. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Caligari Film Ödülü‘yle döndü.

Ne demişim? Son yıllarda diyalogsuz, bütün gücünü mekandan alan, selüloit hatıra defteri tadındaki her filmden nefret et, sonra gidip A River Runs, Turns, Erases, Replaces izlerken için çıkana kadar ağla. Ama hepsi kovidin suçu! Bitirdi mental stabilitemizi. (23/3/21 – Twitter)

Benzeşi The Metamorphosis of Birds (2020)


#8
The Green Knight
David Lowery

Ne yaptı? İki Gotham adaylığı aldı. Üstüne de National Board of Review tarafından yılın en iyi bağımsızlar listesine dahil edildi.

Ne demişim? Doğadan alıp doğaya veremeyen, hırsının kurbanı, ödlek ve aciz canlılar olarak dünyevi zevkler içerisinde aslında bir hiç olduğumuzu hatırlatıyor The Green Knight. Bir elinde yeşilin intikamındaki onuru gösterirken, diğer elinde de merhametin yine hepimizden büyük doğada olduğunu işaret ediyor. Dört bir yanı iklim krizi ve rant sevdası yüzünden yanan bir coğrafyadayken de bu “yeşil” söylemden etkilenmemek imkansız.

Benzeşi Excalibur (1981)


#7
The Humans
Stephen Karam

Ne yaptı? A24’un iyi Oscar kampanyasıyla kutsamadığı yapımlar kitaplığında yerini aldı.

Ne demişim? The Humans toplumsal travmaların jenerasyonlar üzerindeki etkisiyle ilgili çok başarılı bir egzersiz özünde. 11 Eylül ertesi yıkıma uğrayan Amerikan ekonomisinden nasibini almış bir ailenin geliştirdiği, kimi içgüdüsel kimi istemsiz bir takım savunma ve hayatta kalma mekanizmalarını tek bir yemekte incelemeye alıyor. Bu tek başına bir karakter olmayı hak eden, kendi sesine sahip, yaşayan dev bir mikroorganizma edasındaki daire de eşlik ve şahitlik ediyor anlatıldıkça açılan hikâyeye.

Benzeşi Krisha (2015)


#6
Passing
Rebecca Hall

Ne yaptı? Netflix’te seyirciyle buluşan Passing, Ruth Negga’ya bol bol En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu adaylığı getirdi.

Ne demişim? Takkeyi düşürüp keli göstermeye de pek niyetli bir yapım Passing. Çünkü Hollywood’un sattığı ve altın çağına aitmiş gibi hissettiren görsel ahlakın içerisinde inanılmaz acıklı, bir gönül macerasını kaybetmekten çok daha fazlasını muhteva eden bir trajedi gizli. Vitrine beyaz bir manzara koymaya eski dostu Irene’den daha yakın Clare’in içinde tam da o dönemin buhranına has bir şuursuzluk gizli. Bu hiçbir şeyden haberi olmayan tavır da yolu Harlem Rönesansı’nın tesir ettiği kalabalıklarla kesiştiğinde değişiyor.

Benzeşi Brooklyn (2015)


#5
Flee
Jonas Poher Rasmussen

Ne yaptı? 2021’de gerçekleşen Sundance’in Dünya Sineması – Belgesel seçkisini büyük ödülle tamamlarken sezonda da mevcut belgesel ödüllerinin neredeyse tamamına el koydu.

Ne demişim? Olduğun insan için kabul görmemek nedir bilenlerin, acımasızlığın en karanlık yüzüne şahitlik edenlerin yüreğini parçalayacak bir film Flee. Rasmussen, herkesin kendinden bir parça bulmasını sağlıyor bir şekilde. En çok da canına kast edilen topraklarda nefes alan LGBTİ+’lara sarılıyor. Bu kadar acı, bu kadar travma nasıl taşınır, tek bir bedene nasıl sığar sorularıyla da meşgul ediyor izleyicisini. Alçak gönüllü bir şaheser denilebilir.

Benzeşi Welcome to Chechnya (2020)


#4
L’événement
Audrey Diwan

Ne yaptı? 78. Venedik Uluslararası Film Festivali’ni Altın Aslan’la tamamladı. Antalya gösteriminde de üç kişinin bayılmasına sebep oldu. 

Ne demişim? Bir yakarış, devinime uğrasa da değişmeyen düzene açılan bir protesto bayrağı L’événement. Bugün bile tartışılan çok basit ve temel bir hakkın karşısında durmayı yeğleyenlerin akıl tutulması yaşadığını, sadece genç bir kadının çaresizliğinde oynadıkları rollerle göstererek gündemine alması, biraz pasif durduğunu düşündürmesine rağmen, dev bir pankart ya da slogandan çok daha fazlası.

Benzeşi Vera Drake (2004)


#3
Licorice Pizza
Paul Thomas Anderson

Ne yaptı? Aklınıza gelebilecek her yere aday edildi. NBR’dan En İyi Film ödülünü aldı. Ve en önemlisi bizi Alana Haim’in yetenekleriyle tanıştırdı.

Ne demişim? Licorice Pizza, Quentin Tarantino’nun Once Upon a Time in Hollywood’una sadece geçtiği habitat sebebiyle değil, yıllardır ürettiklerini izlediğimiz hikâye anlatıcılarının genç yaşta ilhamı nereden ve nasıl aldığını anlamamıza yardımcı olması açısından da fazlasıyla benziyor ton olarak. Ancak burada setlerden, yıldız oyuncularından, absürt tarikatlardan değil mazotu bitmiş kamyonu el freni boştayken sürmekten, habis olmayan tek erkek karakterini eşcinsel eylemekten, her yetişkinin içerisinde bir çocuk beslediğini söylemekten gücünü alan bir film var tabii.

Benzeşi Once Upon a Time in Hollywood (2009)


#2
C’mon C’mon
Mike Mills

Ne yaptı? Telluride’tan beri ödüle doyamıyor demek istiyorum ama bazen sadece benim kalbimi çalmış gibi geliyor…

Ne demişim? Belki de büyüdükten sonra kendi mazimize bakıp not ettiğimiz travmaların bilincinde ve bunlara travma da diyebilen bir nesil artık anne baba olabildiği içindir bilinmez, Mike Mills eğilerek, kelimelerini yalınlaştırarak iletişim kurmuyor gençlerle. Neyse onu konuşuyor, onu görüyor, onu izliyor. Öyle ki elinin değdiği herkese de destek çıkıyor. Toplum olarak anneler üzerinde kurduğumuz baskıya veryansın edip, hatalara mahal veren güvenli bir alanda evlat yetiştirmenin makbul olmasından dem vuruyor. Sonra da perspektifini değiştirip, steril bir habitatta büyümenin çocuklarımızı realiteden koparmak için yeterli gelmeyeceğini belirtiyor.

Benzeşi This Is My Life (1992)


#1
The Power of the Dog
Jane Campion

Ne yaptı? 78. Venedik Uluslararası Film Festivali’nden aldığı Gümüş Aslan – En İyi Yönetmen ödülüyle Oscar yollarında at koşturuyor. 

Ne demişim? The Power of the Dog’ın daha önceki Campion eserlerinden tek farkı merkezinde çoğunlukla erkekleri barındırması değil. Mizojini haricinde ideal “erkeklik” kavramının ürettiği bütün düşünce yapılarına karşı zorlu bir çaba sahneleniyor 1925 Montana’sında. Bir uyarlama olmasına karşın The Power of the Dog, Thomas Savage’ın değil Jane Campion’ın hikâyesi olarak işlev görüyor. Teknik virtüözlüğünün zirvesinden seslenen bir vizyonerin, dört başı mamur bir filmle, neredeyse bir yüzyıl öncesine ait ama bugün dahi karşılığını bulabilecek toplumsal bir eleştiriye soyunduğunu görmek isteyenler için başka bir alternatif var mı bilmiyorum.

Benzeşi There Will Be Blood (2007)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

6 Yorum

  1. Sena

    Şu film niye yok itirazı için geldim 🙂 The Last Duel, hikayesi bize yeni bir şey vadetmese de gerek oyunculuklar gerek çekimleri gayet güzel bir film bence. Neden listeye koymadığınızı merak ettim 🙂

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.