2022 BFI Flare Günceleri #2

2022 BFI Flare Günceleri #2

Araya Oscar töreni ve gelecek senenin yazısı girince 2022 BFI Flare: Londra LGBTQIA+ Film Festivali dahilinde izlediğim filmleri bloga yazmayı unuttum tabii ki. Neyse, iki enstalasyonla kapatırım ben bu faslı da. Benim adıma pek bereketsiz geçtiği için de rötar yapmış olabilirim, bilemiyorum. Kısalara bile göz atamadım hâlâ. Ne diyorduk? Hadi konuş lubunyaaaaa!

BOULEVARD! A HOLLYWOOD STORY | Yönetmen: Jeffrey Schwarz | 85 dakika | Belgesel

Gay olmanın doğasında lubunya tarihinin popüler kültürü ilgilendiren bütün kollarıyla ilgili bilgi sahibi olmak yer aldığı için Barbra Streisand, Bette Midler, Liza Minnelli gibi altın değerindeki divalardan kalan vakitlerde Sunset Boulevard ile tarihe adını yazdıran Gloria Swanson’a da mesai harcıyoruz. Boulevard! A Hollywood Story ismindeki belgesel de boşlukları doldurmak üzere çıkıyor yola. Daha evvel Tab Hunter Confidential’da Hollywood’un kuir sayfalarından birini açıp derinlerine inen Jeffrey Schwarz, bu sefer de Sunset Boulevard’ı müzikale çevirmek isteyen Swanson’ın eşcinsel bir çiftle söz yazarı olarak çalışmasına tutunup yine aynı dönemin arşivini karıştırmış. Yenilikçi bir belgesel olduğu söylenemez Boulevard’ın. Tab Hunter’ın anı defterini arşınlarken de aynı metodu tercih eden Schwarz bildiğinden şaşmamış ve belgelere, konuyla ilgili kişilerle yaptığı röportajlara, kısıtlı görsele sırtını yaslayarak lineer bir iş çıkarmış. Ancak öyle düz olmuş ki neredeyse heyecan verecek meselesini sıradanlaştırıp Gloria Swanson efsanesinin yıldızını söndürüyor. Özelliksiz yolculuğundaki eğlenceli tarafların konunun ilgilisi haricinde birine hitap edebileceği şaibeli, bu Palm Springs sıcağında dili dışarı çıkmış hâliyle. Tek ilgimi cezbeden tabii ki Glenn Close’un beyazperde versiyonunda yer alacağı müzikalin Oscar özelinde ne yapacağı oldu. Ama o da konumuzla ne kadar alakalı bilemiyorum.


BEING BEBE | Yönetmen: Emily Branham | 93 dakika | Belgesel

Devasa bir Drag Race hayranı olduğumu söylememe gerek yoktur sanıyorum. Tüm zamanlardaki en az ilgimi çeken kazanan olmasına karşın BeBe Zahara Benet belgeseline koştura koştura gitmeme şaşırmamışsınızdır bu yüzden. Trixie Mattel’in Moving Parts’ından sonra BeBe de bir yarı-ünlü olarak şöhretin söndüğü anda eğlence sektöründe ayakta kalmanın zorluklarını, pandeminin etki ettiği performans sanatçılarını ve tabii Kamerun’dan kuir bir drag queen olarak ailesiyle, ait olduğu toplumla açılması sırasında yaşadıklarını anlatıyor belgeselinde. Çok yönlü bir içerik sunulduğuna şüphe yok. Hâlâ devam etmekte olan salgının tahribatını sağlıktan ziyade kariyeri üzerinden maddi olarak ölçmeye kalkışan izlediğim ilk belgesellerden biri olduğunu da not düşeyim. Sadece mükemmel olmaya odaklanan, kişisel hiçbir konuyu televizyonda bizlere gösterdiği imajına bulaştırmayan BeBe için de bir kabuğundan çıkma denemesi olmuş ayrıca. Onu ilk kez bu kadar savunmasız görüyoruz. Şikayetim filmin Drag Race hiç yokmuş gibi davranmasına tabii. Arka planda ne oldu, ne bittiyi burada görmeyi beklemiyor olsam da BeBe’nin onu yaratan şeyin aslında ona en çok zarar veren olduğunu ima etse de göğüslenmeyen korkak tavrı bütün belgeseli gölgelemiş. Burada bahsini ettiğim All Stars 3 bile değil üstelik. Aksine drag sahnesini giderek kalabalıklaştıran franchise’ın, tüketim hızını yükseltirken arkada bıraktıklarını umursamaması konuşulmalıydı bu kontekst dahilinde.


THE SWIMMER | Yönetmen & Senaryo: Adam Kalderon | Oyuncular: Omer Perelman Striks, Asaf Jonas, Nadia Kucher | 83 dakika | Drama, Romantik

İsrail yapımı The Swimmer, cis hetero erkeklerin baskın olduğu bir spor dalını araç olarak kullanıp toksik maskülinitenin beden ve cinsiyet performansı gibi konular üzerindeki kurduğu baskınlığı eleştirmeyi inanın çok istiyor. Ama çağdışı gözlemlerle, film okulu birinci sınıf öğrencisinin kurmayacağı katarsislerle, akıllara zarar oyunculuklarla, devamlılık hatalarıyla, kolayca kötü diye yaftalanacak rejisiyle ve tabii kölesi olmak istemediği zihniyete peşkeş çekmesiyle bu arzusunun yakınından bile geçemiyor. The Swimmer’ın temelinde yatan sorun, tüm görünümünün altında kırılgan egosuyla duygusallığı feminenliğe atayan hadsiz bir duruş sergilemesi her şeyden önce. Burada bozmaya çalıştığı yapının zararı ayan beyan ortadayken eşcinsel karakterinin öfkesini çevreye değil kendisine bağlıyor. Her kuir birey az biraz duygusal tamire ihtiyaç duyar diyecek kadar da aymaz hatta. İşin kötü tarafı her şeyi eline yüzüne bulaştırmasına karşın kendini çok büyük bir mesaj verdiğine inandırması. Sanki bu oyun alanında daha önce hiç kimse etüt yapmamışçasına saldırgan tutumu ana karakterin doğasına da yansımış. Gerçi yıl 2022 olmuşken, başkaldırının “erkeğin saç boyatması” olarak kodlandığı bir film saldırgan olsa ne olur, olmasa ne olur…


MANSCAPINGYönetmen: Broderick Fox | 62 dakika | Belgesel

Festival bünyesinde izlediğim yapımlar arasından amatör ruhu anlatıdan bir şeyler alıp koparmayan tek filmdi galiba Manscaping. Yönetmen Broderick Fox, çok basit bir yere kurmuş tezgahı. Amerika’nın farklı yerlerinden üç berberi konu alıyor. Üçü de kuir bireyler olarak, saç ile kurdukları ilişkide daha fazla insana “güvenli ortam” oluşturmaya adamış kendilerini. Berber dükkanlarının erkeklik performansının fazlaca gösterildiği mekânlar olduğunun bilinciyle harekete geçmiş üçlü ırkın, cinsiyetin ve fetişlerin devreye girdiği farklı habitatlarda huzurla yerine getirilmek istenen bir ihtiyacı kompanse ediyor. Probleme yaklaşım biçimlerinin arkasındaki motivasyonların netliğinden mi yoksa hayatımızın temel parçalarından biriyle ilgili daha önce hiç bu kadar kafa patlatmamış olmamdan mı bilmiyorum, hem yönetmenin saç kestirmeyi bir mesele hâline getirmesinden, hem de kendisiyle aynı şekilde düşünen birileriyle yollarının kesişmesinden çok etkilendim açıkçası. Kendi ritüelimde de berbere gitmenin hetero kaskımı takarak yapmak mecburiyetinde kaldığım sayılı eylemlerimden birini olduğunu fark etmek tokat gibi çarptı yüzüme. Filmin niyeti bu olmasa da kuir izleyicisini hazırlıksız yakalayan, ikiyüzlülüğünüzü açık eden dürüst kompozisyonu deneyimlenmeye değer. En azından beni nelere, ne ve kim için katlandığımı sorgulatarak uğurlamayı başardı salondan.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.