Rötarlı Sezon Günlükleri: Fazlaca Gerçek

Rötarlı Sezon Günlükleri: Fazlaca Gerçek

1 Haziran’da bitecek televizyon yılı öncesi senenin özetini Rötarlı Sezon Günlükleri’nde çıkarıyor olacağım önümüzdeki iki hafta boyunca. Yetişir mi, yetişmez mi, ne kadar istikrarlı olurum sorularının cevabı yine yıldız haritamın ikizler yazan alanlarında. Neyse bir başlayalım da, yarıda bırakırsam yüzüme vurursunuz artık… Günün konseptinin beyaz ekrana uğrayan biyografiler olduğunu belirterek giriyorum söze:

PAM & TOMMY (Mini Dizi)
Darren Aronofsky’nin çektiği The Wrestler ve Michael Keaton’lı The Founder’ın senaristi olarak tanıdığımız Robert Siegel’ın yaratımı Pam & Tommy, Seth Rogen ile yol arkadaşı Evan Goldberg, bu ikili haricinde de Hollywood’un en ünlü yapımcılarından Megan Ellison’ın imzasıyla seyirci karşısına çıktı ve doksanlara götürdü bizi. Pamela Anderson ile Tommy Lee’nin balayı sırasında çalınan seks kasetlerinin halkla buluşma sürecinin görünmeyen yüzünde tahmin edilebileceği üzere bütün zararı kadın tarafın gördüğü, mizojinist toplum düzeninin yalnızca kadına bedel ödeten acımasızlığı mevcut. Dizi yaşananları eksiksiz ekrana taşırken, medyanın da dahil olduğu yok edici ve yıkıcı kültürü de sorgulamaya alıyor. Ama tabii ağır bir makyaj altına gömülen Lily James, bugüne kadarki en gösterişli oyununu sergileyen Sebastian Stan ve oyunculuklarının mizahi yönü her daim ağır basan Seth Rogen, Nick Offerman, Taylor Schilling derken epey komedi sosuna bulanıyor hikâye. Sekiz bölüme yayılınca da fazlaca sürünmüş meselesi. Başrolleri için bir gösteri botu olarak işlediğine şüphe yok. Ancak karakterlerini olanlar bugün yaşanıyormuş gibi konuşturarak inandırıcılığını yitiren bir proje. Bilhassa Schilling’in karakteri her gözüktüğünde senaryodan yaratıcının sesi yükseliyor gibi.


THE DROPOUT (Mini Dizi)
Bu yıl dizi olarak televizyona taşınan, egosunun düştüğü gölgede milyonerliğe soyunmuş sosyopatların biyografileri modasında kimilerine göre en iyi işti The Dropout. Theranos isimli biyoteknoloji şirketinin arkasındaki beyin (!) Elizabeth Holmes tarafından kurulmuş tezgahı en detaylı hâliyle anlatıyor, bir podcast serisinden uyarlanan yapım. Mesajı da net aslında: Amerikan rüyası koca bir yalan ve bu dev sahtekarlık artık yeni tırnakçılar üretiyor diye buyuruyor dizi. Teknoloji çağıyla birlikte iletişim yollarının artması da sadece bir değil, binlerce hânenin etkilendiği, ekonomiyi bile derinden etkileyen tatsız egzersizlerin yaratıldığını açıklıyor hatta. Ancak neredeyse şu başlıktaki her iş gibi senaryodan çok sırtını oyuncularına dayayan bir yavanlık var The Dropout’ta da. Daha ciddiye alınmak için Asrın Tok misali sesini kalınlaştırarak konuşan dolandırıcımızın kime ne yalan söylediği, zirveye çıkamayışından asla varamadığı o zirveden betona bırakılışına kadar her şey bir fon kağıdı adeta. Bir film formatında hızlıca tüketilebilecek fikirlerinin hepsi sekiz bölümde anlatıyı yormaya yaramış anca. Dizinin yaratıcısı Elizabeth Meriwether ve çalıştığı yönetmenler Holmes’u eleştirdiği kadar Amanda Seyfried’in rolü ele alış biçimine de hayran olduğundan nefes almakta güçlük çektim.


THE THING ABOUT PAM (Mini Dizi)
Judy ile ikinci Oscar’ını kucakladığı gibi aktif bir şekilde oyunculuk yapmaya tam zamanlı olarak geri dönen Renée Zellweger’ı neden sevdiğimizi hatırlamamıza bir kez daha yardımcı oldu The Thing About Pam. 2011 yılında yakın arkadaşını öldüren Pam Hupp adındaki bir kadını merkezine alıyor dizi. Yakayı bir şekilde ilk cinayetinden kurtaran Pam’in adı yıllar sonra bir başka olaya da karışınca zamanında suçluluğunu kanıtlayamayanların dikkati buraya çekiliyor ve geç de olsa adalet bir şekilde yerini buluyor. Başından sonu belli dizi de kamerayı Zellweger’ın yüzünden ayırmadan bütün olan biteni en ön sıradan anlatma gayretinde. Ama ne pahasına? Üzerinden 20 yıl bile geçmemiş bir yaşanmışlığı konu alan The Thing About Pam, iki cinayete de inanılmaz komik bir tonda, neredeyse Pam’i sevmemize yol açacak bir biçimde yaklaşıyor. Yüzdüğü tehlikeli sulardan alnının akıyla çıkabilecek kadar zeki bir senaryosu da yok üstelik. Fargo’ya özendiği mizahı bol rotasında katil komedyene, maktüller set dekorasyonuna evriliyor. Seyircisinin karar mekanizmasına, gerçeklerin can acıtıcı taraflarını törpüleyerek karışma çabasında etik tamamen kayıp. Zellweger ise tek kelimeyle müthiş. Mübalağanın bu kadar yakıştığı başka bir oyuncu var mı bilmiyorum. Ah keşke daha fikir sahibi birileriyle çalışsaymış…


LANDSCAPERS (Mini Dizi)
Günümüzde ortak paydada buluşabildiğimiz, herkes tarafından sevilen tek oyuncu Olivia Colman, Oscar ertesi rol seçme biçimi değişen ünlülerden biri olmadı neyse ki. Landscapers da heyecan veren filmografisinin geçtiğimiz yılın sonunda HBO bünyesinde seyirciyle buluşmuş parçalarından biri. David Thewlis’le birlikte 2012 yılında 1997’de işledikleri cinayet ortaya çıkan bir çifti canlandırıyorlar. Britanya’dan kaçıp Fransa’ya yerleşen Susan ile Christopher’ın ikamet ettikleri yer ayyuka çıkınca ülkelerine dönüp polise teslim olma kararı alıyor bu ikili ve sonrasında da bir dava süreci başlıyor. Film aşığı çiftin geniş hayal dünyasına da giriş yapan yaratıcı Ed Sinclair ve yönetmen Will Sharpe ikilisi, Landscapers’ı klasik gerçek suç dizilerinden ayrı bir yere yerleştirmeye gayret etmiş. Biçimsel olarak alışılanla pek ilgilenmeyen, oyunbaz bir kurguyla da akışın canlı tutulduğu yapım, bütün flashbacklerini karakterlerinin bugünüyle fiziksel olarak ziyaret edip, hayal dünyalarında da kült yapımların setlerine uğruyor. En büyük caniyle bile ilişki kurmamızı sağlayacak Colman’ın personasıyla pek uyuşan rolde nasıl büyüdüğünü not düşmeden olmaz. David Thewlis’le birlikte Emmy yarışında varlık göstermezlerse pek yazık olacak Landscapers’a.

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.