Savaştayız: All Quiet on the Western Front, Top Gun: Maverick & The Greatest Beer Run Ever

Savaştayız: All Quiet on the Western Front, Top Gun: Maverick & The Greatest Beer Run Ever

Gazete küpürü geri döndü! Bu sefer topyekûn savaşa giriyor, “erkekler” için yapılmış filmleri yerden yere vuruyoruz. Babaların başucu filmleri için önden buyrun…

ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT
Yön: Edward Berger

Erich Maria Remarque’un aynı adlı klasik romanından beyazperdeye uyarlanan All Quiet on the Western Front, 1930 tarihli meşhur Hollywood adaptasyonuyla adını ezber ettiğimiz bir iş aslında. Netflix bünyesinde izleyiciyle buluşan 2022 versiyonu da teknolojinin nimetlerinden yararlanarak bir kez daha huzurlarımıza çıkarıyor savaş karşıtı romanı. Ancak büyük bir farkla… Savaşın acımasızlığını anlatması gereken yapım bilgisayar oyunu estetiği yaratmaya öyle kaptırmış ki kendini, vahametin büyüklüğünden çok fiziksel efektleriyle, figürasyonuyla, kullandığı sis makineleriyle, sabah ayazında çekilen sahneleriyle, makyaj kullanımının inandırıcılığıyla öne çıkıyor. Bomboş, açıklamasız bir kaos zaten savaş dediğimiz, evet. Ancak Berger’in yaklaşımıyla daha da içi boşalmış sanki her şeyin. Ancak kasıtlı ve eleştirel bir tavırdan sebep değil bu, tamamen rastlantısal ve vizyonsuzluktan. Er meydanıyla bürokrasinin vuku bulduğu kompartıman arasındaki prodüksiyon değerinin tezatlığıyla da her şey açıklanabilir aslında. Çünkü Berger, içerikle pek ilgilenmiyor. Biraz mayınlar patlasın, birilerinin kolu bacağı kopsun, bir de arkaya modern, “gaza getiren” ama bütünlüğü bozacak bir müzik dayadık mı tamamdır. Zaten hedef kitle belli: Erkolar. 

TOP GUN: MAVERICK
Yön: Joseph Kosinski

Ordu, üniforma, asker, görev, vatan, toprak, milliyet romantizminin bende bir karşılığı yok açıkçası. Parasını verip 21 gün rehin tutulduğum bedelli mecburiyetinin yarattığı asabiyet, üstünden yıllar geçmesine rağmen hâlâ bünyemden gitmiş değil. Dolayısıyla bizzat Amerikan silahlı kuvvetlerini fonlayan kurumların da desteğiyle zamanında salonları doldurmuş, pek çok gencin hayatını asker olarak karartmasına yol açmış Top Gun’ın devamına da zerre sempati beslemiyorum. Bir çocuk yazsa daha çok mantık içerecek senaryosuyla tüm zamanların en pahalı kepazeliği olmaya aday devam filmi Maverick’in çevresinde dönen, salonda izlerseniz jet sesleri çok güzel kulak gıdıklıyor edasındaki eleştirileri de hayretle takip ettim aylardır. Ancak iş öyle bir noktaya geldi ki, bu film 6 ve üzeri Oscar adaylığı çıkarmaya doğru koşuyor. Diyeceğim tek bir şey var: Hangi karakterlerin iyi addedildiğine, filmin kimin tarafında olmanız için sizi manipüle ettiğine, “düşmanı” nasıl da isimsiz bırakıp zamansızlaştığına dikkat edin. Sonrasında oturup tekrar konuşuruz. Ben faşist propagandalarla eğlenmeyi reddediyorum. Zaten iki dağ patladı, savaş makineleri üreten firmanın yeni jetlerinin tanıtımında kulaklarım delindi diye alkışlar koparacak yaşları da çoktan geçtim. 

THE GREATEST BEER RUN EVER
Yön: Peter Farrelly

Green Book ile En İyi Film Oscar’ını kucaklamasının ardından Hollywood’un en nefret edilen yönetmenleri listesine adını yazdırdı Peter Farrelly. Yeni filmi The Greatest Beer Run Ever, neyse ki çok fazla izleyiciye ulaşmadı. Yoksa dip noktasındaki yeri daha da sağlamlaşabilirmiş. Yine gerçekten yaşanmış olaylardan hareketle çektiği filmi, mahalle arkadaşlarına Amerikan birası götürmek üzere yola çıkan (tabir-i caizse) bir avanağı konu alıyor. Düşünme yetisine sahip herhangi bir varlığın değil kalkışmak, akıl dahi edemeyeceği olaylar zincirinin gerçek olması üzerinden yarattığı şaşkınlık haricinde The Greatest Beer Run Ever’ın herhangi bir başarısı yok ne yazık ki. Ne yapsa olmayan Zac Efron’un önderliğinde, bir sette olduğumuz bilincini asla atamadığımız, bütçe bulamamış mahalle tiyatrosu temsili izliyoruz adeta. Yama katarsisler, samimiyetten nasibini alamamış diyaloglar, çok da eski kafalı bir dünya görüşü. Faşizmden dem vurduğu yerde Farrelly yine beyaz kurtarıcı kılığına da bürününce işler akıl almaz bir hâl oluyor. Bir de artık bu Vietnam Savaşı’nın suyununun suyu çıkarıldı. Hani duymadığımız bir perspektifi, yarattığı tahribatın gün yüzüne çıkmamış bir cephesi kaldıysa buyursun da, otuz sene öncesinden kalma bir Clint Eastwood filmi gibi homurdanılmasın artık. Yeter!

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

3 Yorum

  1. hakan

    berger içerikle pek ilgilenmiyor mu!? savaşı olanca gerçekliğiyle göstermek de kabahat olmş, sanki adam savaş pornosu çekiyir. yaw yönetmen iki saat boyunca yaptığı her şeyi finaldeki o beyaz bez parçasına bağlamak için çekmiş. ve o kumaş parçası üzerinden anlattığı “kimliksizlik” mevzusu o kadar güçlü ki, savaşın acımazsızlığını anlatmak için nefis bir metafor olmuş. cansız bedeninden künyesi alınmamış, onu yerine “sahibi” olmayan, bir askerden diğerinin boynuna yolculuk yapıp duran bir kumaş parçası alınmış bir asker. kısa kesiyorum, biraz film okuması yapabilen birisi boşlukları doldurur zaten. kanka sen “erkeklik” boklama motivasyonunu asla kaybetme, biz film izlemeye devam ediyoruz.

    Yanıt
    1. Umur

      Biraz film okuması yapabilen biri kumaş parçasının nefis bir “metafor” olmadığını, azıcık film tarihi bilen biri de bunun yeni bir fikir olmadığını ve daha önce defalarca kullanıldığını da bilir zaten. İki saat savaştan fotoğraf kareleri çektikten sonra kimliksizliğe ekmeğini bandırsa ne fayda? ÇÖP. Tüm film bunun için çekilmişmiş. Film School 101 bilgileriniz kendine sakla kanka. Ya da erkek arkadaşlarına. Onlar yer.

      P.S.: Savaş pornosu aynı zamanda, onu bile anlayamamışsın kanka.

      Yanıt
  2. hakan

    yaw sanki buna yeni bir fikir diyen oldu. sinema tarihini de gayet iyi biliyorum. ve o tarihin sembol kullanma konusunda hep aynı yolu izlediğini de. mesele zaten o sembolün altını doldurabiliyor mu; o. bunu tutarlı bir şekilde anlatısına yedirebilen yolun yarısını geçiyor, beceremeyen ise senin ifadenle çöp oluyor. neyse, uzun uzadıya burada film çözümlemesine girişecek değilim. ama merak ettiğim bir şey var; samimi olarak soruyorum. bana bu filmin neresinden erkeklik kokusu aldın, yazar mısın. tek bir spesifik örnek yeterli. ama rica ediyorum; “ben dizim olmadan nasıl jandarma olacağım, dizim kesilecek, ben artık yarım erqeğim ühühühü” diye tribe girip çatalla kendini öldüren asker örneğini verip filmlower seviyesine inme, daha nitelikli bir örnek istiyorum. aydınlatsana beni KANKA, arkadaşlarıma yediririm.

    Yanıt

Bir Cevap Yazın