Takip et

TV

Pek Erken Emmy 2026 Tahminleri: 42 Diziyle Yarışa Hazırlık

tarihinde yayınlandı.

78. Primetime Emmy Ödülleri’ne hâlâ yedi aydan uzun bir süre var. Ancak 15 Eylül 2026’ya ne kadar uzak olduğumuzu umursamadan, Emmy 2026 tahmin sayfalarını açmanın tam zamanı olduğuna karar verdim. Oscar adaylarının açıklanmasıyla sinema cephesi eksiklerini tamamlarken, televizyon tarafında bu iki aylık boşluğu dolduracak yeni bir oyun alanı yaratmak fena fikir değil sanki. O yüzden bir ilki yapıyor ve Gold Derby bile henüz Emmy 2026 bahislerini açmamışken, çok erken ama bilinçli bir girizgâh yapıyorum. Bu dosyada drama, komedi ve mini dizi alanında yarışta adını görmeyi beklediğimiz geri dönen dizileri, yeni sezonları, ilk sezon projelerini ve henüz seyirciyle buluşmamış işleri bir araya getirerek, önümüzdeki Emmy sezonuna dair genel bir harita çıkarmayı amaçlıyorum.

Önce takvimi netleştirelim. Emmy Ödülleri, törenden bir yıl önceki 1 Haziran ile, törenle aynı yılın 31 Mayıs tarihi arasında yayınlanmış yapımları değerlendiriyor. Bu nedenle geçtiğimiz sezon izlemiş olsak bile, yeni sezonları bu takvime yetişmeyen Severance, The White Lotus, The Studio ve The Last of Us yarışta yer alamayacak. Nitekim ana kategorilere baktığımızda, geçen yılın drama adaylarının yarısının, komedide ise sekiz adaydan yalnızca ikisinin bu sezon yarışta kalabildiğini görüyoruz. Bununla birlikte sizleri yönlendireceğim tahmin sayfalarında, geçtiğimiz yılın aday sayıları referans alınarak yapılan bir öngörü sistemi kullandığımı not düşeyim. Drama ve komedi dizisi dallarında aday sayısı sekize sabitlenmiş olsa da, oyunculuk kategorileri ve mini dizi dallarında kaç yapımın ya da ismin aday olacağı, başvuru sayılarına göre şekilleniyor. Bu konuda net tabloya ancak Haziran 2026 itibarıyla ulaşabileceğiz.

O hâlde, Emmy 2026’ya şimdiden hazırlanmak, bu yoğun televizyon trafiğinde neyi izleyip neyi kenara not almak gerektiğini konuşmak üzere, drama kategorileriyle 78. Primetime Emmy Ödülleri sohbetine başlıyorum.

DRAMA

Önce yarışın omurgasını oluşturan, daha önce Emmy radarına girmiş ve bu sezon da geri dönmesi beklenen dizilerle başlayalım.

The Pitt (HBO)
Kategorinin son galibi olan The Pitt, ikinci sezonuyla yarışa yine güçlü bir pozisyondan giriyor. Severance gibi eleştirel bir devi geride bırakabilmişken, bu sezon benzer ağırlıkta bir rakibin olmaması dizinin işini hayli kolaylaştırıyor. Üstelik bu kez yalnızca dizinin kendisi değil, oyuncu kadrosu da ciddi biçimde öne çıkmaya aday. Noah Wyle ve Katherine LaNasa’ya ek olarak, Severance ve The White Lotus gibi yardımcı oyuncu üretiminde cömert yapımların yarış dışı kalması, Patrick Ball ve Taylor Dearden başta olmak üzere kadrodaki pek çok isim için alan açıyor.

The Diplomat (Netflix)
Netflix’in adaylık üretme konusunda istikrarlı ama ödüle dönüştürmekte zorlanan dizilerinden The Diplomat, üçüncü sezonuyla kanalın en güçlü drama silahı konumunda. Keri Russell’ın liderliğinde yürüyen yapı, bu sezon Allison Janney ve Rufus Sewell gibi isimlerle oyunculuk cephesinde de varlığını hissettirecek. Bradley Whitford’ın konuk ya da yardımcı oyuncu olarak nasıl konumlanacağı henüz netleşmese de, dizinin ana dallarda yeniden adaylık alması sürpriz olmaz.

Slow Horses (Apple)
Son iki sezonuyla da Emmy listelerine girmeyi başaran Slow Horses, Apple TV+’ın drama cephesindeki en güvenilir atı olmaya devam ediyor. Beşinci sezon önceki bölümlerin biraz gerisinde kalsa da, yarışın genel dengesi dizinin lehine. Gary Oldman’ın yanı sıra Jack Lowden’ın da oyunculuk kategorilerinde yeniden belirmesi mümkün.

Paradise

Paradise (Disney+/Hulu)
Hulu’nun son yıllardaki en büyük hitlerinden Paradise, ikinci sezonunda anlatı odağını genişleterek yarışa dönüyor. Bu kez Sterling K. Brown merkezli yapıdan ziyade yeni karakterlerin öne çıkması, dizinin bir tür deri değiştirdiği algısına yol açabilir. Bu durum Akademi üyelerinin ilgisini dağıtma riski taşısa da, dizinin sürükleyiciliği hâlâ güçlü bir avantaj. İkinci sezonu izleyenlerin bu konuda ikna olacağına eminim. Shailene Woodley yardımcı/konuk oyuncu sınırında bu arada ve her şey olabilir!

The Gilded Age (HBO)
Üçüncü sezonuyla anlatı ritmini iyice oturtan The Gilded Age, meslek dernekleri cephesinde şimdiye dek ağırlıklı olarak sanat yönetimi ve kostüm tasarımı dallarıyla karşılık bulabildi. Bu durum, dizinin ana kategorilerdeki kaderi açısından soru işaretleri yaratıyor. Ancak ATAS’ın, Downton Abbey’den de hatırlayabileceğimiz üzere, Julian Fellowes imzalı yapımlara her zaman daha cömert davrandığı da bir gerçek. Broadway geleneğinden gelen oyuncu kadrosu ve özellikle Carrie Coon’un sezona damga vuran performansının görmezden gelinmemesi şart.

Stranger Things (Netflix)
İlk üç sezonu ve dördüncü sezonun ilk yarısıyla Emmy adaylığı elde eden Stranger Things, final sezonuyla teknik branşların desteğini alarak yeniden ilk sekize sızabilir. Ancak bu dönüşün sembolik kalması muhtemel. Oyunculuk kategorilerinde ciddi bir varlık göstermesi zor olduğu gibi, ana dalda ödül ihtimali de oldukça düşük. Buna karşın final bölümünün yönetmenlik dalında tekil bir sürpriz yaratması ihtimal dışı değil.

Euphoria (HBO)
Ana dizi kategorisinde yalnızca ikinci sezonuyla aday edilen Euphoria, Zendaya’ya iki Emmy kazandırmış olsa da son sezondan bu yana geçen dört yıllık boşluk ciddi bir handikap. Akademi’nin, araya uzun zaman koyan yapımlara – Severance gibi eleştirel bir zirve yaşanmadığı sürece – mesafeli yaklaştığı biliniyor. Bu nedenle dizinin kaderi, yarışın genel yoğunluğuna doğrudan bağlı olacak.

The Morning Show (Apple)
Zamanla kendini tekrar eden ve giderek pembe dizi tonuna kayan The Morning Show, bu sezon meslek birlikleri ödüllerinde ilk kez belirgin biçimde zayıf bir performans sergiledi. Bu durum Emmy yolculuğunu da doğrudan etkileyebilir. Nitekim dizi, drama dizisi kategorisinde yalnızca WGA ve SAG grevlerinin yaşandığı, yarışın olağanüstü zayıf olduğu bir yılda adaylık alabilmişti. Asıl gücünü her zaman oyunculuk dallarında gösteren yapının bu sezon da aynı stratejiye yaslanması mümkün.

Fallout (Prime Video)
Fallout da bir başka grev yılı adayı olarak hafızalarda. Ancak ikinci sezonunun neredeyse sessiz sedasız gelmesi, Prime Video’nun tanıtım konusundaki isteksizliğiyle birleşince dizinin zaten sınırlı olan şansını daha da aşağı çekiyor. Stranger Things’in dönüşüyle birlikte, Fallout’un bu sezon birkaç teknik adaylıkla yetinmesi şaşırtıcı olmaz.

Şimdi de ilk sezonlarıyla yarışa dâhil olma ihtimali bulunan, gıcır gıcır paketleriyle ATAS üyelerinin ilgisini çekebilecek yapımlara bakalım.

Pluribus (Apple TV)
Vince Gilligan imzalı Pluribus, Breaking Bad ve Better Call Saul sonrası beklentileri daha ilk sezondan karşılayarak meslek dernekleri ödüllerinde The Pitt’e kafa tutabilen nadir yapımlardan biri oldu. The Pitt bu kadar yeni olmasa, birkaç sezonluk bir geçmişe sahip bulunsaydı, Pluribus’ın büyük ödüle uzandığını bile konuşuyor olabilirdik. Ancak sürpriz bir çıkış yaşanmazsa, asıl kazananın Rhea Seehorn olacağı çok net. Kim Wexler rolüyle kaçırdığı Emmy’nin bu kez gelmesi sürpriz olmaz. Rol arkadaşları Karolina Wydra ve Carlos Manuel Vesga için de adaylık yolları şimdiden açık görünüyor.

Task (HBO)
Başlangıçta mini dizi olarak konumlandırılan ve Mare of Easttown’la benzer bir kaderi paylaşacağı düşünülen Task, devam sezonu almasıyla birlikte drama kanadında yarışacağını kesinleştirdi. Ancak beklendiği ölçüde bir gürültü koparamamış olması, dizinin en büyük dezavantajı. Emmy’ye doğru ciddi bir momentum yakalayamazsa, Mark Ruffalo dışındaki oyuncular için yol oldukça çetin. Yine de Ozark’ın ilk sezonunda hakkı yenen Tom Pelphrey’e dair umutları tamamen rafa kaldırmak istemiyorum.

Alien: Earth

Alien: Earth (Disney+/FX)
Büyük bir fırtına koparamasa da şansını deneyecek dizilerden biri Alien: Earth. Açıkçası Stranger Things’le aynı sezona denk gelmemiş olsaydı, adını rahatlıkla ilk sekizde anabilirdik. Mevcut tabloda ise kategorinin hemen dışında, başkalarının düşmesini bekleyen bir konumda. Serinin kemik hayranlarının diziye mesafeli yaklaşması da işleri zorlaştırıyor. Bu nedenle, harika bir performans sergileyen Babou Ceesay için bile beklentiyi kontrollü tutmakta fayda var.

The Lowdown (Disney+/FX)
Uzak ama konuşmaya değer bir ihtimal de The Lowdown. Bu yıl Blue Moon ile Oscar yarışında da adını duyduğumuz Ethan Hawke’ın başrolünde olduğu dizi, sürpriz yapma potansiyeline sahip. Eleştirel anlamda oldukça güçlü bulunması, pek çok yıl sonu listesinde kendine yer açması ve Emmy’den onaylı Reservation Dogs ekibinin elinden çıkması önemli artılar. Ancak meslek dernekleri cephesinde şu ana kadar karşılık bulamamış olması, beklentileri yükseltmemek gerektiğini gösteriyor.

Sezonun geri kalanından, muhtemel bir Emmy kampanyası olacak tek dizimizi de analım:

The Testaments (Disney+/Hulu)
The Good Wife sonrasında gelen The Good Fight kadar bile ilgi görüp görmeyeceği tartışmalı olsa da, bir zamanların Emmy fatihi The Handmaid’s Tale evreninden yeni bir Margaret Atwood uyarlaması geliyor: The Testaments. Ann Dowd’u yeniden Aunt Lydia rolünde izlediğimiz dizinin başrolü ise One Battle After Another ile Oscar adaylığının kıyısından dönen Chase Infiniti’ye emanet. Dizinin 8 Nisan’da başlayacağını da not düşeyim.

Drama kategorilerindeki tahminlerim için tıklayınız >>>

KOMEDİ

Komedilerde de söze, daha önce Emmy sahnesinde boy göstermiş ve bu sezon geri dönen yapımlarla başlayalım.

Hacks (HBO)
The Bear’ı tahtından ettikten sonra koltuğu The Studio’ya kaptıran Hacks, final sezonuyla yine ilkbaharda sahne alıyor. Eğer sezon içinde beklenmedik bir yeni hit çıkmaz ve dizide belirgin bir kan kaybı yaşanmazsa, ödül serisine yeniden dönmesi mümkün. Deborah Vance performansıyla dörtte dört yapan Jean Smart içinse bu kez yol daha engebeli. HBO’nun bir diğer geri dönüş kozu The Comeback’in Valerie Cherish’i Lisa Kudrow, ciddi bir rakip olarak karşısında duruyor.

Shrinking (Apple)
Bill Lawrence’ın, Cougar Town’ın son sezonlarında oturttuğu formülü diziye dönüştürdüğü Shrinking, üçüncü sezonuyla yine adaylık bandında. Ancak yayın hayatı bitene kadar gelin değil, nedime olacağı hissi hâlâ güçlü. Dizinin o mucizevi matematiği bu sezon da bozulmazsa adaylıkla yetinmesi muhtemel. Üstelik Lawrence’ın aynı tona oynayan bir diğer dizisi Scrubs’ın yıllar sonra geri dönecek ve yeni projesi Rooster‘ın da başlayacak olması, Apple cephesindeki iştahı bölüyor.

Only Murders in the Building (Disney+/Hulu)
Gösterişli kadrosu ve Steve Martin -Martin Short ikilisini kariyerlerinin geç döneminde yeniden parlatması sayesinde popülerliğini hiç kaybetmedi Only Murders in the Building. Ancak ATAS’ın bir noktada, zamanında ödüle boğduğu Modern Family’den bile sıkıldığını hatırlayacak olursak, uzun soluklu komedilerden yavaş yavaş vazgeçme ihtimali yabana atılmamalı. Only Murders bu anlamda koltuğu en çok sallanan dizilerin başında geliyor.

Abbott Elementary (Disney+/ABC)
Bildiğini okuyarak ilerleyen bir diğer yapım da Abbott Elementary. Ancak Only Murders’dan farklı olarak dizinin bir azınlık anlatısı olması ve siyah üyelerin istikrarlı desteğini arkasına alması önemli bir avantaj. Ayrıca network televizyonculuğunun yılda 22-24 bölümlük sitcom disiplinini hâlâ ayakta tutan son kalelerden biri. Roma’yı yeniden keşfetmese de, kalitesini koruması bile adaylık için yeterli bir gerekçe.

The Bear

The Bear (Disney+/FX)
The Bear’ın komedi olmadığı yönündeki kolektif haykırış, diziyi ödül anlamında fazlasıyla yıprattı. Buna rağmen, henüz dışarıda kalmasına yol açacak bir kırılma yaşanmış değil. Meslek birliklerinde Hacks’le birlikte en çok destek gören yapımlardan biri olmayı sürdürüyor. Israrla drama kategorisine başvurulmamasını anlamak zor tabii. O cephede bu destek daha da büyüyebilir, dizi ödül serisini sürdürebilirdi.

Nobody Wants This (Netflix)
İkinci sezonuyla beklentilerin çok altında kalan çaktırmayan İsrail propagandası Nobody Wants This için tehlike çanları çalmıyor, âdeta inliyor. Geçen yıl ilk sekize girmesine imkân tanıyan zayıf yarıştan eser yok bu sezon. Elbette yanılmak mümkün, ancak mevcut tablo yalnızca dizi için değil, başroller için de oldukça karanlık.

Jury Duty Presents: Company Retreat (Prime Video)
Platform değiştiren Jury Duty’nin geri dönüşü netleşti ve yeni sezon 20 Mart’ta başlıyor. Yine bir dizinin ortasına düştüğünü fark etmeyen ana karakterin peşinden sürükleneceğiz. Bu kez James Marsden ayarında bir ünlü olup olmayacağı merak konusu. Tüm detayların sır gibi saklanması ilgiyi diri tutsa da, The Marvelous Mrs. Maisel dışında büyük kategoride varlık gösteremeyen Prime Video’nun kampanya sürecini eline yüzüne bulaştırmaması şart.

Scrubs

Scrubs (Disney+/ABC)
16 yıl sonra 9 bölümlük 10. sezonuyla geri dönen Scrubs, daha önce küllerinden doğan Will & Grace, Frasier ve Arrested Development gibi sayısız Emmy favorisinin yaşadığı kaderi paylaşıp tamamen görmezden gelinebilir mi? Elbette. Ama Cnbc-e kuşağının bir üyesi olarak heyecanlanmamak zor. Üstelik ana ekip dışındaki sürpriz dönüşlerin gizli tutulması, sezonu haftadan haftaya konuşulur kılabilir.

Malcolm in the Middle: Life’s Still Unfair (Disney+/Hulu)
Ana kategoriye yalnızca 2001 yılında ikinci sezonuyla girebilen Malcolm in the Middle, Emmy adaylıklarını Jane Kaczmarek ve Bryan Cranston üzerinden yıllarca artırmıştı. Dört bölümlük Life’s Still Unfair, 20. yılı kutlamak üzere 10 Nisan’da ekranlarda olacak. Emmy kuralları izin verirse mini dizi olarak yarışma ihtimali de masada. Cranston’ın orijinal yapımla alamadığı Emmy bu kez gelir mi sorusu, sezonun en keyifli soru işaretlerinden biri.

Wednesday (Netflix)
İlk sezonuyla deprem etkisi yaratıp büyük dalda adaylık alan Wednesday, ikinci sezonunda Netflix’in seri üretim hattında biraz sönük kaldı. Bu durum sekiz koltukluk yarışın dışında kalması anlamına gelebilir. Yine de tür dizilerini tamamen gözden çıkarmamak gerek. Bu defa kotayı dolduran Wednesday mi olur, yoksa sağ kanattan gelen Murderbot mu, zaman gösterecek.

Palm Royale (Apple)
Grev yılının şanslı adaylarından Palm Royale, ikinci sezonuyla geri döndü. Daha görkemli bir kadro, göz alıcı setler ve yüksek sesli bir anlatı var; ancak bu malzeme 10 bölümlük bir hikâyeyi doldurmaya yetiyor mu, emin değilim. Hem ana dalda hem de oyunculuk kategorilerinde, yarışın boşluklarını doldurmaktan öteye geçmesi zor görünüyor. Wednesday ile benzer meslek derneği ilgisi görmüş olması ise ilginç bir detay.

The Comeback (HBO)
Lisa Kudrow’un Valerie Cherish karakteriyle televizyon tarihine kazındığı The Comeback, üçüncü ve final sezonuyla geri dönüyor. Andrew Scott’ı kadrosuna katan yapım, bugüne dek En İyi Komedi Dizisi dalında hiç aday edilmedi. Ancak kulis bilgileri ve HBO’nun aldığı pozisyon, bu sezon gazın sonuna kadar basılacağına işaret ediyor. Kudrow’un, iki kez Julia Louis-Dreyfus’a kaybettiği Emmy’yi bu kez Jean Smart’ın elinden alması mümkün mü? Komedi yarışının en eğlenceli ihtimallerinden biri de bu.

Sezonun yeni işlerinden bazıları ise, kalite ya da iddia eksikliği yüzünden değil, tonları, türleri ya da anlatı tercihleri nedeniyle ATAS’ın alışık olduğu konfor alanının biraz dışında kalıyor.

A Knight of the Seven Kingdoms (HBO)
Tıpkı The Bear gibi, yarım saatlik süresi nedeniyle komedi dalında yarışma ihtimali bulunan A Knight of the Seven Kingdoms, Game of Thrones evreninin mizahi dozu en yüksek ayağı. House of the Dragon’ı neredeyse otomatik pilotta aday eden Televizyon Akademisi’nin ilgisini çekebilirse, bu dalda yerleşik bazı yapımları dışarı itme potansiyeline sahip. Üstelik teknik branşlardan da kayda değer destek alacağı şimdiden belli. Asıl soru, Akademi’nin bu evreni bir kez daha ne ölçüde ciddiye alacağı.

The Chair Company (HBO)
Senaristler ve editörler gibi iki kritik meslek derneğinden destek gören The Chair Company, eli zaten oldukça kalabalık olan HBO’nun komedi cephesindeki deneysel hamlelerinden biri. Tür olarak The Curse ile The Rehearsal arasında bir yerde durması, dizinin ana kategorilerdeki şansını belirsiz kılıyor. Ancak Tim Robinson mizahının Akademi üyelerine yabancı olmadığı da bir gerçek; özellikle variety ve kısa form dallarında geçmişten gelen bir aşinalık var. En azından senaryo dalında adını görmek şaşırtıcı olmaz. Devam sezonu gelirse, dizi ve erkek oyuncu kategorilerine sızma ihtimali de doğar.

Murderbot (Apple)
Daha zayıf bir yarış yılında ilk sekize rahatlıkla girebileceğini düşündüğüm Murderbot, teknik cephede alabileceği neredeyse tüm meslek derneği desteklerini toplamış durumda. Ancak dizinin anlatısal olarak çok sürükleyici olmayan yapısının, Alexander Skarsgård’un ve bu dönemde soyadını taşıyan herkesin popülerliğiyle ne kadar örtülebileceği tartışmalı. Büyük dalda işi zor olsa da, teknik kategorilerde adını bolca duyacağımıza şüphe yok.

Henüz seyirci karşısına çıkmamış olsa da, kulislerde Emmy potansiyeli konuşulan iki yeni projeyi de anmak gerek.

Rooster (HBO)
Shrinking ve Scrubs’ın üzerine yaz aylarında Ted Lasso ile geri dönecek olan Bill Lawrence, yetmezmiş gibi bir de Steve Carell’le yeni bir diziye imza atmıi. Mart ayında HBO’da başlayacak Rooster’da Carell’e, Ted Lasso’nun Jamie Tartt’ı Phil Dunster ve iki defa Oscar adaylığının kıyısından dönen Danielle Deadwyler eşlik ediyor. Bir üniversite kampüsünde geçen dizide Carell’i, yazarlık yapan bir profesör olarak, okula yeni gelen kızıyla ilişkisini onarmaya çalışırken izleyeceğiz. Kadro ve yaratıcı ekip, diziyi doğrudan Emmy radarına sokmak için yeterli gibi.

Bait (Prime Video)
Bir Prime Video projesi olmasına rağmen, Bait konu itibarıyla ATAS’ın ilgisini çekebilecek işlerden biri. Ancak şartlara göre, Swarm örneğinde olduğu gibi mini dizi dalına kaydırılması da olası. Riz Ahmed’in yazıp yönettiği yapımda, Ahmed’i kariyeri çıkmaza girmiş ve James Bond rolünü kapmak için kampanya yürüten bir aktör olarak izleyeceğiz. Sundance’te izleyenlerin sıkça The Studio benzetmesi yapması beklentiyi yükseltti.

Komedi kategorilerindeki tahminlerim için tıklayınız >>>

MİNİ DİZİ

Mini dizilerde kategorizasyondan ötürü antolojik yapımlar haricinde yarışa geri dönme ihtimali yok biliyorsunuz ki. O yüzden bu başlığı ikiye ayırmak şart: Yayınlananlar ve henüz yayınlanmayanlar. Açılışı, çoktan seyirci karşısına çıkmış olanlarla yapalım.

The Beast in Me (Netflix)
Emmy’nin sevdiği iki oyuncuyu, Claire Danes ve Matthew Rhys’i buluşturan The Beast in Me, bir Netflix dizisi olmasının da etkisiyle kalabalığa karışıp beklenen gürültüyü koparamadı. Buna karşın meslek derneklerinde hatırı sayılır bir karşılık bulmuş görünüyor. İki başrolün yanı sıra Brittany Snow ve Natalie Morales’e kariyerlerinin ilk Emmy adaylıklarını getirme potansiyeli bulunan gerilimin kaderi, büyük ölçüde Netflix’in sezonun geri kalanında hangi yapımları öne çıkaracağına bağlı olacak.

Black Rabbit (Netflix)
Tıpkı The Beast in Me gibi sessiz sedasız ilerleyen ama meslek derneklerinden kayda değer destek alan bir diğer Netflix yapımı da Black Rabbit oldu. Jude Law ve Emmy favorisi Jason Bateman’ı bir araya getiren diziden, Oscar’lı Troy Kotsur’a sürpriz bir adaylık çıkması beni hiç şaşırtmaz. İki başrol arasında ise, en azından şu aşamada, soyadı avantajı sayesinde Bateman bir adım önde duruyor. Hatta Bateman ya da Laura Linney’nin yönetmen dalında adaylıkla anılması bile olasılık dışı değil.

Death by Lightning

Death by Lightning (Netflix)
Netflix kitaplığını eritmeye Death by Lightning ile devam ediyoruz. Önceki iki yapıma kıyasla artizanların da güçlü desteğini arkasına alan dizinin başrolleri Matthew Macfadyen ve Michael Shannon’ın hatırı sayılır miktarda oy toplayacağına şüphe yok. Bununla birlikte gözlerinizi Betty Gilpin ve Nick Offerman’dan ayırmamakta fayda var. Ben Shea Whigham’ı da kesinlikle yabana atmamak gerektiğini düşünenlerdenim. Üstelik dizinin Matt Ross gibi sektörün içinden gelen bir isim tarafından yönetilmiş olması, ATAS nezdinde ciddi bir artı sayılabilir.

Monster: The Ed Gein Story (Netflix)
Ryan Murphy’nin, önceki iki sezonuyla Emmy’de yeterince karşılık bulan Monster serisi, bu kez Ed Gein’i merkezine alan bir sezonla ekranlara döndü. Charlie Hunnam haricinde çok konuşulmamış olsa da, serinin marka refleksiyle yeterli oyu toplayıp ana kategoriye sızma ihtimali hâlâ masada. Kadroda Laurie Metcalf’in yanı sıra, Alfred Hitchcock rolünde prostetiklerin altına gömülmüş Tom Hollander’ın da özellikle dikkat çektiğini not düşelim.

All Her Fault (Peacock)
Meslek derneklerinden Sarah Snook haricinde ciddi bir ilgi görmemiş olsa da All Her Fault, oyunculuk dallarındaki gücüne ek olarak ana dalda da sürpriz yapabilecek bir potansiyele sahip. Üstelik bu kategori için adeta biçilmiş kaftan olan, “ucuz plaj romanı” hissiyatı yaratan mini dizi kontenjanına da cuk oturuyor. Snook’la sınırlı kalmayıp Michael Peña, Jake Lacy ve Dakota Fanning’i de aday listelerinde görmemiz kimseyi şaşırtmamalı.

Ve geliyorum henüz yayınlanmayan dizilere…

Beef (Netflix)
İlk sezonuyla Steven Yeun ve Ali Wong’u ödül yağmuruna tutan Beef, bu kez merkezine iki ayrı çifti alan ikinci sezonuyla geri dönüyor. Charles Melton, Cailee Spaeny, Carey Mulligan, Oscar Isaac, Youn Yuh-jung ve Song Kang-ho’lu kadroyu görüp de heyecanlanmamak elde değil. İlk sezonun referansı o kadar güçlü ki, 16 Nisan’a kadar nasıl sabredeceğiz gerçekten bilmiyorum. Altı oyuncusuna birden Emmy çıkması için yapılabilecek bir şey vardır umarım.

Half Man (HBO)
Baby Reindeer ile müthiş bir başarı yakalayan Richard Gadd’in imzasını taşıyan, HBO-BBC ortak yapımı Half Man, bu sezonun her ödülü toplayan mini dizisi olmaya aday gibi duruyor. Gadd’e Jamie Bell’in eşlik ettiği yapım, uzun yıllar ayrı düşmüş ama bir zamanlar kardeş kadar yakın olan iki adamın hikâyesini anlatıyor. HBO’nun Londra etkinliğinde diziye yönelik heyecan gözle görülür seviyedeymiş. Forumları biraz kazıyanlar, kelimenin tam anlamıyla coşan izleyicilere rastlayabilir.

East of Eden (Netflix)
Bir Netflix işi olduğu için temkinli davranmak şart ama Zoe Kazan’ın kaleminden çıkan bir John Steinbeck uyarlaması, hem de James Dean’li klasik film adaptasyonuna göndermeler barındıracağı söylenen bir formdaysa, heyecanlanmamak zor. Florence Pugh, Christopher Abbott, Mike Faist, Tracy Letts, Martha Plimpton, Joe Anderson ve Ciarán Hinds’li kadro da bu heyecanı fazlasıyla körüklüyor. Emmy sezonuna yetişip yetişmeyeceği henüz netleşmese de kulisler diziyi Mayıs ayında izleyebileceğimiz yönünde.

DTF St. Louis (HBO)
Sinemada The Pursuit of Happyness, The Secret Life of Walter Mitty ve Wonder gibi daha geleneksel işlere imza atan, televizyonda ise Ultra City Smiths ile şahane bir şekilde deliren Steven Conrad’in kara komedisi DTF St. Louis, HBO’nun mini dizi kartelasındaki bir diğer iddialı yapım. Başrollerde David Harbour, Jason Bateman, Linda Cardellini, Joy Sunday, Richard Jenkins ve Peter Sarsgaard var. Hikâye ise orta yaşlarındaki üç yetişkin arasında şekillenen bir aşk üçgeni etrafında dönüyor. Tonu tutturabilirse, oyunculuk dallarında ciddi bir karşılığı olabilir.

Margo’s Got Money Troubles (Apple)
David E. Kelley’nin uyarlamalar kervanına katılan Margo’s Got Money Troubles, kadrosuyla daha ilk bakışta iştah kabartıyor: Elle Fanning, Michelle Pfeiffer, Nick Offerman ve Nicole Kidman. 15 Nisan’da prömiyerini yapacak dizi, geçim sıkıntılarıyla boğuşan genç bir annenin, yazar olma hevesine tutunarak hayatını yeniden rayına oturtma çabasını merkezine alıyor.

Imperfect Women (Apple)
Apple’ın neredeyse hiç reklam yapmadan yayına sürdüğü diziler kervanına katılacak bir diğer yapım da Imperfect Women gibi duruyor. Elisabeth Moss ve Kerry Washington’ı buluşturan dizi, çok satan bir suç romanından uyarlama. Sürükleyiciliğini koruyabilirse, iki Emmy favorisi başrole de adaylık çıkması hiç şaşırtıcı olmaz. Yan rollerdeki Kate Mara, Joel Kinnaman ve Corey Stoll’un ne yapacağını da özellikle merak ediyorum.

Mini Dizi kategorilerindeki tahminlerim için tıklayınız >>>

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
Yorum Yapın

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin