Eleştiri
The Bride! | Frankenstein’ın Faciası
The Bride! (Gelin!) | Yönetmen: Maggie Gyllenhaal | Oyuncular: Jessie Buckley, Christian Bale, Peter Sarsgaard, Annette Bening, Jake Gyllenhaal, Penélope Cruz, John Magaro, Matthew Maher, Zlatko Burić, Jeannie Berlin, Julianne Hough, Louis Cancelmi | Senaryo: Maggie Gyllenhaal (uyarlama), Mary Shelley (roman) | Fransa, ABD | 126′ | Drama, Romantik, Korku
Röportajlarında feminist ajandaya katılma arzusunu fazlasıyla vurgulayan Gyllenhaal’un takkesinin düştüğü bir proje olmuş The Bride!. Yetkin bir anlatıcı olma konusunda kat etmesi gereken çok yol olduğunu hissettiren kargaşası direkt onun tarafından yazılıp yönetilmesine karşın çok sesli bir kimliksizlikten muzdarip ne yazık ki. Tabii ki de kariyeri boyunca daha kötü bir film izlemediğini söyleyen eleştirmenlerin abarttığı kadar değil. Ne de olsa ünlem işaretini başlığına iliştiren bir yapımın dikkat çekmek adına her yolu denemesi de şaşırtıcı değil. 19. yüzyıldan 1930’lara sıçrayan, Mary Shelley’yi doğrudan hikâyeye dahil eden bu yapı, kimseyi memnun etme derdi taşımadığını açıkça ortaya koyuyor. Ama tabii ne pahasına?
Storyboardlarına teker teker çalışıldığı ve haddinden fazla uzatıldığı belli olan sahneleri bir bir sıralarken Frankenstein’ın Gelini’ni klişe adaptasyonlarından koparıp çok da orijinal olmayan bir düzeneğe yerleştirmesi aslında en büyük sorunu The Bride!‘ın. Jessie Buckley’nin performansı ise aldığı Oscar’ı sorgulamamıza sebep olacak ölçüde dengesiz. Filmde bir noktada duyduğumuz “Me too!” çığlığı, anlatının ne kadar yüzeyde kaldığını özetlemek için yeterli bana kalırsa. Gyllenhaal bütçeyi efektif kullanıyor, görsel olarak cazip bir dünya kuruyor, ona şüphe yok. Ancak söyledikleri, çiğ mesajların ve yenilenmeye muhtaç bir bakış açısının ötesine geçemiyor. Dengeli bir anlatı kurmak yerine, dedektif karakterin cinsiyetine yapılan vurgular gibi didaktik tercihlerle yetiniyor. Mesnetli öfkesini bütün bir filme dönüştürmekte zorlandığı çok açık.
The Bride!’ı bir feminist manifesto olarak değil, Gyllenhaal’un oyuncu kimliğini geride bırakıp yönetmenliğe yöneldiği sürecin dağınık bir potpurisi olarak okumak daha doğru. Görsel referansları yeterince ağırlık kazanamasa da, arkasında sinemaya tutkuyla bağlı birinin olduğu hissediliyor. Ne var ki bu niyet, jenerasyonunun en şişirilmiş aktörlerinden Christian Bale’ın fazlasıyla abartılı performansıyla birleşince ortaya yorucu, yer yer itici bir deneyim çıkmış. Aktivizmin kapsayıcılıktan uzaklaştığı bir günce gibi. Yine de kötü niyetli olmadığını belirtmek gerek. Keşke Hildur Guðnadóttir’le çalışarak Joker evreninden çıkmış bir film hissiyatı da yaratmasaymış. Belki o zaman bu post-travmatik etki biraz hafifler, The Bride! yılın en kötüsü olma yarışında Wuthering Heights’la başa baş gitmek zorunda kalmazdı.