Dizi Eleştirisi
Love Story (1. Sezon) | Doksanlara Yazılmış Bir Aşk Mektubu
LOVE STORY (1. Sezon) | Yaratıcı: Connor Hines | Oyuncular: Sarah Pidgeon, Paul Kelly, Grace Gummer, Naomi Watts, Alessandro Nivola, Leila George, Sydney Lemmon, Ben Shenkman, Erich Bergen, Tonatiuh, Noah Fearnley, Dree Hemingway, Constance Zimmer, Jessica Harper, Donal Logue | 43~58′ | Disney+ (Türkiye), FX (ABD)
Yaratıcı konumunda Connor Hines’ın yer alması sebebiyle aslında biraz daha ayrıksı duruyor diyebiliriz Love Story için Ryan Murphy’nin kariyerinde. Dizi, doksanlardan aklımızda kalan hemen her şeye bir selam çakıyor. Carolyn Bessette’in süper model Kate Moss’un önünü açan stil etkisinden, Madonna ile JFK Jr. arasındaki dedikodulara ve ünlü aktris Daryl Hannah’la yaşadığı inişli çıkışlı ilişkiye kadar dönemin ünlüler geçidi de ekrana taşınıyor. Bu aşkın kenarından köşesinden Calvin Klein da eksik olmuyor elbette. Markanın temiz çizgisiyle dönemin modası sade ama o rahatlık hissi hiç kaybolmayan siluetlerle yansıtılıyor. Fondaysa radyoda yakalayınca mutlu olunan, walkman’de döndüre döndüre çalmaktan yıprattığımız kasetlerden devşirilmiş bir çalma listesi var. Gönül telini titreten bir aşkın üstüne, özlemekten canımızın çıktığı doksanların kanlı canlı varlığı eklenince Love Story de tadına doyulmaz bir zaman kapsülüne dönüşüyor.
Dizinin esas alameti farikası ise bu iki ikonik rolü, daha önce büyük yapımlarda görmediğimiz ama isimlerini akılda tutmayı fazlasıyla hak eden iki oyuncuya emanet etmesi. Carolyn’e hayat veren Sarah Pidgeon ve JFK Jr.’ın kardeşi deseler inanacağımız Paul Kelly, yalnızca fiziksel benzerlikleriyle değil, diziyi omuzlayabilmeleriyle de parlıyor. Özellikle Hollywood’un kaslı estetik dayatmaları arasında Kelly’nin tam da doksanların güzellik normlarına denk düşen, “fazla çalışılmamış” bedeni dönemin ruhunu tamamlayan ince bir detay denilebilir. Bu ikilinin olası Emmy adaylıklarına eşlik etmek üzere Jackie Kennedy Onassis rolündeki Naomi Watts, Caroline Kennedy performansıyla özellikle final bölümünde parlayan Grace Gummer ve Calvin Klein olarak en son The Brutalist‘te karşımıza çıkan Alessandro Nivola’yı görmemiz de büyük olasılık.
Elbette Ryan Murphy, American Crime Story’de O.J. Simpson’dan Gianni Versace’ye, Monica Lewinsky’den medyanın suç ortaklığına uzanan sert yorumlarını burada da tamamen kenara bırakmış değil. Love Story, doksanların New York’unda, Sex and the City’e bile ilham olmuş bu aşkı anlatırken ikilinin maruz kaldığı yoğun magazin baskısına ve halkın doymak bilmeyen merakına dokunmaya çalışıyor. Diana’nın vefatıyla kesişen bölümde bunun kokusu iyice ayyuka çıkıyor. Ancak dijital araçların henüz hayatın dokusunu bozmadığı, ünlülüğün nadir ve hak edilmiş, aşkınsa gizemli olduğu bir çağa duyulan hasret, bu sosyal yorumu ister istemez ikincil kılmış. Gönül, New York sokaklarını bisikletiyle arşınlayan John Jr.’da ve kimsenin duru güzelliğini gölgeleyemediği Carolyn’de takılıp kalıyor.
Son olarak getirebilecek bir önemli eleştiri de tüm dikkat dağıtıcı süslerinden arındırılması nihayetinde ünlü olmaktan şikayet eden iki ayrıcalıklı insanın bile bile lades dediği bir ilişki için üzülmemizi beklemesi. Tabii ki de trajik sonun her şeyi gölgeleyen hüznü sayesinde buralara takılmama fırsatı yakalıyoruz; ama belki dokuz bölümden daha kısa bir sürede bizi bırakıp gitse oyalanmanın getirdiği dikkat dağınıklığıyla buralara da takılmazdık sanıyorum ki. Sekizinci bölümü iki başrolünün Emmy klipleri için tasarlamaları ve finalin de Grace Gummer’ın sırtına yüklenmiş dev bir matem pornosu olmasını da çok beğendiğimi söyleyemem. Ama o doksanlar hissine tutununca bunlar da faso fiso oluyor işte. Bryce Dessner’ın muhtemelen bundan sonra sürekli çevireceğim müziklerini de not düşerek, yeni aşklarda buluşmak üzere diyorum Ryan Murphy ve Love Story‘e. Buradan, aynen böyle devam!
Bu yazının ilk versiyonu 13 Şubat 2026 tarihinde Oksijen’de yayımlanmıştır. Dizi finalinin ardından metin genişletilerek ve güncellenerek yeniden düzenlenmiştir.
Pingback: Ben Hepsini İzledim: Disney+ (Kanal Turu #2) - Oscar Boy