Eleştiri
The Drama | Bir İtirafın Ardından
The Drama | Yönetmen & Senaryo: Kristoffer Borgli | Oyuncular: Zendaya, Robert Pattinson, Alana Haim, Mamoudou Athie, Hailey Gates, Zoë Winters, Hannah Gross, Sydney Lemmon, Anna Baryshnikov, Jordyn Curet | 105′ | ABD | Drama, Komedi, Romantik
Filmin ilk bölümünde, hakikat tarafından henüz lekelenmemiş bir aşkın büyüsünü taşıyan romantik komedi dokusuna kolayca kapılıyoruz. Her şey toz pembe. Tuhaf ama çekici bir tanışma hikâyesi, tutkunun hiç sönmediği bir seks hayatı, aksiliklerden damıtılmış romantik anlar… Baş nedimeyle aslında yeteri kadar samimi olmadıklarını öğrenmeden önce ve çok başarılı olduğuna dair bir done önümüze bırakılmasa da büyük bir müzede bu işi almış olmanın getirdiği krediyi Charlie’ye vermeye razıyken sosyal medyanın sayısını fazlaca artırdığı politik polislere de alan açan bir yerde Borgli, bu pembe atmosferi tam da güvenli hissettiğimiz anda keskin bir hamleyle yarıyor. Huzur bozma refleksi kurgusal olarak son derece isabetli bir noktadan devreye giriyor. Devamında ise gerçek ile ihtimaller arasındaki çizgiyi bulanıklaştırarak bu rahatsızlığı katmanlandırmayı sürdürüyor.
Temelinde The Drama’nın niyetine hayran kalmamak zor. Çağımızın hem en göz önünde hem de en yetenekli iki genç yıldızını böylesine çarpık bir anlatının merkezine yerleştirerek, doğrudan sorunun üzerine giden, yapılması zor sohbetlerin kapısını aralıyor. Ancak film, açtığı başlıkların çoğunu derinleştirmekte isteksiz. Masadaki herkesin geçmişine dair itiraflar gelirken, neredeyse bir çocuğun ölümüne sebep olan beyaz kadının ya da zorbalıkla bir hayatı altüst eden beyaz adamın hikâyeleri hızla geçiştiriliyor. Hatta içlerindeki en “hafif” günaha sahip siyah adamın söylediklerinin üzerinde bile durulmuyor. Borgli, toplumsal yapıyı yansıtacak şekilde kötülüğü karakterler arasında önyargılara göre dağıtıyor ama aslında okuma alanı neredeyse tamamen siyah kadına yöneltilen bakış üzerine kurulmaya çok müsait. Ancak bunu yaparken ırk meselesine tuhaf bir görünmezlik atfediyor. Sanki filmin en belirgin gerilim hattı, anlatının kendisi tarafından inkâr ediliyormuş gibi bir durum söz konusu.
Zendaya’nın dünya üzerindeki en güzel varlık olduğuna beni artık tamamen ikna eden The Drama’nın ikinci yarısında ağırlık merkezi belirgin biçimde Charlie’ye kayıyor. Hikâye beyaz adamın, yani Robert Pattinson’ın karakterinin paranoyaları ve giderek derinleşen kuşkuları etrafında şekilleniyor. Kendi affedilemez günahlarına doğru sürüklenişini izlerken, anlatı bu karakteri tam anlamıyla aklamaktan da geri duruyor. Emma’nın eylemden son anda vazgeçme motivasyonunun absürtlüğü de modern aktivizmin ikiyüzlülüğüne dair ilginç bir kapı aralıyor tabii. Asker babasının silahını alıp okul arkadaşlarını öldürmek isteyen kızımız, kendini iyi ifade edebiliyor olması gerekçesiyle arkadaşları tarafından silah şiddetine karşı bir hareketin sözcüsü oluyor ve sonrasında tüm bunların babasına karşı bir tepki olarak doğduğunu ima eden bir yere de geliyor film. Ne var ki bu da dahil olmak üzere pek çok tema, yüzeyde bırakılıyor. Borgli, ilk kazıdan sonra verimli arazilerini neredeyse her yerde terk ediyor.
Bu sene Dune: Part Three ve The Odyssey filmlerinde yine bir arada izleyeceğimiz Zendaya ve Robert Pattinson ikilisi kuşkusuz filmin en büyük kozu. Onlar olmasa filme bu kadar yakından bakar mıydık, emin değilim. Yine de Alana Haim, Zoë Winters ve Hailey Gates gibi bağımsız sinemanın yeni karakter aktrisleri olmaya aday oyuncuların katkısını da anmak gerek. Küçük ama etkili performansları, filmin cesur bir soru sorup korkakça cevap veren kaçak tavrını dengeliyor. Ana akım karşılığı sınırlı olsa da yılın ilk yarısı için dikkate değer bir iş yine de The Drama. Yalnız finali de dahil olmak üzere, filmin vardığı noktaya ikna olmak zor. Beyaz adamın günahlarının tolere edilebilir, siyah kadının varlığının ise bir tür ödeşmeye indirgenebilir olduğu bir dengeye oturmuyor anlatı. Daha da önemlisi, tüm bu sosyal ve görsel okumaları aşarak bir ilişki hikâyesi olarak da derinleşmeyi reddediyor. Geriye, güncel politik iklimi iğneleyen ama yüzeyin altına inmeye yanaşmayan bir film kalıyor.