Eleştiri
Obsession | Rızanın Bittiği Yerde
OBSESSION (Saplantı) | Yönetmen & Senaryo: Curry Barker | Oyuncular: Michael Johnson, Inde Navarrette, Cooper Tomlinson, Megan Lawless, Andy Richter, Haley Fitzgerald, Darin Toonder | ABD | 108′ | Korku, Gerilim
Henüz 26 yaşındaki Barker, saplantı fikrini doğaüstü unsurlarla harmanlayarak yeni neslin ilişki kurmaya dair kaygılarını alışılmadık bir perspektiften ele alıyor. Tuhaflıklarını kişiliğinin ayrılmaz bir parçası hâline getirmiş Bear (Michael Johnston), iş arkadaşı Nikki’ye (Inde Navarrette) hislerini itiraf etmeye cesaret edemezken, tuhaf objeler satan bir dükkânda dilek ağacını andıran gizemli bir nesne satın alıyor. Ardından da fazla düşünmeden, Nikki’nin kendisini dünyadaki herkesten çok sevmesini diliyor. Sonrası ise tahmin edileceği üzere dehşet verici. İnsanlığını adım adım yitiren Nikki, tehlikeli bir sadakat anlayışı, doymak bilmeyen bir sevgi ihtiyacı ve rıza kavramını tamamen ortadan kaldıran bir arzuyla Bear’a bağlanıyor. İlgi görmediğinde deliren, öfke nöbetlerinde Bear dışında herkese ve her şeye zarar vermekten çekinmeyen genç kadının aşkı kısa sürede bütünüyle bir obsesyona dönüşüyor.
Çocukluk travmalarını merkezine alan korku filmlerinin yerini, ikili ve özellikle romantik ilişkiler üzerine gözlemler yapan yapımların almaya başladığı bir dönemde Barker da kendi kuşağının ruh hâlini perdeye taşıyor. Heteronormatif aşk ve cinsellik anlayışı içerisinde kadınlarla erkekler arasındaki uçurumun giderek derinleştiğini gözlemleyen yönetmen, “yalnız erkekler” meselesini doğrudan tartışmasa da çıkış noktasını bu “normal” görünen esas oğlanın özgüven eksikliğinden kuruyor. Hoşlandığı kadına duygularını söyleyemeyen, reddedilme korkusuyla dünyanın en saçma çözümüne sarılan Bear, aslında tam anlamıyla bir oksijen israfı. Bir kadının hayatını bencilce lanetlemesi, yaşanan onca felakete rağmen yaptığının rızasız bir ilişkiye dönüştüğünü fark ettikten sonra bile büyüyü bozmak için ciddi bir çaba göstermemesi de “yeni model erkek” portresinin en çarpıcı tarafını oluşturuyor.
Buna rağmen, empati kurması güç bir ana karakter üzerinden beden bütünlüğü ve rıza üzerine geniş çerçeveli bir korku filmi kurmaya çalışan Obsession‘ı fazlasıyla kolaycı bulduğumu söylemeliyim. Nikki’nin dönüşümüyle birlikte yaratılan korku filmi şablonu hiç şaşırtmıyor, genç kadın tam da beklediğimiz biçimlerde kontrolden çıkıyor. Barker grafik şiddeti göstermekten çekinmeden seyirciyi koltuğunda zıplatmaya özel bir çaba harcamıyor belki, ancak bütün bunları sağlam bir öyküyle desteklemek konusunda da aynı cesareti gösteremiyor nedense. Perdede beliren her karakter, daha ilk anından itibaren tahmin ettiğiniz işleve hizmet ediyor, kamera biraz yön değiştirse göreceğimizi bildiğimiz manzara da hiçbir zaman beklenmedik bir yere evrilmiyor. Kimliği büyük ölçüde mesajına yaslanan film, 110 dakikalık süresi boyunca gevşek kurgusuyla aynı temaları tekrar tekrar aşındırıyor.
Benim ve muhtemelen bir çocuğumuz filmin asıl sürprizi ise Inde Navarrette oldu kesinlikle. Daha önce izlemediğim genç oyuncu, başka birinin elinde sıradan bir korku filmi karakterine dönüşebilecek Nikki’yi, yarattığı dehşete rağmen izlemeye devam etmek istediğiniz canlı bir figüre dönüştürüyor. Karakteri yalnızca lanetin etkisi altında değerlendirmemize izin vermeyen, filmin başında yalnızca birkaç dakikalığına tanıdığımız gerçek Nikki’yi dönüşümün ardından bile hissettirebilen performansı gerçekten takdire şayan. Üstelik rol arkadaşı Michael Johnston’ın filmin büyük bölümünü sırtlayan histerik oyununu zaman zaman gölgede bırakmayı da başarıyor. Filmi tam anlamıyla ikna edici bulamasam da, yıl sonuna kadar adını sıkça duyacağımız kampanya sürecinde Navarrette’nin hak ettiği karşılığı bulmasını içtenlikle umuyorum.