Takip et

Eleştiri

Masters of the Universe | Gücün Değil, Nostaljinin Peşinde

tarihinde yayınlandı.

Masters of the Universe

Masters of the Universe | Yönetmen: Travis Knight | Oyuncular: Nicholas Galitzine, Camila Mendes, Idris Elba, Jared Leto, Alison Brie, James Purefoy, Charlotte Riley, Morena Baccarin, Jóhannes Haukur Jóhannesson, Jon Xue Zhang, Sam C. Wilson, Sasheer Zamata, Christian Vunipola | Senaryo: Chris Butler, Aaron & Adam Nee, David Callaham | ABD, Avustralya, Kanada, İzlanda | 140′ | Aksiyon, Macera, Fantastik, Bilimkurgu

Masters of the UniverseHer ne kadar seksenlere damga vurmuş karakterler olsalar da, doksanlar çocuğu olarak çizgi film hafızamın önemli bir kısmını He-Man ve She-Ra oluşturuyor. Sonrasında Herkül ve Zeyna ile devam eden rol yapma oyunlarımın da vazgeçilmez kahramanı olmuş He-Man’i, o korkunç saç modeline rağmen öyle benimsedim ki Netflix’te yayınlanan yeni nesil animasyonlarını bile ilk gününde izledim. Bu yüzden karakterin yeniden bir medya franchise’ı olarak sinemaya taşınacağı haberi beni fazlasıyla heyecanlandırmıştı. He-Man’in, kendini çok da ciddiye almadan işini icra eden Nicholas Galitzine gibi bir yıldıza emanet edilmesinin de beni nasıl mutlu ettiğini tahmin edersiniz. 1987 tarihli sinema uyarlamasından bu yana beyazperdeden uzak kalan karakter, Barbie’nin başarısının ardından elindeki markaları yeniden değerlendirmeye başlayan Mattel’in yeni hamlesi olarak geri dönüyor. Ancak aynı çatı altından çıksalar da, Masters of the Universe çok farklı bir yaratıcı damardan besleniyor. Özgeçmişinde Kubo and the Two Strings gibi çığır açan bir stop-motion animasyon bulunan Travis Knight’ın yönettiği film, Eternia saldırı altındayken henüz çocuk yaştaki Prens Adam’ın Güç Kılıcı’yla birlikte Dünya’ya gönderilmesiyle açılıyor. Ancak kılıcı burada kaybeden Adam, aradan geçen on beş yıl boyunca gerçek kimliğinden habersiz bir yaşam sürüyor. Ta ki kaderi onu yeniden Eternia’ya çağırana ve İskeletor’a karşı vereceği ölüm kalım mücadelesine sürükleyene kadar.

Masters of the Universe

Sarışınlığa atfedilmiş aptallık klişelerini hep kadınlar üzerinden okuyan mizojinist yapıya bodoslama dalarak başlıyor Masters of the Universe. Adam, büyük gücün büyük sorumluluk getirdiğini ve damarlarında dolaşan kanın ona neler vadettiğini keşfedene kadar girdiği her kavgadan neredeyse tamamen acemi şansıyla sıyrılıyor. Filmin de tam bu noktada gereğinden fazla oyalandığını söylemek gerek. Üstelik o alıştığımız canlı Eternia renklerini kırmızı ve siyah tonlarına çekerek, ilk Captain America filmine de ilham verdiği iddia edilebilecek o dünyayı uzun süre tekdüze bir atmosfer içinde tanıtıyor. İnsan kaynaklarında dünyalar sıkıcısı bir iş yapan Adam nihayet Eternia’ya adım attığında ise tek beklentimiz, avuç içi kadar kostümü ve geniş kol kaslarıyla kılıcını havaya kaldırdığı ana ulaşmak oluyor. Ancak Travis Knight, olası devam filmlerine alan açarcasına ağırdan almayı tercih ediyor. Stop-motion geçmişinin de etkisiyle gerçek oyuncuları, adeta bir animasyondan fırlamış hissi veren oyuncağımsı setlerin içine yerleştiriyor.

Kendiyle dalga geçebilme konusunda başrolünü emanet ettiği Nicholas Galitzine’in personasıyla uyumlu bir senaryosu var Masters of the Universe‘ün. Yok olmaya yüz tutmuş bir dünyanın kurtarılmasının öneminden hiç şüphe duymuyoruz ama bu maceranın sonunda işlerin gerçekten ters gidebileceğine de bir an olsun inanmıyoruz. He-Man, sayısız kez alt edeceğini bildiğimiz düşmanını yere serdiğinde İskeletor’un gözlerinde korkuyu, kendi yüzünde ise o aşina olduğumuz gururlu tebessümü görüyoruz. Kısacası Masters of the Universe, yenilikçiliğin değil konforun filmi. Daniel Pemberton’ın seksenlerden güç alan sentezleyici ağırlıklı müziklerinde, filmin kurduğu görsel dünyada ve İskeletor’un neredeyse birebir çizgi filmden çıkıp gelmiş gibi tasarlanmasında aynı motivasyon hissediliyor; o da nostaljiyi mümkün olduğunca canlı tutmak. Üstelik bunun çoğu zaman işe yaradığını da söylemek mümkün. Film, seyircisini şaşırtmak yerine çocukluğuna geri götürmeye programlı.

Masters of the Universe

Postmodern imaların kırk yıl öncesinden gelen referanslarla buluştuğu, baştan sona kitsch bir evren kuran Masters of the Universe‘ün en büyük problemi korkaklığı. Film, He-Man’le büyüyen kuşağın ilgisinin yalnızca nostaljiyle sınırlı kalacağına ve yeni bir hayran kitlesi yaratamayacağına o kadar ikna olmuş ki en küçük riski bile almıyor. Fiziksel görünümü sayesinde yıllardır gay kültürünün önemli ikonlarından biri hâline gelen He-Man’in ve camp estetiğiyle öne çıkan rakiplerinin kuir kodlarını da neredeyse tamamen görmezden geliyor. Yönetmenle birlikte Laika’da çalışan Chris Butler’ın, ortalama komedilerle tanınan Nee Kardeşler’in ve Marvel geçmişli David Callaham’ın birlikte yazdığı senaryo bir hayli steril. He-Man olabilmek için aylarını spor salonunda ve sıkı bir diyetle geçiren Galitzine’in bedeninden bile çekiniyor kamera. Ama bu durum, Türkiye’ye hâlâ Orta Doğu tarifesi uygulayan Prime Video’nun bölgesel içerik anlayışıyla da kusursuz biçimde örtüşüyor. Ülkemizdeki kütüphanesine ekleneceğini önceden duyurma zahmetine bile girilmeyen filmi sansürlemek için tek bir kare üzerine dahi düşünmelerine gerek kalmamıştır muhtemelen.


Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
Yorum Yapın

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin