Dizi Eleştirisi
The Five-Star Weekend (1. Sezon) | Beş Yıldızlı Kaçış

The Five-Star Weekend (1. Sezon) | Yaratıcı: Dekah Brunstetter (uyarlama), Elin Hilderbrand (roman) | Oyuncular: Jennifer Garner, Gemma Chan, D’Arcy Carden, Regina Hall, Chloë Sevigny, Harlow Jane, Timothy Olyphant, Josh Hamilton, David Denman, Henrik Eikenberry, Judy Greer, West Duchovny, Rob Huebel, Vella Lovell | 45′ | TOD (Türkiye), Peacock (ABD)
Nicole Kidman ve Reese Witherspoon’lu Big Little Lies‘ın büyük başarısından sonra kadın arkadaşlıklarını odağına alan dizilerin sayısı belirgin biçimde arttı. Hollywood, sinemada kadın merkezli hikâyelerin değerini kavramakta geç kalmış olabilir. Ama televizyon seyircinin bu anlatılara duyduğu ilginin yıllardır farkında. Bir zamanlar kadınları bir erkek uğruna karşı karşıya getiren klişe anlatıların yerini artık kendi hayatlarının öznesi olan, birbirine tutunan ve dayanışan kadınlar alıyor. TOD’da sekiz bölümüyle birden izleyiciyle buluşan The Five-Star Weekend de bu geleneğe eklenen yeni yapımlardan biri. Dizi, eşini beklenmedik bir şekilde kaybettikten sonra hayatı altüst olan ünlü yemek influencer’ı ve çok satan yazar Hollis Shaw’ın (Jennifer Garner) yas sürecini merkeze alıyor. Kendi acısını yıllardır yaptığı gibi içine gömmeye çalışan Hollis, bir yandan da genç kızını ayakta tutmaya çalışıyor. Bir arkadaşının önerisiyle hayatının farklı dönemlerinden dört kadını, Massachusetts açıklarındaki büyüleyici Nantucket Adası’ndaki evinde geçirecekleri bir hafta sonuna davet ediyor. Elbette herkes kendi yüküyle geliyor. Kız kardeşi gibi gördüğü çocukluk arkadaşı Tatum (Chloë Sevigny), patoloji sonucunu beklerken adaya sığınıyor. Üniversiteden arkadaşı Dru-Ann (Regina Hall), sosyal medyada uğradığı linçten uzaklaşmaya çalışıyor. Grubun en saf halkası Brooke (D’Arcy Carden), yanında çalışan bir kadına tacizde bulunan eşinin yarattığı gerçekle yüzleşmeyi sürekli erteliyor. Hollis’in hayranı olarak masaya oturan Gigi (Gemma Chan) ise okyanusun öte tarafından, kendi sırlarını da beraberinde getiriyor.
Yıldız oyuncularla dolu kadın arkadaş gruplarının mutlaka bir cinayet ya da büyük bir skandal etrafında bir araya gelmesine o kadar alıştık ki The Five-Star Weekend‘in baştan sona bir konfor dizisi olmayı seçmesi ferahlatıcı geliyor. Güzel evler, iştah açıcı sofralar ve Nantucket’ın kartpostallık manzarası eşliğinde ilerleyen yapım, beş kadının geçmişlerinden taşıdığı yüklerle yüzleşmesine odaklanıyor. Kimi hastalığıyla, kimi evliliğiyle, kimi de her şeyi kontrol etme arzusuyla çıkmazda. Sorunların tamamı hayatın içinden; bazıları melodramın dozunu yükseltse de bazıları gündelik hayatın sessiz krizlerinden besleniyor. Nihayetinde hepsi televizyonun sevdiği sıcak ve güvenli çözümlerle sonuca bağlanıyor. Dizinin, daha önce The Perfect Couple uyarlamasıyla da televizyona taşınan Elin Hilderbrand’ın bir başka plaj romanından adapte edildiğini söylemek, nasıl bir atmosferle karşılaşacağınızı anlatmaya yetecektir. This Is Us‘ın senaryo odasından deneyimli Bekah Brunstetter, romanın çizgisinden fazla sapmadan, Amerikan ana akım izleyicisinin rahatlıkla içine girebileceği bir anlatı kurmaya gayret ediyor.
Çok ciddiye almadan tüketilmesini tavsiye ettiğim The Five-Star Weekend‘in asıl hazinesi tabii ki bir araya getirdiği oyuncular. Alias sayesinde yıldızlaşan Jennifer Garner’ın kaptanlığındaki kadroda bağımsız sinemanın yaşlanmayan aykırı prensesi Chloë Sevigny, komediden korkuya her türde kendini kanıtlamış Regina Hall, The Good Place ile gönülleri fetheden D’Arcy Carden ve son on yıldır nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde her yerde karşımıza çıkan Gemma Chan güçlü bir uyum yakalıyor. Ne var ki dizi, ayrıcalıklar içinde yaşayan bu kadınları bugünün Amerika’sının kültürel hassasiyetleri üzerinden tanımlamaya çalışırken sık sık tökezliyor. Günümüzün “woke” tartışmalarına dair söyledikleri, modası çoktan geçmiş cümlelerden ibaret. Yetmiyormuş gibi, hikâyeye eklenen kuir katman da yapılacaklar listesinden bir maddeyi işaretlemek için yazılmış hissi veren, aceleye getirilmiş bir aydınlanma hikâyesine dönüşmüş. Sonuçta ortaya, bugünün gençlerinin ne konuştuğunu sosyal medyadan takip edip bunu senaryoya taşımaya çalışan ama onların dünyasını gerçekten kavrayamayan bir bakış çıkıyor.
Gerçeklerden birkaç saatliğine uzaklaşmak isteyenler için cazip bir kaçış rotası sunuyor The Five-Star Weekend. Bir yanıyla, Netflix Türkiye’nin yerel yapımlarını anımsatıyor. Hikâyeden çok karakterlerin giydiği kıyafetleri, oturduğu evleri ve kusursuz sofraları seyretmemiz için tasarlanmış gibi. Tek fark, bu kez fon Amerika’nın devasa evleri, sonsuz yazı ve tereyağına bulanmış top kekleriyle çok daha iştah açıcı. O yüzden ortaya çıkan manzara da ister istemez daha cazip. Herhangi bir Beymen’den alınan parçalarla yapılmış kombinlerden etkilenmemiz gerekmiyor yani. Bir süre sonra kendinizi bir Nancy Meyers filmine ışınlanmış gibi de hissediyorsunuz. Mutfak, eline hiç tava almamış izleyiciyi bile ekranın ötesinden çağırıyor. Elbette Meyers’ın dünyasından farklı olarak burada romantizmin değil, yasın, iyileşmenin ve yeniden ayağa kalkmanın peşindeyiz. Keşke bütün bunlar, çok satan kişisel gelişim kitaplarının sunduğu kolay cevaplardan biraz daha fazlasını vaat edebilseymiş.
Bu yazının ilk versiyonu 10 Temmuz 2026 tarihinde Oksijen’de yayımlanmıştır. Metin, Oscar Boy için genişletilerek yeniden düzenlenmiştir.
Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



















