Dizi Eleştirisi
Apple TV’de Yaz Sezonu Nasıl Geçti?
Artık her yazımda hatırlatmaktan bıktım bunu; ama evet, duymayan kaldıysa tekrarlayayım: Apple TV bizim ülkemize hâlâ giriş yapmadı. Bunun sebepleri arasında Apple TV ile TV+ arasındaki isim benzerliği gösterildi, ki Apple’ın servisinin adından artı işaretini kaldırmasıyla bu engelin de ortadan kalktığını söyleyebiliriz. Bunun haricinde Orta Doğu pazarına genel olarak girmekten çekindikleri, telif meseleleri yüzünden filmlerinin önemli bir kısmının burada kitaplıkta yer alamayacağı ve tabii maliyetle ilgili sorunların da etkili olduğu iddia edildi. Şu sıralar eski adaşları TV+, geçmişe dönük Apple orijinal yapımlarını seyirci karşısına çıkarsa da hâlâ bir hareket yok. Peki bu bizi yıldırıyor mu? Asla!
Severance, Pluribus, Widow’s Bay derken Apple, televizyonda HBO’nun koltuğuna göz dikti ve emin adımlarla ilerliyor. Dev bütçeleri doğrudan prodüksiyona yatırıp reklam yapmakla pek uğraşmayarak da kendilerine has bir stil izliyorlar. Dünyanın en çok kâr eden şirketlerinden biri olması sayesinde televizyon kanadında kısa vadeli bir maddi kazanç elde etme derdinin diğer platformlar kadar öncelikli olmadığı hissediliyor. Tek hedef kültürel etkiymiş gibi ve bu hususta da ne kadar başarılı oldukları ortada. Ben de platformdan çıkan her şeyi eksiksiz tükettiğim bir yazı daha geride bırakmışken, olur da “Bunlar neymiş?” dersiniz diye fikirlerimi paylaşmak istedim. Hepsini Biricik Emmycik‘te anmış olsam da şöyle yazılı formda teker teker analım bakalım Lucky, Maximum Pleasure Guaranteed, Cape Fear ve Sugar‘ı.
Yaratıcı: Jonathan Tropper (uyarlama), Marissa Stapley (roman) | Oyuncular: Anya Taylor-Joy, Annette Bening, Clifton Collins Jr., Aunjanue Ellis-Taylor, Timothy Olyphant, Mo McRae, Drew Starkey, Eric Lange, William Fichtner | 39~48′
LUCKY (Mini Dizi) | Sanki Bunu İzlemiştik
Yine Apple için yaptığı Your Friends & Neighbors ve 2010’ların iz bırakan yapımlarından Banshee’nin yaratıcısı Jonathan Tropper’ın imzasını taşıyor Lucky. Marissa Stapley’nin aynı adlı romanından, Reese Witherspoon’un yapım şirketinin desteğiyle seyirci karşısına çıkan mini diziye federal ajanlardan kaçan Anya Taylor-Joy ile açıyoruz. Eşiyle birlikte yaptıkları soygunun ardından köşeyi dönmeyi beklerken dolandırılıp ortada bırakılmış, hapisteki babasının da ömrü boyunca attığı kazıklar sayesinde kendi kendine hayatta kalmayı öğrenmiş genç bir kadın Lucky. Tansiyonu zaman zaman yükselten bu suç geriliminde uçup giden kocasının ve o yüklü miktardaki paranın peşine düşüyor; parayı esas sahiplerine teslim edip temiz bir sayfa açmak uğruna herkesle masaya oturuyor ama aslında kimseye bağımlı kalmadan kendi yolunu çiziyor.
Bir takım tesadüfler zincirine bağlandığı andan itibaren türünün daha önce izlediğimiz örneklerinden pek de ayrışamadığı için dizi kendi başına konuşulmaya pek değer değil açıkçası. Anya Taylor-Joy’un sürekli ağzını küçülterek verdiği durağan mimik galerisinde gezinmek de bana keyif vermiyor. Ancak Annette Bening’in kayınvalide/anne/mafyatik kraliçe karışımı karakteri leziz. Aunjanue Ellis-Taylor’ın hep en yüksek tondan sunduğu manik oyunculuğun karşısında Bening iyice içine dönerek oynuyor ve gözlerindeki ifade değişiklikleriyle kapatıyor her sahneyi. Oscarsız efsanemiz bundan daha iyi bir senaryoyu hak ediyordu, orası kesin. En azından Timothy Olyphant’a her bölüm açılışında saçılan bağlamsız aforizmaların olmadığı bir dizide döktürseydi, eminim o da daha mutlu olurdu.
Yaratıcı: David J. Rosen | Oyuncular: Tatiana Maslany, Jake Johnson, Jessy Hodges, Jon Michael Hill, Charlie Hall, Kiarra Hamagami Goldberg, Nola Wallace, Dolly de Leon, Brandon Flynn, Murray Bartlett, Tara Summers | 28~40′
MAXIMUM PLEASURE GUARANTEED (1. Sezon) | Peşin Peşin Kaos
Stresli iş habitatına komedi katan The Bear ya da korku türünü mizahla yeniden keşfe çıkan Widow’s Bay‘den daha yüksek bir komedi tonuna sahip Maximum Pleasure Guaranteed, suç gerilimi janrına da mizahı karıştırıyor. Tatiana Maslany’nin başrolünde yer aldığı, Murray Bartlett, Jake Johnson ve Brandon Flynn’in de kendisine eşlik ettiği dizi, yeni boşanmış bir anneyi alıyor merkezine. Gazetecilik yapan Paula, boş vakitlerinde internetten tanıştığı jigoloyla kameradan kameraya sohbet ederken özel hayatını fazla anlatmış olmasının acısını çekmeye başlıyor. Tam velayet davası sırasında şantaja uğruyor, bu da yetmezmiş gibi görüştüğü “rentboy” öldürülünce baş şüphelilerden biri hâline geliyor. Gazetecilik refleksleriyle olayı kendi kendine çözmeye çalışırken de iyice dibe batıyor.
Biçim olarak çok dinamik bir dizi Maximum Pleasure Guaranteed. Kameranın kimi, hangi açıdan yakalayacağını tahmin edemiyor, kurguda nerelere savrulacağımızı kestiremiyoruz asla. Ama üçük ölçekli bir öyküsü olmasına rağmen çok fazla parçaya bölünmesi bence zararına oluyor. Paula’nın kendi iç dünyası, eski eşi ve onun yeni karısıyla yaşadığı çatışmaların üzerine polisler, bir katil, o katilin esas patronları, öldürülen çocuğun arkadaşları, yok işte okul aile birliğinin anneleri, iş yerinde mesaisini paylaştığı gençler derken yarım saatlik koşturmaca çorbaya dönüyor. Olay örgüsünü beşinci bölümde bitirdikten sonra üstüne iki yeni hikâye daha yazmasını da savunmak mümkün değil. Ancak bu kaosa bodoslama dalışı belli ki bilinçli. Dünyasını tam da buradan kurduğu için garip bir şekilde işliyor. Neredeyse her bölümün sonunda dizi bitiyor gibi yapmasına rağmen seyircisini bir sonraki haftaya sürükleyebiliyor.
Yaratıcı: Nick Antosca (uyarlama), John D. MacDonald (roman) | Oyuncular: Javier Bardem, Amy Adams, Patrick Wilson, Joe Anders, Lily Collias, CCH Pounder, Malia Pyles, Jamie Hector, Anna Baryshnikov, Dot Cloud, Eric Mendenhall, Paul Schneider, Miles Mussenden, Margarita Levieva, Ron Perlman, Juliette Lewis | 46~57′
CAPE FEAR (Mini Dizi) | Tahammül Sınırlarında
John D. MacDonald’ın 1962’de J. Lee Thompson, 1991’de Martin Scorsese tarafından uyarlanan romanı, bu defa Nick Antosca’nın (Channel Zero, The Act, A Friend of the Family) ellerinde mini dizi formunda yeniden vücut buldu. Javier Bardem, Amy Adams ve Patrick Wilson gibi A sınıfı bir kadroyu bir araya getiren Cape Fear, Antosca’nın açıklarken bile irkildiğimiz aile ilişkilerine odaklanan kariyerine tabii ki çok yakışmış. Dizi, 17 yıl önce “haksız yere” hapse girmiş acımasız bir suçlunun, çıkar çıkmaz davası sırasında avukatlığını ve savcılık makamı görevini üstlenmiş, şimdi ise evli olan çiftten intikam almasını konu ediniyor. Ancak bu sıradan bir intikam değil. Çocuklarının zayıf karnına çalışan, aile üyelerinin gerçeklik algısıyla oynayan, dört bir yandan hayatlarını işgal edip saldıran, planlı ve hukukun kendisine tanıdığı boşlukları çok iyi değerlendiren bir intikam bu. Yalnız dizinin bu hususta seyirciyi ikna edebildiğini söylemek güç.
Bir kere sapsarı bir dizi çıkarmış ortaya Antosca. Güneş tepemizden hiç çekilmiyor ya da sarı filtreli polaroid gözlüklerimizi hiç çıkarmıyormuşuz gibi izliyoruz Cape Fear‘ı. Ben orijinalinden de pek haz etmem ancak bu defa vakit olarak da imkân tanındığından tüm o caniliklerin üzerinde daha fazla mesai harcanıyor elbette. Bunlardan kaçı mantıklı diye sorarsanız şayet, net bir cevabım yok. Çünkü iddia ettiği kadar “zeki” gelmiyor o planların hiçbiri. Bir de üstüne oyunculara mübalağaya iyice dayandıkları performanslar verme şansı sunulmuş. Bilhassa Amy Adams, ağzına hiç oturmayan bir şiveyle başka bir galaksiden sesleniyor gibi. Şunu anlıyorum; Cape Fear varoluşu gereği “campy” bir katmana sahip ve dolayısıyla kimi anlarda absürt parçaları birleşmeyebiliyor. Ancak bunu yapay zekâdan iptal kültürüne kadar her tabağa ekmek banarak yapmaya çalıştığınızda kakafoniye dönüşüyor her şey. Uzun zamandır sonunu getirmekte en zorlandığım dizi oldu. Bu kadroya ve kimlikli olma merakı diziyi gölgeleyecek kadar ileri giden yönetmenliğine rağmen hem de…
Yaratıcı: Mark Protosevich | Oyuncular: Colin Farrell, Jin Ha, Tony Dalton, Raymond Lee, Sasha Calle, Laura Donnelly, Shea Whigham, Jack Topalian, Akrosia Samson, Bernard White, Laura San Giacomo, Mireille Enos | 28~40′
SUGAR (2. Sezon) | Uzatmalar
Kimselerin izlemediği en vasat dizi Sugar, neden onay verildiğini bilemediğimiz ikinci sezonunda da hikâyesini sakız gibi uzata uzata sekiz bölümü tamamladı. Colin Farrell’ın başrolünde yer aldığı dedektiflik dizisi bu defa Los Angeles’ın albenili taraflarıyla değil, arka sokaklarıyla ilgileniyor. İki göçmen kardeşe yardım eli uzatan Sugar’ımız, kolonisinin gezegenine dönmesinden sonra artık belli kurallara tabi tutulmak zorunda kalmadığından daha özgür bir uzaylı bu defa. Öldürmeye, sevişmeye ve dünyevi zevklere tamamen kucak açmasa da bu yollara kendini kapatmıyor. Yine sinema sevdası sayesinde her bölüm Hollywood’un altın çağından kareleri hatırlıyoruz. Buna bağlı olarak dizinin yaratıcıları ve birlikte çalıştıkları yönetmenler, noir tarafını da iyice görünür kılıyor. Ama en başından beri olduğu gibi şöyle bir sıkıntı var: Sugar’ın süresini doldurmaya yetecek malzemesi mevcut değil elinde.
Colin Farrell’ı her hafta ekranlarımızda görmek büyük bir ayrıcalık elbette. Kariyerini nerelerden alıp hangi noktalara taşıdığı düşünülürse, şanslı bile hissedebiliriz kendimizi. Giderek daha iyi bir hâl alan oyunu, burada ekonomik fırsatlardan ötesine izin vermeyen rolü sayesinde iyice devleşiyor. Sadece kurgu masasında atılması gereken sahnelerden bir kolaj izliyormuşuz hissi baki olduğu için çabuk sıkılıyoruz. Bu defa daha sağlam bir kötü olarak Tony Dalton’ı kadrosuna alan yapım, finalinden neredeyse iki hafta önce tüm konuyu kapatacak bir yere getiriyor kendini. Sonrasında ise 60 dakika daha lafı dolandırarak oyalıyor. Hele ki belli kavuşmaların yaşandığı o son bölümde, olur da Apple TV acır ve üçüncü sezon onayı verirse diye yapılanları açıklayabilmek mümkün değil. Zararsızlığına sarılıp light muhtevasını görmezden gelemiyorum kısacası. Tamam, John Sugar’ın dışarıdan bir göz olarak nasıl da yozlaştığımızı bize söylemesi güzel ve bizim de onu çamura çekmemiz zengin sayılabilecek bir bakış açısı. Ama bunu 100 dakikalık bir filmde de halledip dağılabilirdik sanki.