Tiyatro
Zengin Mutfağı: Şener Şen’i kanlı canlı izleme ayrıcalığı
Gizem Ergün, Şener Şen ve Onay Kaya
Bu sene başlayan tiyatro turnemde şahane bir buluşma gerçekleşti geçen hafta. Hayatımda ilk kez Şener Şen’i sahnede döktürürken kanlı canlı izleme ayrıcalığına eriştim! Vasıf Öngören’in 1977’de kaleme aldığı Zengin Mutfağı, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük işçi hareketlerinden biri olan 15-16 Haziran 1970 direnişini bir köşkün mutfağına taşıyor. Patronun ortadan kaybolmasıyla başlayan hikâyede, evin aşçısı Lütfü Usta ve diğer çalışanlar, dışarıda büyüyen politik gerilimin kendi hayatlarına nasıl sızdığını anlamaya ve tabii seyirciye aktarmaya çalışıyor. Bir tarafta sınıfsal konumunun farkında olmadan yıllardır aynı düzenin içinde yaşamını sürdüren insanlar, diğer tarafta bu düzenin devamı için her türlü aracı kullanmaktan çekinmeyen sermaye sahipleri var. Büyük toplumsal dönüşümlerin sıradan insanların gündelik hayatında açtığı çatlakları mizahla takip eden, bir hayli aşina olduğumuz bir aritmetiğe sahip kısacası metin.
Şener Şen’in yaklaşık 40 yıl aradan sonra yeniden Lütfü Usta olarak sahneye çıkmasıyla dikkatleri üzerine çeken DasDas prodüksiyonu, esasında 2025’te bir veda gerçekleştirmişti. Ancak Doğu Yaşar Akal ile birlikte oyunun yönetmenliğini de yapan Şen, yoğun istek üzerine sahneye geri döndü. Pek kıymetli aktörümüz Savaş Dinçel’in oğlu Barış Dinçel’in dekor tasarımında hayat bulan mutfaktan girmek lazım söze. Oyunun sınıfsal hiyerarşisini kapısında havlayan köpeği, neredeyse göklere tırmanan merdivenleri, kalabalık tezgâhları ve ocağında sürekli pişen etiyle kuran bu tanıdık tiyatro atmosferi, daha ilk andan içine çekiyor insanı. Sahneleme tercihleri de yenilikçi değil ama kesinlikle efektif. Metnin anlatısına sadık kalan, karakterlerin dönüşümünü seyircinin rahatlıkla izlemesine imkân tanıyan, büyük sürprizlere başvurmadan dramatik tavır değişiklikleriyle ilerleyen bir yorumla karşı karşıyayız. Ritmi bozmayan ama sahne üzerindeki hareketliliği sınırlayan bir aksiyon planı var diye de özetlenebilir kabaca.
Uğur Arda Başkan ve Şener Şen
Öngören’in metninin bugün hâlâ karşılık bulması tabii ki de bir hayli acı. Emek-sermaye ilişkileri, insanların ekonomik çıkarları doğrultusunda saf değiştirmesi, otoriterleşen bir düzende gündelik hayatın giderek dar bir alana sıkışması ve politik şiddetin de bu sırada sıradanlaşıp bir sürpriz olmaktan çıkarak hayatın olağan bir parçasına dönüşmesi çok tanıdık. Yalnız Zengin Mutfağı, bütün bunları 1970’lerin Türkiye’sinden bugüne basit bir hizada çekebilecek olsa da Şener Şen’in faşizme açıkça bela okuduğu tek bir an haricinde o muğlak tonu pek bırakıyor denemez. Tarihsel olaylar daha çok birer hatırlatma gibi önümüze konuyor. Seyircinin kendi yaşadığı zamanla bağlantı kurması da büyük ölçüde kendi muhakemesine bırakılıyor. Metin, 15-16 Haziran’dan 12 Mart sonrasına uzanan dönemin politik atmosferini anlatmakta ürkek sanılmasın tabii. Sadece artık bu tür manzaraların bugünkü izdüşümlerine dair bir şeyler görmeye duyduğum açlık tırmaladı beni. Emekçinin güvencesizliği, sermayenin dokunulmazlığı, siyasal kutuplaşmanın boyumuzu aşan dalgaları üzerine konuşmak için gelen fırsatı görünce heyecanlandım belki de.
Oyunun geçmişte konumlanmayı tercih etmesi, güçlü tarihsel malzemenin bugünle kurabileceği bağı bir miktar zayıflatsa da Lütfü Usta’yı Şener Şen’den izlemek tabii ki de çok keyifli. Hayatını patronuna hizmet ederek geçirmiş, çevresinde olup bitenler karşısında mesafesini korumaya çalışırken bir anda kendi küçük dünyasındaki düzenin de değiştiğini fark ederek sorgulamaya girişen bir karakter bu. Tam da bu coğrafyaya dair bir dönüşüm kuşkusuz. Özellikle bir anda kraldan çok kralcıya dönüşen Selim karakterinin yarattığı kontrastla fitili ateşleniyor her şeyin. Öngören’in yarım asırlık mizahını bugün bile işler hâle getiren bu karşılaşma, karakterler arasındaki sınıfsal uçurumları giderek daha görünür kılıyor.
Tekrar Şener Şen’e dönmek gerekirse… Zengin Mutfağı‘nın alametifarikası direkt kendisi. Filmlerini izleyerek büyüdüğümüz, şakalarını tekrar, şivelerini taklit ederek mizahla ilişkimizi pekiştirdiğimiz çok büyük bir usta Şen. Herhangi bir iltifatın hakkını veremeyeceği kadar dev de bir yetenek. Lütfü Usta’nın huysuz, saf, gururlu ve bir taraftan da giderek huzursuzlaşan profili üzerine cuk oturuyor. O kadar doğal bir ritimle oynuyor ki Şen, Lütfü Usta’nın biz salona gelmeden önce var olduğuna, ayrıldıktan sonra da var olmaya devam edeceğine ikna oluyoruz. Böylesine hayranlık beslediğiniz bir aktörü sahnede, birkaç metre ötede, canlı bir performansın bütün kırılganlığı ve enerjisiyle izleyebilmek de eşsiz bir deneyim dolayısıyla. Yerine koyulabilecek bir his yok bence.
@Bostancı Gösteri Merkezi, 28 Ekim 2026
Tabii ki de mutfağın diğer sakinleri Gizem Ergün, Onay Kaya, Kutay Sandıkçı ve Uğur Arda Başkan’ı da görmezden gelmemeli. Şen’in yükünü hafifleten bir uyum var aralarında. Geleneksel anlatım biçimini koruyan, politik dertlerini tarihsel çerçevesinin pek dışına çıkarmayan bu sahnelemede, hiç kimsenin Şener Şen karşısında gölgelenmemesi de büyük başarı. Ama daha cesur bir yorum için kapıların aralanmasını beklediğimi inkâr edemiyorum galiba. Bir de tüm bunlara ilaveten, prodüksiyonla hiçbir alakası olmasa da Bostancı Gösteri Merkezi’nin tiyatro oyunu sırasında yenmek üzere patlamış mısır satmasını da konuşabilir miyiz bir ara? Oyun sırasında sürekli fotoğraf çeken seyircisinin de ayrıca kulaklarını çınlattığım bilinsin isterim. Salon adabında bu kadar geriye düştüğümüzün farkında değildim.