Söz, bu sefer geri döndüm! Ciddiyim. 2020 filmlerini izleyip yazacağım çünkü önümüzdeki haftalarda (Twitter’dan da yüz bin milyon kere reklamını yaptığım üzere) Londra Film Festivali’ne basın...
Korona, ülke değiştirmeli taşınma, askerlik, kişisel bedbahtlıklar, Drag Race 11. sezon, All Stars 5, Kanada, üstüne yeni Yan Odadan Filmler derken 2020 sinema yılını topluca unuttum...
Ariana Grande’yle yaşadığı ilişkiden sonra adını hafızalarımıza kazıdığımız Saturday Night Live öğrencisi Pete Davidson, 11 Eylül saldırıları sırasında hayatını kaybeden bir itfaiyecinin oğlu olmasını komedi rutinlerinde...
Netflix’in dünya üzerindeki bütün heteroseksüellerin beynini yıkayarak herkesi eşcinselleştirme, LGBT sayısını artırarak toplumun ahlakını bozma ve yozlaştırma çabalarıyla ilgili tonlarca gerzekçe fikir dinlediğimiz şu günlerde kimlik...
David Cronenberg’in oğlu eşliğinde beyin implantı teknolojisi sayesinde suikast işlemek üzere başkalarının bedenlerine girilebildiği yakın bir geleceğe ışınlanmak ister misiniz? Possessor’a önden buyrun o zaman. Antiviral...
Harvey Weinstein’in kellesini kesip tanrılara armağan ettikten sonra film endüstrisindeki dikkat çeken güç değişimi kadın merkezli anlatılara ve anlatıcılara eskiye göre daha fazla fırsat yaratırken o...
Jane Austen kitaplığının okurken en çok “Ama neden?” dedirten parçası Emma bir kez daha beyazperdeye uyarlandı bu yıl biliyorsunuz ki. Korona virüsünün oluşturduğu yeni dünya düzeninde...
Kitleler tarafından henüz Alman sinemasının sıradaki kurtarıcısı olduğu kabul görmemiş deha Christian Petzold, tansiyonu düşük büyülerinden birini daha seyirci karşısına çıkarmıştı geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde. Undine ismini...
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm derken yine attım kendimi 2020 sinema yılının kollarını. Blogu minimum bir sene daha kapatmama kararı almamın üzerine de...
Margot Robbie’nin yapmacık yapımcı kimliğini konuşturduğu projeler birer birer seyirci karşısına çıkarken beyaz ya da neredeyse beyaz kadın oyuncu çeşitliliğini önümüze sunan, fırsatı çok da uzağa göndermeyen...
Dünyanın benim fikirlerimi duymaya ne kadar ihtiyacı var diye kara kara düşündüğüm günlerde sosyal medyadan gelen desteğin yardımıyla oturdum yine klavyenin başına. Korona dünyası sağolsun Never...
Narsist bir sosyopatla mevcut ilişkisini zar zor bitiren bir kadının hikâyesi olması benim adıma zamanlı ve neredeyse otobiyografik bir değer taşıyor diye üzerine düştüğüm The Invisible...
Kim derdi ki sinema salonlarının ölümü ve evlerimizden vizyon filmlerine belli bir ücret karşılığında ulaşmamızın startını Çin menşeli bir virüs verecek. Karantina günlerinin her boşlukta bir...
Çöpe atılmış gibi hissettiren 15 ay ve üstüne gelen korona krizi yüzünden 2020 sinema yılına girişi Mart ortasında bir VOD filmiyle yapmak varmış. Parks and Recreation’ın...
Bu yıl bir ilk gerçekleştirip bedelli sebebiyle es vermek zorunda kaldığım bir film yılını izlediklerimin tamamı hakkında fikir beyan etmeden tamamlayacağım sanırım. Esasında 1917 de bu...
Kamera arkasında kalemiyle varlığını hissettirdiği Frances Ha’dan sonra modern klasik diye etiketlemekten hiç çekinmediğim Lady Bird’ü dünyaya bahşeden Greta Gerwig, şimdi de defalarca sinemaya ve televizyona...
Askerden önce koştur koştur izleyip haklarında fikir beyan edemediğim 4 değil, 8 filmi masaya yatıracağım izninle. Yahu neden bu kadar biriktirdin, hadi biriktirdin bari yazma diyebilirsiniz...
Bedelli sonrası film yazılarına geri dönüşümü televizyon filmlerinin/filmsilerinin vazgeçilmez ismi Jay Roach’un imzasını taşıyan Bombshell ile gerçekleştireceğim izninizle. The Big Short’ta dünya ekonomisine yön veren bir...
Klasik prenses ve biricik sevdiceği masalını bir kenara atıp kızkardeşler üzerinden kalpleri fetheden bir öykü anlattığı için takdir etmekten kendimizi alamadığımız Frozen, Disney’in gelmiş geçmiş en...
Önümüze düşen her Oscar filmini beğendiğimiz 2019’da The Two Popes’tan sonra ekrana lanet yağdırdığım bir filmle daha buluştum nihayet: Ford v Ferrari. Yaklaşık otuz sene öncesinin...